TBMM'de gerçekleştirdiği basın toplantısında gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulunan HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, Diyarbakır'ın Çınar ile Mardin'in Mazıdağı ilçeleri arasında çıkan yangın sebebiyle söz konusu bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğini ve yangının çıkışında ve durdurulamamasında ihmali bulunanların cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Akdeniz'de 3.2 büyüklüğünde deprem Akdeniz'de 3.2 büyüklüğünde deprem

Demir, ayrıca DEDAŞ kaynaklı sorunlara değindikten sonra; gündemdeki yerini koruyan Filistin'de ki soykırım suçuna fiilen iştirak eden Türkiye vatandaşlığı bulunan katiller, vergi sistemindeki adaletsizlik ve asgari ücret tartışmalarını gündemine alarak önemli değerlendirmelerde bulundu.

"Yangından etkilenen bölge afet bölgesi ilan edilmeli, zarar gören tüm çiftçilerimizin zararları ivedilikle karşılanmalı"

Diyarbakır'ın Çınar ile Mardin'in Mazıdağı ilçeleri arasında çıkan yangın ile sözlerine başlayan Demir, "Yangının çıkış sebebi ve yangına müdahalede geç ve yetersiz kalındığı ile ilgili bütün iddialar ciddiyetle araştırılmalı," diyerek "kasıt ya da ihmali bulunanlar hakkında etkin bir soruşturma yürütülerek sorumluluğu bulunanlar cezalandırılmalıdır." ifadelerini kullandı.

Demir şunları kaydetti:

"Diyarbakır'ın Çınar ile Mardin'in Mazıdağı ilçeleri arasında çıkan yangın maalesef büyük bir facia ile sonuçlandı. Yangın faciasında vefat eden kardeşlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabır-ı cemil; yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Yangının çıkış sebebi ve yangına müdahalede geç ve yetersiz kalındığı ile ilgili bütün iddialar ciddiyetle araştırılmalı, kasıt ya da ihmali bulunanlar hakkında etkin bir soruşturma yürütülerek sorumluluğu bulunanlar cezalandırılmalıdır. Bununla birlikte yangından etkilenen bölge afet bölgesi ilan edilmeli, zarar gören tüm çiftçilerimizin zararları ivedilikle karşılanmalı, mağduriyetleri giderilmelidir. Bu bağlamda çiftçilerimizin var olan borçları da silinmeli, yeni destek programları hayata geçirilmelidir. Bundan sonraki olası yangınların önüne geçebilmek için var olan tedbirler artırılmalıdır."

"Bölgedeki elektrik iletim hatları oldukça eski, yenileme çalışmaları yetersiz ve sık sık trafo patlamalarının yaşanıyor"

Özelleştirilen Elektrik Dağıtım Şirketleri'nin halkı mağdur ettiğini belirten Demir, "Öte yandan 15 kişinin vefatına neden olan yangınla ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda, yangının Dicle Elektrik'in sorumluluğunda olan elektrik direğinden kaynaklı olduğu belirtilmişti. Şirketten yapılan açıklamada ise yangının elektrik kaynaklı olmadığı, özel mülkteki anız yakımından çıktığı iddia edildi. DEDAŞ sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor. Bölgede daha önce çıkan birçok yangının elektrik kaynaklı olduğu kamera görüntüleri ve görgü tanıklarının ifadesiyle kanıtlanmıştı. Öte yandan bölgedeki elektrik iletim hatlarının oldukça eski olduğu, yenileme çalışmalarının yetersiz kaldığı ve sık sık trafo patlamalarının yaşandığı bilinmektedir." dedi.

"DEDAŞ kaynaklı sorun ve şikayetlerin haddi hesabı yok"

"DEDAŞ kaynaklı sorun ve şikayetlerin haddi hesabı yok." diye belirten Demir, "Mardin'in Kızıltepe'ye bağlı mahalleleri ile Şanlıurfa'nın kırsal kesimlerini kapsayan planlı elektrik kesintileri halkımızı mağdur etmektedir. Elektrik kesintileri sebebiyle bölgedeki insanların suya erişimi de kısıtlanmaktadır. Yine Şanlıurfa ve Mardin bölgeleri başta olmak üzere mevcut kesintilere ek olarak temmuz ayından itibaren tarımsal sulama yapan vatandaşların elektriklerinin kesileceği ifade edilmektedir. Bu durum çiftçilerimizi yine zarara uğratacaktır. Elektrik saatleri direklerin üzerine çıkarılarak kaçak oranı sıfıra indirilmişken hiçbir gerekçe gösterilmeden yapılacak uygulamanın makul bir izahı olamaz. DEDAŞ ayrıca borçlu, borçsuz ayırmaksızın çiftçilerin mazot, gübre ve ürün desteklerine el koyabilmektedir. Böylesi bir hukuksuzluk görülmüş bir şey değil. Çiftçinin ihtiyaç duyduğu desteklemeye DEDAŞ nasıl el koyabiliyor? Bu hukuksuzluğu yapma cesaretini nereden alıyor? DEDAŞ işini yapmalı, denetlenmeli, hukuksuzluğa son vermeli ve halkı mağdur etmeyi bırakmalı. Sebep olduğu zararları da tazmin etmelidir. Bu hususta yetkili kurumların DEDAŞ'a artık dur demesi gerekiyor." şeklinde konuştu.

"Soykırım suçuna fiilen iştirak eden katiller bir an önce tespit edilerek haklarında soykırım suçu kapsamında soruşturma açılmalı"

Soykırım suçuna iştirak eden Türkiye vatandaşı siyonistler ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Demir partisi HÜDA PAR'ın soykırım ve insanlığa karşı suç işleyen yabancıların yargılanması konusunda meclise verdikleri kanun değişkliği teklifini hatırlatarak meclisteki milletvekillerinden destek istedi.

"Bazı basın kuruluşlarında çıkan habere göre Gazze'de 7 Ekim'den bu yana 38 bin masumu katleden Siyonist teröristlerden 4000'inin Türkiye pasaportu taşıdığı iddia edildi"ğinin altını çizen Demir şunları söyledi:

"Gönüllülerle beraber bu sayının 10 bini aştığı iddia ediliyor. Yine aynı habere göre bazı sözde STK ve kuruluşlar, soykırıma iştirak eden gönüllüleri işgal topraklarına taşımak suretiyle bu süreçte etkin rol aldı ve 65 Türk vatandaşı siyonist, Gazze'de çocukları katlederken öldürüldü; 110'u da yaralandı. Soykırım suçuna fiilen iştirak eden bu katiller bir an önce tespit edilerek haklarında soykırım suçu kapsamında soruşturma açılmalı ve gereken cezai müeyyideler uygulanmalıdır.

Bu bağlamda HÜDA PAR olarak verdiğimiz ve önümüzdeki günlerde meclise gelecek olan kanun teklifinde, soykırım ve insanlığa karşı suç işleyen yabancıların yargılanması konusunda Adalet Bakanlığı'nın yanı sıra Meclis'e de yetki verilmesi, Türkiye Cumhuriyet vatandaşı olduğu halde soykırım suçuna ortak olanların yargılanıp cezalandırılması ve yargıdan kaçanların vatandaşlıktan çıkarılarak mal varlıklarına el konulması yer almaktadır. Tüm siyasi partilerin bu teklife destek vermeleri ve bu katillerin vatandaşlıktan çıkarılarak hak ettikleri cezayı almalarının sağlanması bir insanlık görevidir."

"Türkiye'de vergi sistemi denilince ilk akla gelen şey, vergi adaletsizliğine dayanan bir vergi sisteminin uygulanıyor olmasıdır"

Türkiye'de ki vergi sisteminin adaletsizlik üzerine kurulu olduğunu vurgulayan Demir, "Enflasyonla mücadelede gelir artırıcı önlemler kapsamında yeni vergi düzenlemeleri tartışmaların odağında yer almaktadır. Yeni düzenleme ile bazı kalemlerde uygulanan vergi istisnalarının kaldırılması ve bazı alanlarda vergilerin artırılması öngörülmektedir.  Türkiye'de vergi sistemi denilince ilk akla gelen şey, vergi adaletsizliğine dayanan bir vergi sisteminin uygulanıyor olmasıdır. Vergi sistemindeki adaletsizliğin temelinde kazanca dayalı doğrudan vergi oranının, tüketimden alınan ve dolaylı vergiler olarak adlandırılan KDV ve ÖTV gibi vergilerin oranından daha düşük olması yatmaktadır. Kıt kanaat geçinen geniş halk kesiminin ödediği vergi oranı, zengin kesimden alınan vergi oranından daha fazladır. Zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olan en yoksulumuzdan bile tükettiği için vergi alınmaktadır." ifadelerini kullandı.

"Öncelikle vergi adaletsizliği denen bu ucube sisteme neşter atılmalı, kazanca dayalı vergi sistemine ağırlık verilmelidir"

Vergilerin muhatabının yoksullar değil üst gelir grubunun olması gerektiğini söyleyen Demir, "TÜİK'e göre Türkiye'de nüfusun en zengin yüzde 20'lik grubunun toplam gelirden aldığı pay 2023 yılında yüzde 49,8'e çıkarken, nüfusun en yoksul yüzde 20'lik grubunun toplam gelirden aldığı pay yüzde 5,9 olmuştur. Orta gelir grubunu oluşturan nüfusun yüzde 60'lık kesiminin toplam gelirden aldığı pay yüzde 44,3'e gerilemiştir. İstatistiklere bakıldığında üst gelir grubunu oluşturan yüzde 20'lik kesimin toplam gelirden aldığı pay, alt ve orta gelir gruplarını kapsayan yüzde 80'lik kesimin aldığı pay ile neredeyse eşitlenecek duruma gelmiştir. Öncelikle vergi adaletsizliği denen bu ucube sisteme neşter atılmalı, kazanca dayalı vergi sistemine ağırlık verilmelidir. Şayet 'vergiyi tabana yayma' adı altında yeni vergiler ihdas edilecekse, yeni vergilerin muhatabı yoksullar değil, toplam gelirin yarısını alan yüzde 20'lik üst gelir grubu olmalıdır." dedi.

"Enflasyonun ağır faturasını asgari ücretliye kesmek, bu kesimleri alenen açlık ve sefalete mahkûm etmektir"

Son olarak asgari ücret tartışmaları ile ilgili değerlendirilmelerde bulunan Demir, "Yıllık enflasyonun yüzde 65 civarında seyrettiği şu ortamda düşen alım gücü, bu yılın ikinci yarısı için asgari ücretlilerde haklı olarak bir ücret artışı beklentisi oluşturdu. Ancak hükümet yetkililerinin açıklamaları, enflasyonla mücadeleyi olumsuz etkileyeceği düşüncesiyle asgari ücretlilerin artış taleplerinin sonuçsuz kalacağını gösteriyor. Asgari ücret artışı maliyet artışlarına yol açsa da, gelirden pay almada işçi-işveren arasındaki makasın her geçen gün işçi aleyhine açıldığı bu süreçte ücret artışlarının yapılmaması, enflasyonist ortamda asgari ücretliyi enflasyona daha fazla ezdirmek olacaktır. Yıllık enflasyonun yüzde 65'lere dayanmasının müsebbibi asgari ücretli değil. Ama tedbir anlamında faturanın asgari ücretliye kesilmesi haksızlıktır, insani ve vicdani bir yöntem değildir. En düşük kira bedelinin bile neredeyse asgari ücret sınırına dayandığı, enflasyon-zam sarmalında ücretlerin her geçen gün kartopu gibi eridiği, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısının can yaktığı bu süreçte enflasyonun ağır faturasını asgari ücretliye kesmek, bu kesimleri alenen açlık ve sefalete mahkûm etmektir." şeklinde konuştu. (İLKHA)

Kaynak: ilkha