<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ergani Haber - Son Dakika Ergani Haberleri</title>
    <link>https://www.erganigazetesi.com.tr</link>
    <description>Ergani haberleri ile ilgili son dakika gelişmeleri, en sıcak haberler ve geçmişten bugüne tüm detayları Ergani Haber Gazetesi sayfasından takip edebilirsiniz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Jul 2026 08:27:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Otizmde en güçlü tedavi eğitim!]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Otizm Spektrum Bozukluğu'nun en önemli nedeninin genetik yatkınlık olduğunu belirten uzmanlar, aşıların ya da ebeveyn tutumlarının otizme neden olduğuna dair bilimsel kanıt bulunmadığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nun nedenleri, erken belirtileri, tanı süreci, doğru tedavi yaklaşımı ve erken eğitimin bireyin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Otizmin en önemli nedeni genetik yatkınlık!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizm Spektrum Bozukluğu'nun bireyin sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinde farklılıklarla birlikte, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, 'Spektrum olarak tanımlanmasının nedeni ise belirtilerin ve etkilenme düzeyinin her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilmesidir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Günümüzde yapılan bilimsel çalışmaların, otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Genetik faktörlerin yanı sıra bazı çevresel etkenlerin de riski artırabileceği düşünülüyor. Bunlar arasında özellikle ileri baba yaşı ve buna bağlı olarak ileri anne yaşı öne çıkıyor. Geçmişte öne sürülen 'buzdolabı anne' olarak bilinen, ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğu görüşü ise bilimsel olarak geçerliliğini yitirdi. Benzer şekilde aşıların ya da ilaçların otizme neden olduğuna dair iddiaları destekleyen güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor.' şeklinde konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Otizmin ilk belirtileri yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşimde ortaya çıkıyor!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşim alanında ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Yaklaşık 1-1,5 yaş döneminde çocuk, bakım veren kişiyle beklenen düzeyde iletişim kurmayabilir. Erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında; ismi söylendiğinde dönüp bakmaması, göz teması kurmaması, gülümsemeye karşılık vermemesi, bakım veren kişiyle etkileşim kurmakta isteksiz olması, yaklaşık 8-10 aylık dönemde beklenen 'ce-ee' gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemesi bulunabilir.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dil gelişimindeki gecikmeler de önemli uyarı işaretlerindendir. Bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması, iki yaşına gelindiğinde ise iki kelimelik anlamlı cümlelerin kurulamaması uzman değerlendirmesi gerektiren gelişimsel belirtiler arasında yer alır.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Konuşma geç başlasa da doğru eğitim ve dil terapisiyle önemli gelişmeler sağlanabilir!</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Konuşma becerisinin otizmli bireylerde farklı düzeylerde gelişebileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Dil gelişiminin erken başlaması, iletişim becerilerinin ilerlemesini kolaylaştırır. İleri yaşlarda hâlâ konuşma gelişmemiş çocuklarda süreç daha zor olsa da, uygun eğitim programları ile dil ve konuşma terapisi sayesinde önemli gelişmeler sağlanabilir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dr. Öğr. Üyesi Luş, her çocuğun gelişim hızı ve potansiyeli farklı olduğundan, ailelerin erken dönemde uzman değerlendirmesine başvurarak bireysel eğitim planı oluşturmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizm, tek başına zihinsel yetersizlik anlamına gelmez!</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Otizm temel olarak sosyal iletişim alanını etkileyen nörogelişimsel bir durumdur ve tek başına zihinsel yetersizlik anlamına gelmez.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizmli bireylerin zekâ düzeylerinin çok farklı olabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Bazı bireyler üstün bilişsel becerilere sahipken, bazılarında zihinsel gelişim geriliği de tabloya eşlik edebilir. Bu nedenle her otizmli bireyin bilişsel özellikleri ayrı ayrı değerlendirilmeli.' diye konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizm, Down sendromunda olduğu gibi belirli bir genin varlığıyla teşhis edilen bir hastalık değil!</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizmin genetik temeli güçlü olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şöyle devam etti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'İkiz çalışmaları ve aynı ailede birden fazla otizmli bireyin görülebilmesi bu ilişkiyi destekliyor. Günümüzde bazı genetik tarama testleri uygulanabiliyor. Ancak önemli bir noktanın altını çizmek gerekir; genetik testler tek başına otizm tanısı koydurmaz. Otizm, Down sendromunda olduğu gibi belirli bir genin varlığıyla teşhis edilen bir hastalık değildir. Tanı hâlen çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının yaptığı ayrıntılı klinik değerlendirme sonucunda konulur.' </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Otizm için bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış temel yaklaşım eğitim! </b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizmli çocukların ileride bağımsız yaşayıp yaşayamayacaklarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Bu konunun tek bir cevabı yok. Bağımsız yaşam becerileri; otizmin şiddetine, bireyin bilişsel özelliklerine ve aldığı eğitimin niteliğine göre değişiklik gösterir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dr. Öğr. Üyesi Luş, 'Erken tanı alan, düzenli ve nitelikli eğitim gören, hafif düzeyde otizm spektrum bozukluğu bulunan bireylerin ilerleyen yaşlarda bağımsız yaşamalarını, eğitim hayatına devam etmelerini ve çalışma yaşamına katılmalarını sağlayacak becerileri kazanmaları mümkündür. Eğitimin temel amacı da bireyin günlük yaşam, sosyal iletişim ve bağımsızlık becerilerini en üst düzeye çıkarmaktır. Otizm için bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış temel yaklaşım eğitimdir. Bu nedenle çocuğun yalnızca bir özel eğitim kurumuna devam etmesi değil, aldığı eğitimin niteliği büyük önem taşır. Çocuğun bireysel ihtiyaçlarına uygun planlanmış, bilimsel temelli ve düzenli uygulanan eğitim programları, sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine ve yaşam kalitesinin artmasına önemli katkı sağlar.' açıklamasını yaptı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Doğru bilgiye ulaşılması, ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kaygının azalmasına yardımcı olur!</b></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin ilk yapması gerekenin, alanında deneyimli bir uzmandan doğru değerlendirme ve tanı almak olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Doğru bilgiye ulaşılması, ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kaygının azalmasına yardımcı olur. Tanının ardından çocuğun ihtiyaçlarına uygun eğitim planının oluşturulması, gerekli terapilerin başlatılması ve aileye rehberlik edilmesi sürecin en önemli basamaklarını oluşturur. Otizm tanısı alan ergenlerde de durumun uygun şekilde açıklanması ve bireyin kendi farklılığını anlaması, psikolojik uyum açısından olumlu katkılar sağlayabilir.' <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim.jpg" type="image/jpeg" length="81236"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz tatilinde çocuklarda ishal alarmı: Hangi belirtiler ciddiye alınmalı?]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-tatilinde-cocuklarda-ishal-alarmi-hangi-belirtiler-ciddiye-alinmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-tatilinde-cocuklarda-ishal-alarmi-hangi-belirtiler-ciddiye-alinmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Besinlerin uygun koşullarda saklanmaması, hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi ve ortak kullanım alanları, çocuklarda ishal vakalarının yaz döneminde daha sık görülmesine neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz ayları çocuklar için deniz, havuz ve açık havada geçirilen keyifli günleri beraberinde getirirken, sıcak havanın etkisiyle mide-bağırsak enfeksiyonlarının görülme sıklığı da artabiliyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Fikret İşbilir, ishalin çoğu zaman kendiliğinden düzelebilen bir tablo olsa da özellikle küçük çocuklarda gelişebilecek sıvı kaybının dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yazın ishal neden daha sık görülüyor?</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yüksek hava sıcaklıklarının, mikroorganizmaların gıdalarda daha hızlı çoğalmasına zemin hazırlayabildiğini söyleyen İşbilir, 'Açıkta bekleyen yiyecekler, yeterince temizlenmemiş sebze ve meyveler, güvenilir olmayan içme suları ve hijyenik olmayan havuzlar çocuklarda bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uzm. Dr. Fikret İşbilir, yaz aylarında yalnızca virüslerin değil, bazı bakterilerin de ishal vakalarında önemli rol oynadığını belirterek şu bilgileri paylaştı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Bazı bakteriler bağırsaklara yerleşerek toksin adı verilen maddeler salgılar. Bu toksinler bağırsakların normal çalışma düzenini bozabilir ve bağırsakların vücuttaki su ile mineralleri dışarı atmasına neden olabilir. Bunun sonucunda çocuklarda kısa sürede yoğun sıvı kaybı gelişebilir. Özellikle Enterotoksijenik Escherichia coli (ETEC) adı verilen bakteri, çocuklarda görülen bakteriyel ishallerin önemli etkenlerinden biridir.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Her belirti aynı hastalığı işaret etmez</span></span></span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İshalin çoğu zaman birkaç gün içinde düzelebilse de bazı belirtilerin daha yakından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Fikret İşbilir, 'Ebeveynlerin yalnızca ishalin sayısına değil, çocuğun genel durumuna da dikkat etmesi gerekir. Çocuk oyun oynamak istemiyor, halsiz görünüyorsa veya sıvı tüketemiyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ebeveynler evde nelere dikkat etmeli?</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İshal döneminde en önemli amacın, çocuğun kaybettiği sıvının yerine konulması olduğunu hatırlatan İşbilir, 'Çocuk kusmuyorsa sık aralıklarla su ve yaşına uygun sıvılar verilmelidir. Kusma varsa sıvılar azar azar ancak sık aralıklarla sunulmalıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirmeye mutlaka devam edilmelidir. Gazlı içecekler, şeker oranı yüksek meyve suları ve rastgele hazırlanmış karışımlar ise uygun değildir.' diye ekledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Beslenmenin tamamen kesilmesinin de doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Uzm. Dr. Fikret İşbilir, çocuğun tolere edebildiği ölçüde yaşına uygun beslenmenin sürdürülmesinin iyileşme sürecine katkı sağlayacağını ifade etti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bu belirtiler varsa beklemeyin</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz aylarında görülen ishal vakalarının büyük bölümü destek tedavisiyle düzelirken, bazı belirtilerin acil değerlendirme gerektirebileceğini vurgulayan İşbilir, 'Dışkıda kan görülmesi, yüksek ateş, sürekli kusma, ağızdan sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma, ağız kuruluğu, gözlerde çöküklük, ağlarken gözyaşı olmaması, aşırı uyku hali veya belirgin halsizlik ciddi sıvı kaybının işareti olabilir.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tatilde basit önlemler büyük fark oluşturuyor</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz tatilinde alınacak birkaç basit önlemin, çocukları bağırsak enfeksiyonlarından korumaya yardımcı olabileceğine dikkat çeken İşbilir, 'Çocuklara yemek öncesi ve tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığı kazandırılması, içme suyu güvenilir olmayan yerlerde ambalajlı su tercih edilmesi, açıkta beklemiş yiyeceklerin tüketilmemesi, sebze ve meyvelerin iyi yıkanması, soğuk zincirin korunması ve havuz hijyenine dikkat edilmesi enfeksiyon riskini azaltabilir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Rastgele ilaç kullanımı doğru değil</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İshal görüldüğünde ailelerin en sık yaptığı hatalardan birinin hekime danışmadan ilaç kullanmak olduğunu belirten Uzm. Dr. Fikret İşbilir, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Her ishal antibiyotik gerektirmez. Aynı şekilde ishali durdurmaya yönelik ilaçlar da özellikle çocuklarda hekim önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Tedavi, çocuğun yaşı, genel durumu ve enfeksiyonun nedenine göre planlanmalıdır. Erken dönemde doğru sıvı desteği ve uygun tıbbi değerlendirme, olası komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşır.' <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-tatilinde-cocuklarda-ishal-alarmi-hangi-belirtiler-ciddiye-alinmali</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/yaz-tatilinde-cocuklarda-ishal-alarmi-hangi-belirtiler-ciddiye-alinmali.jpg" type="image/jpeg" length="83771"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Planlı beslenme kanser hastalarının yaşam kalitesini artırıyor!]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, doğru planlanmış beslenme programının; kanser hastasının vücut ağırlığını ve kas kütlesini korumasına, tedaviye uyumunun artmasına, yan etkilerin hafiflemesine ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağladığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kanser tanısı almak, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlayıcı bir sürecin başlangıcıdır. Bu süreçte uygulanan cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler hastalığın kontrol altına alınmasını amaçlarken, beslenme de tedavinin en önemli destekleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uz. Dyt. Nilay Güler, kanser hastalarında doğru beslenme yaklaşımının önemine dikkat çekti.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Kanserde tek tip beslenme modeli tercih edilmemeli</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Onkoloji hastalarında herkes için geçerli tek bir beslenme modelinin bulunmadığını belirten Güler,  'Her hastanın yaşı, kanserin türü ve evresi, uygulanan tedavi yöntemi, laboratuvar değerleri ve mevcut beslenme durumu ayrı ayrı değerlendirilerek kişiye özel bir beslenme programı hazırlanmalıdır.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Dengeli ve yeterli beslenme tedavinin temelini oluşturuyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kanser ve tedavi sürecinin, vücudun enerji ve protein ihtiyacını artırabileceğine işaret eden Güler,  'Buna ek olarak iştahsızlık, bulantı, kusma, tat ve koku değişiklikleri, ağız yaraları, yutma güçlüğü ve bağırsak problemleri nedeniyle yeterli besin alımı zorlaşabilir. Bu durum zamanla istemsiz kilo kaybına, kas erimesine (sarkopeni), bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tedaviye toleransın azalmasına yol açabilir. Bu nedenle erken dönemde başlanan beslenme desteği, bu olumsuzlukların önlenmesinde kritik rol oynar. Kanser hastaları için özel bir 'mucize diyet' bulunmamakla birlikte, tüm besin gruplarını içeren dengeli bir beslenme planı büyük önem taşır.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Yeterli enerji alımı sağlanmalıdır</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Güler, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Protein açısından zengin besinler (yumurta, süt ve süt ürünleri, et, tavuk, balık, kuru baklagiller) düzenli tüketilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi ihmal edilmemelidir. Tam tahıllar ve lif açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Zeytinyağı, ceviz, badem, fındık, avokado ve yağlı balıklar gibi sağlıklı yağ kaynakları yeterli miktarda alınmalıdır. Günlük sıvı ihtiyacı karşılanmalıdır. Alkol ve sigaradan uzak durulmalıdır. Tedavi sürecinde görülen yan etkilere yönelik beslenme önerileri bu şekilde planlanmalı; </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İştahsızlık: Az ve sık öğünler tercih edilmelidir. Ana öğünler atlanmamalı, ara öğünlerle desteklenmelidir. Enerji ve protein içeriği yüksek gıdalar seçilmelidir. Sıvı tüketimi yemeklerle aynı anda değil, öğün aralarında yapılmalıdır.  </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bulantı ve kusma: Yağlı ve ağır kokulu yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Galeta ve kraker gibi kuru gıdalar bulantıyı azaltabilir. Küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek tüketilmelidir. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ağız yaraları ve yutma güçlüğü: Ilık veya soğuk, yumuşak gıdalar tercih edilmelidir. Yoğurt, çorba, püre ve smoothie gibi besinler tüketilebilir. Baharatlı, asitli, çok sıcak ve sert yiyeceklerden kaçınılmalıdır. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İshal: Sıvı alımı artırılmalıdır. Muz, pirinç, patates ve yoğurt gibi kolay sindirilen besinler tercih edilmelidir. Yağlı ve aşırı lifli gıdalar geçici olarak sınırlandırılmalıdır.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kabızlık: Günlük sıvı tüketimi artırılmalıdır. Sebze, meyve ve tam tahıllar düzenli olarak tüketilmelidir. Uygun hastalarda fiziksel aktivite bağırsak hareketlerini destekleyebilir. Takviye ürünler bilinçsiz kullanılmamalı.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kanser hastalarında vitamin, mineral ve bitkisel ürünlerin kontrolsüz kullanımının tedaviyle etkileşime girebileceğini söyleyen Güler, bu nedenle herhangi bir takviye ürünün mutlaka hekim ve diyetisyen önerisiyle kullanılması gerektiğini, 'doğal' olması her ürünün güvenli olduğu anlamına gelmediğini kaydetti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b> 'Kanseri tedavi eden besin' iddialarına dikkat</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Güler, 'Bilimsel çalışmalar, tek bir besinin kanseri tedavi ettiğini göstermemektedir. Mucize diyetler, detoks uygulamaları veya bilimsel temeli olmayan beslenme yaklaşımları yerine; kişiye özel, dengeli ve kanıta dayalı beslenme programları en doğru yaklaşım olarak kabul edilmektedir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Beslenme, tedavinin ayrılmaz bir parçası olarak planlanmalı </b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Onkoloji hastalarında beslenmenin, tedavi sürecinin tamamlayıcı ve kritik bir bileşen olduğunu söyleyen Güler, 'Amaç yalnızca kilo kontrolü değil; kas kütlesinin korunması, bağışıklığın desteklenmesi, yan etkilerin azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Bu nedenle beslenme planı her hastaya özel olarak hazırlanmalı ve onkoloji ekibi ile birlikte çalışan diyetisyen tarafından düzenli olarak takip edilmelidir. Doğru zamanda verilen doğru beslenme desteği, tedavi sürecinin daha konforlu ve başarılı ilerlemesine önemli katkı sağlar.' şeklinde konuştu.<b> (İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:54:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="50348"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şanlıurfa'da bir ilk: Hayat kurtaran OED cihazları hizmete girdi]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-bir-ilk-hayat-kurtaran-oed-cihazlari-hizmete-girdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-bir-ilk-hayat-kurtaran-oed-cihazlari-hizmete-girdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şanlıurfa'da ani kalp durmalarına karşı yaşam şansını artıracak önemli bir sağlık yatırımı hayata geçirildi. Sağlık Bakanlığı ile ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen yerli Otomatik Eksternal Defibrilatör (OED) cihazları, ilk kez vatandaşların doğrudan kullanabileceği kamusal alanlara yerleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde yürütülen çalışma kapsamında OED cihazları; Balıklıgöl Platosu, Eyyübiye Sabır Makamı, Rabia Meydanı ile 35 Metre Yolu üzerindeki Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi çevresinde vatandaşların hizmetine sunuldu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yoğun insan hareketliliğinin bulunduğu bu noktalara yerleştirilen cihazlarla, ani kalp durmalarında sağlık ekipleri olay yerine ulaşıncaya kadar geçen kritik sürede erken müdahalenin sağlanması ve hayatta kalma oranlarının artırılması hedefleniyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <div class='embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube' data-align='none' data-oembed='https://youtu.be/OTZrhM6NCEM' data-oembed_provider='youtube' data-resizetype='noresize' data-title='https://youtu.be/OTZrhM6NCEM'><iframe allowfullscreen='true' allowscriptaccess='always' frameborder='0' height='349' scrolling='no' src='//www.youtube.com/embed/OTZrhM6NCEM?wmode=transparent&jqoemcache=Lv6vr' title='https://youtu.be/OTZrhM6NCEM' width='425'></iframe></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tamamen yerli ve milli imkânlarla geliştirilen OED cihazları, kalp ritmini otomatik olarak analiz ederek gerekli durumlarda elektroşok uygulayabiliyor. Sesli ve görsel yönlendirme sistemi sayesinde sağlık personeli olmayan vatandaşlar tarafından da güvenli şekilde kullanılabilen cihazlar, kullanıcıyı adım adım yönlendirerek doğru müdahalenin yapılmasına yardımcı oluyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Şanlıurfa İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Erhan Berk, ani kalp durmalarında ilk dakikaların hayati önem taşıdığına dikkat çekerek 'Ani kalp durmalarında ilk dakikalarda yapılacak doğru müdahale, hastanın yaşam şansını önemli ölçüde artırmaktadır. Sağlık Bakanlığımızın öncülüğünde ve ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen yerli ve milli OED cihazlarının ilimizde vatandaşlarımızın hizmetine sunulması, acil sağlık hizmetleri açısından önemli bir kazanımdır. Yoğun insan sirkülasyonunun bulunduğu noktalara yerleştirilen bu cihazlar sayesinde, 112 Acil Sağlık ekiplerimiz olay yerine ulaşıncaya kadar geçen kritik sürede hayat kurtarıcı müdahalelerin yapılabilmesi mümkün olacaktır. Amacımız, ilimizde acil durumlara müdahale kapasitesini güçlendirmek ve vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini daha da etkin hale getirmektir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şanlıurfa Acil Sağlık Hizmetleri ATT ve İlk Yardım Eğitmeni Zehra Tankuş ise OED cihazlarının herkes tarafından rahatlıkla kullanılabilecek şekilde tasarlandığını belirterek 'Cihaz sesli ve görsel komutlarla kullanıcıyı yönlendiriyor. Kalp ritmini analiz ederek gerektiğinde otomatik olarak şok uygulanmasını sağlıyor ve kalp masajı sürecini adım adım yönetiyor. Bu özelliği sayesinde sağlık personeli olmayan vatandaşlarımız da doğru müdahaleyi güvenli bir şekilde yapabiliyor.' ifadelerini kullandı. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Şanlıurfa, Sağlık</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-bir-ilk-hayat-kurtaran-oed-cihazlari-hizmete-girdi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:30:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/sanliurfada-bir-ilk-hayat-kurtaran-oed-cihazlari-hizmete-girdi.jpeg" type="image/jpeg" length="68986"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dişler için tehlikeli ikili: Asit ve şeker]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/disler-icin-tehlikeli-ikili-asit-ve-seker</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/disler-icin-tehlikeli-ikili-asit-ve-seker" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şekerli ve yapışkan gıdaların sık tüketilmesinin, diş minesindeki mineral kaybını hızlandırarak çürük oluşumunu tetiklediğini belirten uzmanlar, diş çürüğü açısından tüketilen şeker miktarından çok gün içindeki tüketim sıklığının önemli olduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şekerli besinlerle tüketilen asitli içeceklerin diş minesini saatlerce savunmasız bırakabildiğine dikkat çeken Restoratif Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, şeker ve asit içeren yiyeceklerin diş minesinde etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yapışkan atıştırmalıklar diş yüzeyinde uzun süre kaldığı için çürük riskini artırıyor!</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yapışkan ve şekerli gıdaların, yüksek oranda ilave şeker içeren, çiğnendiğinde diş yüzeylerine ve dişlerin aralarına sıkıca yapışarak uzun süre temizlenemeden kalabilen yiyecekler olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, 'Diş yüzeyinde uzun süre tutunduklarında ve tükürüğün etkisi ile kolayca temizlenemediklerinde ağız içindeki bazı bakteriler tarafından şeker fermente edilir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Fermantasyon sonucu asit oluşumu gerçekleştiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, 'Ağız içi ortamın pH seviyesi düşer. Oluşan bu asitler 'demineralizasyon' yani çürük sürecini başlatır. Özellikle karamel, lokum, şekerleme, kuru meyveler ve yapışkan atıştırmalıklar diş yüzeyinde daha uzun süre kaldıkları için çürük riskini yükseltir.' şeklinde konuştu. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Diş çürüğünün ilk basamağı demineralizasyon!</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Diş minesinin yaklaşık yüzde 96'sının hidroksiapatit adı verilen kalsiyum-fosfat minerallerinden oluştuğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, 'Diş minesinde demineralizasyon, asidik ortamın etkisiyle mine yapısındaki hidroksiapatit kristallerinden kalsiyum ve fosfat iyonlarının çözünerek uzaklaşması sonucu meydana gelen mineral kaybı sürecidir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bu olayın, dental çürüğün başlangıç basamağını oluşturduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, 'Demineralizasyon süreci şekerli gıdalar tüketilmesi ile başlar, ağızdaki bakteriler karbonhidratlı besinleri metabolize eder ve bakteri metabolizması sonucunda organik asitler meydana gelir. Ağız ortamının pH'ı yaklaşık 5,5'in altına düştüğünde ise mine yüzeyinde ilk mineraller çözünmeye başlar. Süreç tekrarladıkça mineral kaybı artar. Mine gözenekli hale gelir, beyaz lekeler ortaya çıkar ve diş hassasiyeti artar ve başlangıçta beyaz leke şeklinde görülen çürük lezyonları demineralizasyon ilerledikçe koyu renkli ve derin çürük lezyonları ile izlenir.' açıklamasını yaptı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Diş çürüğü açısından şekerin ne kadar tüketildiğinden çok, ne sıklıkla tüketildiği önemli! </span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sık şeker tüketimi ile tek seferde yüksek miktarda şeker tüketimi arasında risk farkı olup olmadığını değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, şunları söyledi:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Risk açısından şeker tüketim sıklığı, tüketilen toplam şeker miktarından daha önemlidir. Gün içinde sık aralıklarla şeker tüketimi, dişlerin asit saldırılarına daha fazla maruz kalmasına neden olduğundan çürük riskini artırır. Örneğin, aynı miktardaki şekerin tek seferde tüketilmesi ile gün boyunca birçok kez tüketilmesi karşılaştırıldığında, sık tüketim sonrasında ağız pH'ı tekrar tekrar kritik seviyenin altına düşer ve tükürüğün mineyi remineralize etmesi için yeterli zaman kalmaz. Bu nedenle demineralizasyon süresi uzar ve çürük oluşma riski artar.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Demineralizasyon geri döndürülebilir bir süreç!</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Demineralizasyonun geri döndürülebilir bir süreç olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, 'Ağızdaki asit atağı bittiğinde, tükürük devreye girer. Tükürüğün içindeki kalsiyum, fosfat ve florür iyonları diş minesine yeniden kazandırılarak zayıflayan bölgeleri yeniden yapılandırır.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bu sürece de 'remineralizasyon' denildiği bilgisini paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, 'Ancak demineralizasyon hızı sık şeker tüketimi, kötü fırçalama gibi nedenlerle remineralizasyon hızından fazla olursa, diş minesi geri dönüşümsüz olarak mineral kaybeder ve geri dönüşümsüz diş çürüğü oluşur. Oluşan çürük dental tedaviler ile restore edilmelidir.' diye konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Asit diş minesini doğrudan zayıflatıyor, şeker hasarı artırıyor!</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Asitli ve şekerli gıdaların birlikte tüketilmesinin, diş çürüğü ve mine erozyonu riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, 'Bunun nedeni, asitlerin diş minesini doğrudan zayıflatırken, şekerin ağız bakterileri tarafından metabolize edilerek ek asit üretimine yol açmasıdır.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tükürüğün, ağızdaki asidi nötralize etmek ve mineral takviyesi yapmakla görevli olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, 'Ancak ortamda hem dışarıdan gelen asit hem de içeride üretilen şeker asidi olduğunda, tükürüğün temizleme ve pH'ı normale döndürme süresi çok uzar. Diş minesi saatlerce savunmasız kalır. Örneğin kola, gazoz, enerji içecekleri, aromalı soğuk çaylar veya şekerli meyve suları çürük oluşturma riski yüksek içeceklerdir.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Diş minesinin en büyük düşmanlarından biri şeker, diğeri de asit!</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şeker tüketiminin ardından dişlerin hemen fırçalanmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, 'Özellikle asitli ve şekerli gıdalar sonrasında yapılan fırçalama, mine kaybını artırabilir. Genel olarak önerilen yaklaşım; şekerli gıdaların ardından ağzın su ile çalkalanması ve şekersiz sakız çiğnenerek tükürük akışı sağlanmasıdır. Diş fırçalamak için yaklaşık 30–60 dakika beklenmesi önerilir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bir gıdanın paketinde 'şekersiz' yazması veya tadının tatlı olmamasının, onun diş dostu olduğu anlamına gelmediği uyarısını yapan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Diş minesinin en büyük düşmanlarından biri şekerse, diğeri de asittir. Doğrudan asit içeren tehlikeler arasında; limon, sirke ve turşular, diyet / sıfır şekerli gazlı içecekler ve meyveli/aromalı maden suları sayılabilir. Yine tuzlu olarak bilinen nişasta açısından zengin cips, kraker ve bisküviler, beyaz ekmek, lavaş gibi birçok gıda çürük riskini arttıran gıdalardır.' <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/disler-icin-tehlikeli-ikili-asit-ve-seker</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 18:16:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/disler-icin-tehlikeli-ikili-asit-ve-seker.jpg" type="image/jpeg" length="21248"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan uyarı: Yaz ishalleri çocuklarda hayati risk oluşturabiliyor]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/uzmandan-uyari-yaz-ishalleri-cocuklarda-hayati-risk-olusturabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/uzmandan-uyari-yaz-ishalleri-cocuklarda-hayati-risk-olusturabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan hava sıcaklıklarıyla birlikte çocuklarda ishal vakalarında da artış yaşanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdulhakim Güneş, özellikle küçük çocuklarda gelişen sıvı kaybının hayati tehlikeye yol açabileceğini belirterek, aileleri hijyen, güvenli su tüketimi ve bilinçsiz ilaç kullanımı konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde yükselen hava sıcaklıklarıyla birlikte çocuklarda görülen ishal vakaları da artış gösteriyor. Uzmanlar, sıcak havalarda bozulan gıdalar, hijyenik olmayan sular ve kişisel hijyen eksikliğinin enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştırdığına dikkat çekerken, özellikle küçük çocuklarda gelişen sıvı kaybının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyor.</p> <p>Güneş, yaz aylarında artan ishal vakalarının nedenleri, ailelerin yaptığı yanlışlar ve alınması gereken önlemler hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.</p> <p><strong>Sıcak hava ve hijyen sorunları ishali artırıyor</strong></p> <p>Yaz aylarında görülen ishal vakalarının en önemli nedeninin sıcak hava olduğunu belirten Dr. Güneş, sıcaklığın artmasıyla birlikte gıdaların daha hızlı bozulduğunu ve su hijyeninde yaşanan sorunların hastalık riskini artırdığını söyledi.</p> <p>Dr. Güneş, 'Günümüzde yaz aylarında ishal vakalarının artmasının birinci sebebi genellikle sıcaklardır. Sıcakların artmasıyla birlikte gıdaların bozulması veya suların hijyeninin bozulması nedeniyle hastalıklar artabiliyor. Özellikle küçük çocuklar henüz hijyen kurallarını bilmedikleri için ellerini sağa sola değdirebiliyor ve bu şekilde mikropları kapabiliyorlar. Bu durum belli bir noktadan sonra toplum içerisinde de kendiliğinden yayılabiliyor.' dedi.</p> <p><strong>En büyük tehlike sıvı kaybı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>İshal olan çocuklarda en önemli riskin sıvı kaybı olduğuna dikkat çeken Güneş, ailelerin bazı belirtileri iyi takip etmesi gerektiğini ifade etti.</p> <p>Dr. Güneş, 'İshal olan bir çocukta bizim için en önemli konu çocuğun sıvı kaybıdır. Sıvı kaybına bağlı olarak ailelerin anlayabileceği belirtiler arasında aşırı halsizlik, yorgunluk, gözlerini açamama, göz çukurlarında çökme ve dudaklarda kuruluk yer alıyor. Bunun dışında bizim tıbben değerlendirdiğimiz kalp atımının hızlanması, cildin susuz kalmasına bağlı olarak deri turgorunun azalması, tansiyonun düşmesi ve kan şekerinin düşmesi gibi bulgular görüldüğünde mutlaka hastaneye veya acil servise başvurmakta fayda var.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>Bilinçsiz ilaç kullanımı tedaviyi geciktiriyor</strong></p> <p>Ailelerin en sık yaptığı hatalardan birinin doktora danışmadan ilaç kullanmak olduğunu dile getiren Dr. Güneş, 'Ailelerin en sık yaptığı hatalardan biri herhangi bir sağlık çalışanına danışmadan ilaç başlamalarıdır. Özellikle antibiyotik başlayabiliyorlar. Bunun dışında daha önce hekimin önerdiği bir ilacı başka bir sebeple verilmiş olmasına rağmen ishale de uygun olduğunu düşünerek verebiliyorlar. Uzun süreli ishalleri de atlayabiliyorlar. Mesela çocuk her gün iki veya üç defa ishal oluyorsa sayı az diyerek hekime veya acile götürmeyebiliyorlar. Sıvıyı takip etmiyorlar, yeterli sıvıyı vermeyebiliyorlar. Maalesef bu şekilde hatalar olabiliyor.' diye konuştu.</p> <p><strong>Korunmanın yolu hijyenden geçiyor</strong></p> <p>Yaz ishallerinden korunmada hijyen kurallarının büyük önem taşıdığını belirten Dr. Güneş, 'Burada en önemli şey hijyendir. Hazırlanan gıdaların dışarıda bekletilmemesi, buzdolabında muhafaza edilmesi ve bozulup bozulmadığının takip edilmesi bence çok önemli. Meyve ve sebzelerin temizliğine dikkat edilmeli. Emekleyen, yürüyen ve henüz hijyen kurallarını bilmeyen çocukların el temizliğine özellikle dikkat edilmesi gerekiyor.' diye konuştu.</p> <p>Yaz aylarında su hijyenine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Güneş, 'Yaz aylarında Siirt gibi yerlerde zaman zaman suyla ilgili hijyen problemleri yaşanabiliyor. Bu nedenle mümkünse çocuklara hazır içme suyu verilmesini tavsiye ederim.' dedi.</p> <p><strong>'Hayati tehlikeye neden olan ishal değil, sıvı kaybıdır'</strong></p> <p>İshalin hayati tehlikeye yol açabileceğini belirten Dr. Güneş, asıl riskin sıvı kaybı olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:</p> <p>'İshal hayati tehlikeye yol açabilir. Ancak bunun sebebi ishalin kendisi değil, sıvı kaybıdır. Günümüzde bu hastaları erken dönemde tespit edip yatırıyoruz. Sıvı yerine konulmaz ve çocuğa gerekli müdahale yapılmazsa maalesef hayati tehlike oluşabiliyor. Nadir de olsa günümüzde hâlâ ishal nedeniyle hayatını kaybeden bebekler olabiliyor.' <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Siirt</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/uzmandan-uyari-yaz-ishalleri-cocuklarda-hayati-risk-olusturabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:06:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/uzmandan-uyari-yaz-ishalleri-cocuklarda-hayati-risk-olusturabiliyor.JPG" type="image/jpeg" length="86494"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şanlıurfa'da sedef hastalarına biyolojik tedavi umudu]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-sedef-hastalarina-biyolojik-tedavi-umudu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-sedef-hastalarina-biyolojik-tedavi-umudu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi cildiye kliniğinde sedef hastalarına uygulanan biyolojik enjeksiyon tedavileriyle başarılı sonuçlar elde ediliyor. Uzman Dr. Emre Bayındır, sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını belirterek, hastaların bilimsel tedavi yöntemlerinden vazgeçmemesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cildiye Kliniği Uzmanı Dr. Emre Bayındır, toplumda yaygın görülen sedef hastalığı ve güncel tedavi yöntemleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p> <p>Sedef hastalığının kronik bir deri hastalığı olduğunu belirten Bayındır, 'Sedef hastalığı ciltte kırmızı, üzeri beyaz ve kalın kepeklerle kaplı lezyonlarla kendini gösteren kronik bir deri hastalığıdır. En önemli yanlış inanışlardan biri hastalığın bulaşıcı olduğudur. Sedef kesinlikle bulaşıcı değildir. Bu yanlış düşünce maalesef hastalarımızın sosyal yaşamını olumsuz etkileyebiliyor.' dedi.</p> <p>Hastalığın sadece fiziksel belirtilerle sınırlı kalmadığını ifade eden Bayındır, birçok hastanın psikolojik olarak da etkilendiğini söyledi.</p> <p>Bayındır, 'Sedef hastalığı yalnızca cildi etkilemiyor, yaşam kalitesini de düşürüyor. Birçok hastamız çaresiz olduğunu düşünerek içine kapanıyor ve sosyal hayattan uzaklaşıyor. Ancak tıpta yaşanan gelişmeler sayesinde artık bu hastalığı çok daha etkili yöntemlerle kontrol altına alabiliyoruz.' ifadelerini kullandı.</p> <p>Son yıllarda kullanılan biyolojik enjeksiyon tedavilerinin önemli sonuçlar verdiğini belirten Bayındır, 'Hedefe yönelik biyolojik enjeksiyon tedavileri, bağışıklık sisteminde hastalığa neden olan mekanizmaları doğrudan hedef alıyor. Klasik tedavilere yanıt vermeyen ağır sedef hastalarında bu yöntemle deride tama yakın iyileşme sağlayabiliyoruz. Bu tedavileri hastaneye yatış gerektirmeden uygulayabiliyoruz. Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde de bu güncel tedavileri güvenli ve başarılı bir şekilde hastalarımıza sunuyoruz.' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Vatandaşlara çağrıda bulunan Bayındır, 'Umutsuzluğa kapılmayın, tedavinizi yarım bırakmayın ve bilimsel olmayan yöntemlere başvurmayın. Derinizde bu tür şikâyetler varsa vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurun.' dedi. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Şanlıurfa, Sağlık</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-sedef-hastalarina-biyolojik-tedavi-umudu</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:50:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/sanliurfada-sedef-hastalarina-biyolojik-tedavi-umudu.jpeg" type="image/jpeg" length="49620"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Teknoloji kuşağında bel ve boyun ağrısı alarmı: Gençler de risk altında]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/teknoloji-kusaginda-bel-ve-boyun-agrisi-alarmi-gencler-de-risk-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/teknoloji-kusaginda-bel-ve-boyun-agrisi-alarmi-gencler-de-risk-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hatice Özhatipoğlu, teknoloji kullanımı, hareketsiz yaşam ve yanlış duruş alışkanlıkları nedeniyle bel ve boyun ağrılarının artık çocuklar, ergenler ve genç yetişkinlerde de sık görüldüğünü söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bel ve boyun ağrılarının yalnızca ileri yaş grubunun sorunu olmadığını belirten Özhatipoğlu, değişen yaşam alışkanlıklarının bu rahatsızlıkların görülme yaşını düşürdüğünü ifade etti.</p> <p><strong>'Hareketsiz yaşam omurgaya binen yükü artırıyor'</strong></p> <p>Uzun süre bilgisayar başında çalışmanın, cep telefonu kullanımının, düzenli egzersiz yapılmamasının ve fazla kilonun omurgaya binen yükü artırdığını söyleyen Özhatipoğlu, bunun kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarına zemin hazırladığını belirtti.</p> <p>'Özellikle uzun süre telefona veya bilgisayara eğilerek vakit geçirilmesi, 'telefon boyun sendromu' olarak bilinen tabloya neden olabiliyor.' diyen Özhatipoğlu, bu alışkanlıkların zamanla bel ve boyun ağrılarının kronikleşmesine yol açabileceğini kaydetti.</p> <p><strong>'Bel ve boyun ağrılarının önemli bir bölümü önlenebilir'</strong></p> <p>Bel ve boyun ağrılarının önemli bir kısmının yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle önlenebileceğini dile getiren Özhatipoğlu, şunları söyledi:</p> <p>'Düzenli fiziksel aktivite yapılması, çalışma ortamının ergonomik hale getirilmesi, uzun süre aynı pozisyonda kalınmaması, doğru duruş alışkanlığı kazanılması ve ekran kullanımına ara verilmesi omurga sağlığının korunmasında önemli rol oynuyor.'</p> <p><strong>'Bu belirtiler varsa mutlaka uzmana başvurun'</strong></p> <p>Bazı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Özhatipoğlu, şu uyarıda bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>'Geçmeyen, kola veya bacağa yayılan, uyuşma, güç kaybı oluşturan ya da gece uykudan uyandıran ağrılar ihmal edilmemelidir. Bu tür şikâyetlerde mutlaka Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı tarafından değerlendirme yapılmalıdır. Erken tanı ve uygun tedaviyle ağrıların kronikleşmesinin önüne geçmek mümkündür.'</p> <p>Özhatipoğlu, bel ve boyun ağrılarının günlük yaşam kalitesini olumsuz etkilememesi için şikâyetlerin erken dönemde değerlendirilmesi ve gerekli tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Siirt</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/teknoloji-kusaginda-bel-ve-boyun-agrisi-alarmi-gencler-de-risk-altinda</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 15:03:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/teknoloji-kusaginda-bel-ve-boyun-agrisi-alarmi-gencler-de-risk-altinda.jpeg" type="image/jpeg" length="70244"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mardin'de ilk defa hastaya aort damarındaki hasarlı bölümün yerine yapay damar yerleştirildi]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/mardinde-ilk-defa-hastaya-aort-damarindaki-hasarli-bolumun-yerine-yapay-damar-yerlestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/mardinde-ilk-defa-hastaya-aort-damarindaki-hasarli-bolumun-yerine-yapay-damar-yerlestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mardin'de ikamet eden Songül Özgün'ün (48) aort damarındaki hasarlı bölümün yerine yapay damar yerleştirildi. Mardin'de İlk defa yapılan bu operasyon başarılı bir şekilde gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mardinli Songül Özgün, göğüs ve sırt bölgesinde devam eden şiddetli ağrı şikayeti nedeniyle Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu.</p> <p>Özgün'ün yapılan tetkik sonucunda, kalpten çıkan ana damar olan aortun başlangıç bölümünde yırtılma (asendan aort diseksiyonu) tespit edildiğini ve hayati risk taşıyan durum üzerine hastanın acilen ameliyata alındığı belirtildi.</p> <p>Ameliyatta, hastanın aort damarındaki hasarlı bölümün çıkarılarak yerine sentetik tüp greft (yapay damar) yerleştirildiği, kalpten çıkan ana atardamarın genişleyen ve yırtılan kısmının yapay damar ile değiştirildi. Açık kalp ameliyatı olan asendan aort replasmanının (kalpten çıkan ana atardamarın genişleyen veya yırtılan kısmının çıkarılarak yerine sentetik bir tüp greft yerleştirilen hayat kurtarıcı açık kalp ameliyatı) başarıyla uygulandığı ifade edildi.</p> <p>Ameliyatın ardından bir hafta normal serviste tedavi altında kalan Özgün'ün taburcu edildiği aktarıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Ameliyat hakkında bilgi veren Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ömer Faruk Soydaş, aort diseksiyonunun kalp ve damar cerrahisinin en kritik acil vakalarından biri olduğunu, zamanında tedavi edilmediği takdirde ölüm riskinin hızla arttığını kaydetti.</p> <p>Mardin'de ilk kez gerçekleştirilen bu operasyonun önemine dikkat çeken Soydaş, 'Aort diseksiyonu, kalp damar cerrahisinin en büyük acillerinden bir tanesi olan bu hastalık, yaklaşık 100 bin kişide 3 gibi bir oranda görülse de hastaların ilk iki gün içerisindeki ölüm oranının yüzde 50'ye yakın olması nedeniyle erken müdahale ile hayat kurtulabilmektedir. Hastalar genel olarak göğüs ve sırt ağrısı, gırtlak bölgesinde ağrı, bilinç değişiklikleri, dinlenmekle geçmeyen baskı tarzında ağrılar gibi farklı belirtilerle başvurabilmektedir. Bu durumda hastaların acil olarak hastaneye başvurması ve bu nedenle tetkik edilmesi hayati önem taşımaktadır. Hastamız göğüs ve sırtında bir haftadır devam eden ani başlayan ağrı ile başvurdu. Yapılan tetkiklerde kalpten çıkan ana damarın başlangıcında bir yırtık hattı görüldü. Yırtığın olduğu bölümü yapay damarla değiştirmek suretiyle açık aort köprü ameliyatını gerçekleştirdik. Hastamızın şu anki genel durumu iyi; ameliyat sırası ve sonrası dönemde herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Artık servis takibine geçmiş durumdayız, bir iki gün içerisinde taburculuğunu planlıyoruz.' şeklinde konuştu.</p> <p><strong> 'Bu hastalıkta her geçen saat ölüm oranı yüzde 1-2 oranında artış göstermektedir'</strong></p> <p>Tedavi için geç kalınmış bu tür hastalığın riskine dikkat çeken Soydaş, 'Bu ameliyatın Mardin'de yapılmasının çok önemli bir noktası var. Hastalar başka bir ile sevk edildiğinde geçecek bir iki saatlik süre bile hayata bağlanmak için hayati önem taşır. Mardin'de bu ameliyatı yapabiliyor olmamız bu ölüm oranlarını azaltmaktadır. Bunlar çok ağır cerrahi işlemlerdir. Tecrübeli bir ekibin yanında gerekli malzemelerin sağlanması ve bütün hazırlıkların eksiksiz tamamlanması büyük önem taşır. Mardin'de kalp ameliyatları zaten aktif olarak devam ediyor. Planlı hastalar konusunda elimizden gelen bütün işlemleri gerçekleştiriyorduk. Artık acil hastaların da bu hizmete herhangi bir yere sevk olmadan ulaşabilmesi çok büyük bir kazanım. Bütün ekip olarak, bu hizmeti Mardin'de kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.' dedi.</p> <p>Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu belirten hasta Özgün, 'Şu an çok iyiyim. Doktorlarımızdan, sağlık ekiplerimizden ve tüm hastane çalışanlarımızdan Allah razı olsun. Hepsine çok teşekkür ediyorum.' ifadelerini belirtti.</p> <p> Ameliyatın ardından bir hafta normal serviste tedavi altında kalan Özgün'ün taburcu edildiği aktarıldı. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Mardin</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/mardinde-ilk-defa-hastaya-aort-damarindaki-hasarli-bolumun-yerine-yapay-damar-yerlestirildi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:48:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/mardinde-ilk-defa-hastaya-aort-damarindaki-hasarli-bolumun-yerine-yapay-damar-yerlestirildi.jpg" type="image/jpeg" length="72852"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kendi doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslamayın]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/kendi-dogal-mutsuzlugunuzu-baskalarinin-yapay-mutluluguyla-kiyaslamayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/kendi-dogal-mutsuzlugunuzu-baskalarinin-yapay-mutluluguyla-kiyaslamayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Sosyal medya, herkesin hayatının sadece 'en iyi anlarından' oluşan bir fragmanı sunar. Kendi doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslayarak kendinize haksız yere 'hasta' etiketi yapıştırmamanızı öneririm.' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Aydın, mutsuzluk ile depresyon arasındaki farklar ile depresyonun belirtileri, risk faktörleri ve ne zaman profesyonel destek alınması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Depresyon, mevsimin tamamen değişmesi gibidir; artık hava hep karanlık, hep soğuktur!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Mutsuzluk ve depresyon arasındaki temel farkın hava durumu metaforuyla açıklanabileceğini dile getiren Cumali Aydın, 'Günlük mutsuzluk, aniden bastıran bir yaz yağmuruna benzer; iş yerinde ters bir olay yaşanır, sevdiğiniz biriyle tartışırsınız, moraliniz bozulur ama bir kahve içip arkadaşınızla konuştuktan sonra hava tekrar açar. Depresyon ise mevsimin tamamen değişmesidir; artık ortalık hep karanlık, hava hep soğuktur ve siz giyinme tarzınızla bu durumu değiştiremezsiniz.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kriterlere göre, sihirli formülün 'süre ve işlevsellik' olduğunu ifade eden Aydın, 'Üzgün hissetmek normaldir, ancak neredeyse her gün, günün büyük bölümünde süren ve en az iki hafta boyunca devam eden bir çökkünlük hali varsa alarm zilleri çalar. Buna ek olarak, daha önce keyif aldığınız şeylere karşı belirgin bir isteksizlik (anhedoni) başlamışsa ve uyku, iştah, enerji düşüklüğü gibi bedensel sinyaller eşlik ediyorsa, bu artık 'sadece bir ruh hali' değil, tedavi gerektiren bir klinik tablodur. Örneğin, terfi alamadığına üzülen bir kişi hafta sonu güzel bir yemekte bunu unutabilirken, depresyondaki kişi terfiye değil, yemeğin varlığına karşı bile hissizleşir.' şeklinde konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Uzun süren mutsuzluk depresyon riskini artırır, ancak bu bir kader değil!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uzun süren mutsuzluğun her zaman depresyona dönüşebileceği inancının doğru olmadığına işaret eden Cumali Aydın, 'Uzun süren mutsuzluk, depresyon için ciddi bir risk faktörüdür, adeta kuru bir ormanın kıvılcım beklemesi gibidir. Ancak bu bir kader değildir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kronik strese maruz kalan bir bireyin beynindeki hipokampus bölgesinde küçülme görülebildiğini hatırlatan Aydın, 'Bu da depresyona giden yolun taşlarını döşeyebilir. Fakat bu süreçte devreye giren koruyucu faktörler vardır; sosyal destek, anlamlı uğraşlar ve psikolojik dayanıklılık. Örneğin, yıllardır ekonomik zorluk çeken bir birey, güçlü aile bağları ve manevi inançları sayesinde bu kronik mutsuzluğu taşıyabilir ve klinik depresyona dönüşmeden ayakta kalabilir. Mutsuzluğu bir bataklık gibi düşünün; uzun süre içinde durmak riski artırır ama doğru nefes teknikleri ve yardım eli ile oradan çıkmak mümkündür.' diye konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslamayın!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sosyal medyanın modern çağın en büyük tuzaklarından biri olduğuna dikkat çeken Cumali Aydın, şöyle devam etti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Sosyal medya, herkesin hayatının sadece 'en iyi anlarından' oluşan bir fragmanı sunar. Siz kendi kamera arkanızı, dağınık odanızı ve ağlama krizlerinizi bilirken, karşınızdakinin sadece ışıltılı kısmını görmek bir 'karşılaştırma zehirlenmesi' yaratır. Sosyal Karşılaştırma Teorisi'ne göre, sürekli yukarı doğru karşılaştırma yapmak yetersizlik hissini körükler. Araştırmalar, insanların arkadaşlarının olumsuz duygusal deneyimlerini sistematik olarak hafife aldığını gösteriyor. Bu da şu tehlikeli yanılgıya yol açıyor: 'Herkes mutlu, bir tek ben berbat hissediyorum; demek ki bende bir sorun var.' Oysa hissettiğiniz şey tamamen normal bir insani dalgalanma olabilir. Kendi doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslayarak kendinize haksız yere 'hasta' etiketi yapıştırmamanızı öneririm.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>'Depresyonda değilim ama üzgünüm' demek, 'dizim ağrıyor ama kırık değil' demeye benzer! </b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Kendimi kötü hissediyorum ama depresyonda değilim' şeklindeki bakış açısının çoğu zaman son derece doğru ve sağlıklı bir içgörü olduğunu vurgulayan Aydın, 'Ruh sağlığı okuryazarlığının en önemli göstergelerinden biri, duygusal acıyı patolojiden ayırt edebilmektir.' dedi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Kayıp, hayal kırıklığı veya varoluşsal sorgulamalar sonucu kendinizi kötü hissetmeniz, ruhunuzun çalıştığını gösterir.' diyen Aydın,  'depresyonda değilim ama üzgünüm' demenin 'dizim ağrıyor ama kırık değil' demeye benzediğini söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Ağrı var, gerçek ve can sıkıcı; ama bacağın alçıya ihtiyacı yok.' diyerek bu ayrımı yapabilmenin, kişinin duygularını yok saymadan onları sahiplenmesini sağladığını aktaran Aydın, 'Ancak burada ince bir çizgi var: Eğer kişi, 'ben güçlüyüm, depresyonda olamam' gibi katı bir savunma mekanizmasıyla gerçek belirtileri görmezden geliyorsa, bu da bir inkardır. Sevdiği birini kaybeden birinin derin yas tutması normaldir ve bu depresyon değildir; fakat bu yas yıllar sonra bile kişinin kendine bakımını tamamen engelliyor ve sürekli bir ölüm arzusuna dönüşüyorsa, burada durup yeniden düşünmek gerekir.' açıklamasını yaptı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Duygulara karşı verilen savaş, onları daha da büyütür!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Mutsuzlukla baş ederken ilk kuralın, onunla savaşmayı bırakmak olduğunu kaydeden Aydın, 'Duygulara karşı verilen savaş, onları daha da büyütür.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bunun yerine Davranışsal Aktivasyon denilen yöntemin denenmesini öneren Aydın, 'Beyniniz 'hiçbir şey yapmak istemiyorum' dediğinde bile, sizi eskiden mutlu eden kısa bir yürüyüş, bir arkadaşa sesli mesaj atmak gibi küçük bir eylemi sırf bir deney olarak yapın. Eylemi yapmadan motivasyonun gelmesini beklemek, arabayı itmeden motorun çalışmasını beklemeye benzer. Fizyolojik olarak, düzenli ve tempolu yürüyüşün hafif ve orta düzey depresyonda en az bazı ilaçlar kadar etkili olduğu, çalışmalarla kanıtlanmıştır. Ayrıca, minnet (şükran) günlüğü tutmak, beynin olumsuz filtrelerini kırmak için bilimsel olarak desteklenen bir yöntemdir. Her gece yatmadan önce o gün iyi giden 3 şeyi yazmak, zamanla nöral yolları pozitife doğru kaydırabilir. Unutmayın, yemek yemek, duş almak gibi en temel öz bakım eylemleri bile bu dönemde büyük bir zaferdir; kendinizi bunlar için takdir edin.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>'Uyusam ve hiç uyanmasam' gibi pasif ölüm düşünceleri bile hafife alınmamalı!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Geciktirilmemesi gereken noktanın, duygusal acının işlevselliği tamamen yuttuğu an olduğunun altını çizen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Şu üç durum, acil durum sinyalidir: Birincisi, işe gidememek, derslere odaklanamamak veya çocuğunuzla ilgilenememek gibi gündelik rollerinizin ciddi biçimde aksaması. İkincisi ve en önemlisi, bir kurtuluş yolu olarak ölüm düşüncesinin zihninizde sık sık belirmeye başlaması; 'uyusam ve hiç uyanmasam' gibi pasif ölüm düşünceleri bile hafife alınmamalı. Üçüncüsü ise, artık acıya karşı hissizleştiğiniz, duygusal olarak tamamen boşaldığınız ve hiçbir şeyin anlam ifade etmediği o derin çukurdur. Özellikle 'benim durumum umutsuz, kimse beni anlamaz' düşüncesi, depresyonun size oynadığı en büyük oyundur ve yardım aramanın önündeki en büyük engeldir. Bir uzmana ulaşmak için mükemmel hissetmeyi beklemeyin; kendinizi bir arkadaşınız yerine koyun, o bu halde olsa ne yapmasını söylerdiniz? İşte o şefkati kendinize gösterip telefonu açtığınız an, iyileşme yolculuğu çoktan başlamıştır.' <b>(İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/kendi-dogal-mutsuzlugunuzu-baskalarinin-yapay-mutluluguyla-kiyaslamayin</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 18:16:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/kendi-dogal-mutsuzlugunuzu-baskalarinin-yapay-mutluluguyla-kiyaslamayin.jpg" type="image/jpeg" length="84471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Felç riski taşıyan hasta Siirt'te yapılan şah damarı ameliyatıyla sağlığına kavuştu]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/felc-riski-tasiyan-hasta-siirtte-yapilan-sah-damari-ameliyatiyla-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/felc-riski-tasiyan-hasta-siirtte-yapilan-sah-damari-ameliyatiyla-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde, şah damarlarından biri tamamen, diğeri ise yüzde 90 tıkalı olan 60 yaşındaki hasta, başarılı ameliyatla felç riski atlatıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'ne başvuran Ali Belge'nin yapılan tetkiklerinde, beyni besleyen ana damarlardan birinin tamamen, diğerinin ise yüzde 90 oranında tıkalı olduğu belirlendi.</p> <p>Doktorlar tarafından yapılan değerlendirmede, hastanın yüksek felç riski taşıdığı tespit edilerek acil cerrahi müdahale kararı alındı.</p> <p><strong>'Her an felçle sonuçlanabilecek ciddi bir tablo vardı'</strong></p> <p>Hastanın tedavi süreci hakkında bilgi veren Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanları Op. Dr. Mücahit Polat ve Op. Dr. Mehmet Ali Dala, ileri derecedeki şah damarı darlığının ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Polat ve Dala, 'Siirt'te yaşayan 60 yaşındaki hastamız Ali Belge, gün içerisinde sık sık yaşadığı bilinç bulanıklığı şikâyetiyle hastanemize başvurdu. Yaptığımız ayrıntılı tetkiklerde beyni besleyen ana damarlardan birinin tamamen yüzde 100, diğerinin ise kritik düzeyde yüzde 90 tıkalı olduğunu tespit ettik. Bu derece ileri seviyedeki karotis (şah damarı) darlığı, her an felçle sonuçlanabilecek son derece ciddi bir klinik tablodur.' dedi.</p> <p><strong>Şah damarındaki kritik darlık giderildi</strong></p> <p>Hastanın durumu nedeniyle vakit kaybetmeden ameliyat kararı aldıklarını belirten uzmanlar, 'Gerçekleştirdiğimiz başarılı operasyon sırasında şah damarındaki aterosklerotik plakları temizleyerek damardaki kritik darlığı ortadan kaldırdık. Böylece beyne giden kan akımını yeniden güvenli seviyeye ulaştırdık.' ifadelerini kullandı.</p> <p>Ameliyatın başarılı geçtiğini belirten doktorlar, hastanın taşıdığı yüksek felç riskinin önemli ölçüde azaltıldığını ve tedavisinin tamamlanmasının ardından taburculuk sürecine geçildiğini kaydetti.</p> <p><strong>'Başka merkezlerde ameliyatın riskli olduğu söylendi'</strong></p> <p>Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Ali Belge ise uzun süredir çeşitli sağlık sorunları yaşadığını anlattı.</p> <p>Belge, 'Ellerim titriyordu, başım dönüyordu, bilinç bulanıklığı yaşıyordum. Güçsüzleşip kendimden geçiyor ve düşüyordum. Başka şehirlerde birkaç hastaneye başvurdum. Durumumun ciddi olduğunu ve ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Ancak ameliyatın çok riskli olduğunu belirterek yapamayacaklarını ifade ettiler. Bu şekilde yaşamak benim için gerçekten çok zordu.' diye konuştu.</p> <p>Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurduktan sonra detaylı tetkiklerden geçtiğini belirten Belge, 'Damarlarımın ciddi şekilde tıkalı olduğu söylendi ve vakit kaybetmeden ameliyat olmam gerektiği belirtildi. Doktorlarımız bu ameliyatı burada başarıyla gerçekleştirebileceklerini söylediler. Op. Dr. Mücahit Polat ve Op. Dr. Mehmet Ali Dala'nın ilgi ve destekleri sayesinde başarılı bir ameliyat geçirdim. Şu an kendimi çok daha iyi hissediyorum. Kendi şehrimde sevk edilmeden tedavi olabildim. Emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum.' dedi.</p> <p><strong>Vatandaşlara erken teşhis uyarısı</strong></p> <p>Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanları, geçici bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, kol veya bacakta güçsüzlük, görme kaybı ve ani baş dönmesi gibi belirtilerin şah damarı hastalıklarının habercisi olabileceğini belirterek, bu tür şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Siirt</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/felc-riski-tasiyan-hasta-siirtte-yapilan-sah-damari-ameliyatiyla-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:53:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/felc-riski-tasiyan-hasta-siirtte-yapilan-sah-damari-ameliyatiyla-sagligina-kavustu.jpeg" type="image/jpeg" length="17095"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıklara karşı su ve besin ihtiyacı nasıl karşılanmalı?]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-aylarinda-artan-sicakliklara-karsi-su-ve-besin-ihtiyaci-nasil-karsilanmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-aylarinda-artan-sicakliklara-karsi-su-ve-besin-ihtiyaci-nasil-karsilanmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Sara Ayyıldız, yazın artan sıcaklıklar dolayısıyla insan vücudunun su ve besin ihtiyacının karşılanmasına dikkat çekerek, 'Yaz aylarında bizim için en önemli besin kaynağı sudur. Terlemeyle birlikte hem mineral hem de sıvı kaybımız oluyor. Bu dengeyi korumak için günde en az 2 ila 2,5 litre su tüketmemiz gerekir.' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sara Ayyıldız, İLKHA mikrofonuna yaz aylarında artan sıcaklıklara karşı vücudun su ve besin ihtiyacı, günlük ne kadar su tüketilmesi gerektiği, sıvı kaybına karşı alınacak önlemler ve yaz aylarında sağlıklı beslenme konusunda yapılan en sık hatalar hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</p> <p>Yaz aylarında en önemli besin kaynağının su olduğunu belirten Ayyıldız, su ihtiyacının yerini başka hiçbir sıvının karşılamadığını hatırlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Artan sıcak havalarda hem mineral hem de sıvı kaybı yaşandığını belirten Ayyıldız, bu nedenle günde en az 2 ila 2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini ifade etti.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/8c190c7c-6e43-4eb1-b322-597608999bf4.jpg' />Ayyıldız, sıcak havalarda günde en az 2 ila 2,5 litre su tüketilmei gerektiğini söyleyerek 'Yaz aylarında bizim için en önemli besin kaynağı sudur. Terlemeyle birlikte hem mineral hem de sıvı kaybımız oluyor. Bu dengeyi korumak için günde en az 2 ila 2,5 litre su tüketmemiz gerekir. Aşırı terleyen ve su ihtiyacı daha fazla olan kişiler ise bu miktarı 3,5 litreye kadar çıkarabilir. Çünkü sıvı kaybı vücut için endişe verici bir durumdur.' ifadelerini belirtti.</p> <p><strong>'Taze ve hafif ürünler tüketilmeli'</strong></p> <p>Sıcak havalarda tüketilmesi gereken besinler hakkında tavsiyelerde bulunan Ayyıldız, 'Sıcak havalarda asıl kaçınılması gereken besinler daha fazladır. Tüketilmesi önerilenler ise taze yoğurt, ayran, cacık gibi hafif ürünlerdir. Bununla birlikte çok yağlı olmayan meze tarzı gıdalar, zeytinyağlı yemekler, çok fazla ısıl işlem görmemiş ve kızartılmamış yemekler tercih edilmelidir. Diğer yandan hayvansal yağ ve tuz oranı yüksek gıdalar ile gazlı içeceklerin tüketilmesi doğru değildir.' şeklinde konuştu.</p> <p>Ayyıldız, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişilerin sıcak havalardaki beslenme düzenine de değinerek 'Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler için en önemli nokta yine su tüketimidir. Su tüketimine özellikle dikkat edilmesi gerekir. Özellikle yaşlılar elektrolit dengesini koruyabilmek için gün içinde yeterli miktarda su almalı, ayrıca yoğurt, ayran ve potasyumdan zengin besinlerle beslenmelidir. Malum, çocuklar genellikle abur cubura çok düşkün oluyor. Yaz aylarında sıcaklık nedeniyle ambalajlı gıdalarda bile kontaminasyon riski artabiliyor. Bu durum mide ve bağırsak sorunlarına yol açabilir. Bu tür gıdaların tüketilmesinden kaçınılmalıdır.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>'Günümüzde insanlar çay ve kahve tüketimini su tüketimiyle karıştırmaktadır'</strong></p> <p><strong><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/e9358b0d-0ee0-4573-af94-5392735b4d96.jfif' style='width: 1366px; height: 910px;' /></strong></p> <p>Sıvı kaybını önlemek ve elektrolit dengesini korumak için dikkat edilmesi gerekenler hakkında konuşan Ayyıldız 'Bu havalarda sıvı kaybını önlemek için yine suyun önemini hatırlatıyoruz. Ancak günümüzde insanlar çay ve kahve tüketimini su tüketimiyle karıştırmaktadır. Bu nedenle çay ve kahve tükettikleri için asıl su içme alışkanlığını ihmal edebiliyorlar. Bunun önüne geçmek için suyu her zaman görünür bir yerde bulundurmalı, bardak ya da cam şişelerle tüketmeliyiz. Ayrıca gazlı içeceklerden uzak durmalı, çay ve kahve tüketimini azaltmalı, bitki çaylarını da sınırlı miktarda tüketmeliyiz. Bunun yanında doğru besinlere yönelmek daha sağlıklı olacaktır.' diye konuştu.</p> <p>Son zamanlarda tavuk kaynaklı zehirlenmelerin arttığına işaret eden Ayyıldız 'Bu aralar tavuk zehirlenmeleri çok fazla oluyor. Bunun nedeni, tavukların uzun süre bekletilmesi ve uygun koşullarda muhafaza edilmemesidir. Dolayısıyla dışarıda tavuk tüketildiğinde zehirlenmeler yaşanabiliyor. Bu nedenle dışarıda tavuk tüketirken çok dikkatli olunmalı. Evde ise tavuk taze pişirilmeli ve pişirildikten sonra mümkün olduğunca bekletilmeden tüketilmelidir.' dedi.</p> <p>Ayyıldız, diğer içeceklerin suyun yerini tam olarak karşılamadığını belirterek 'Hiçbir sıvı suyun yerini tutmaz. Bazen 'Maden suyu suyun yerini karşılar mı?' diye sorular yöneltiliyor. Hayır, maden suyu bile suyun yerini tam olarak doldurmaz. Suyun yerini sadece su karşılar. Vücuttaki ödem sorununu giderebilmek için en doğal detoks kaynağı sudur. Suyla hayat buluyoruz.' diye aktardı.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/9de0de6d-1090-4cff-81bb-be2f9c450a50.jpg' /><strong>'Dışarıda yenilen ve sindirimi zorlayan gıdalar hazımsızlığa ve zehirlenmelere neden olabiliyor'</strong></p> <p>Yaz aylarında sağlıklı beslenme konusunda yapılan en sık hatalara değinen Ayyıldız, şunları kaydetti:</p> <p>'Yaz aylarında sağlıklı beslenme konusunda yapılan hatalar arasında özellikle mideyi yoran besinlerin fazla tüketilmesi yer alıyor. Kuru baklagiller ile dışarıda tüketilen ızgara, kebap ve döner gibi sindirimi zor gıdalar yaz aylarında hem hazımsızlığa hem de zehirlenmelere neden olabiliyor. Özellikle seyyar satıcılardan alınan ve sıcağa maruz kalmış gıdaların tüketilmesi de önemli risk oluşturuyor. Ayrıca gazlı içecekler ve aşırı soğuk içeceklerin serinlemek amacıyla fazla tüketilmesi vücudun su kaybetmesine neden olabiliyor. Bu noktada insanlarımız genellikle 'Yaz geldi, su içiyorum.' diyor ancak su tüketimini yeterince planlamıyor. Yaz aylarında günlük en az 2,5 litre su tüketiminin altına düşmemek gerekir. Dolayısıyla su tüketimine dikkat edelim, sağlıklı yaşayalım.' <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Mardin</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-aylarinda-artan-sicakliklara-karsi-su-ve-besin-ihtiyaci-nasil-karsilanmali</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:10:28 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/yaz-aylarinda-artan-sicakliklara-karsi-su-ve-besin-ihtiyaci-nasil-karsilanmali.JPG" type="image/jpeg" length="92588"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kene ısırığında erken müdahale hayat kurtarıyor]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/kene-isiriginda-erken-mudahale-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/kene-isiriginda-erken-mudahale-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında sık görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), erken ve doğru müdahale edilmediğinde hayati risk oluşturabilen ciddi bir hastalık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, özellikle kenelerin aktif olduğu yaz döneminde korunma yollarını hatırlatarak önemli bilgiler paylaştı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz aylarında doğada geçirilen sürenin artmasının, kene kaynaklı hastalıklara karşı dikkatli olunmasını da zorunlu hale getirdiğini belirte Ayan, 'İnsanlarda görülen kene kaynaklı enfeksiyonlar arasında etki alanı açısından en geniş coğrafyaya sahip hastalıklardan biri olan 'Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'nin (KKKA) güncel rakamlara göre Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa'da 30'dan fazla ülkede görüldüğü biliniyor. Türkiye'de ise vakaların özellikle Tokat, Sivas, Yozgat ve Çorum başta olmak üzere İç Anadolu'nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu'nun kuzeyinde yoğunlaştığı görülüyor.' dedi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kimler risk grubunda? </span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ayan, ülkemizde her yıl nisan-ekim ayları arasında görülen hastalığın, haziran ve temmuz aylarında en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çekerek, 'Hastalık esas olarak 'hyalomma marginatum' türü keneler aracılığıyla bulaşıyor ve virüs, kenenin deriye tutunması ya da çıplak elle ezilmesi sonucu vücuda yayılıyor. Bunun yanı sıra enfekte hayvanların veya hastaların kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla da bulaşabiliyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veteriner hekimler, kasaplar, sağlık çalışanları ile endemik bölgelerde yaşayan veya bu bölgelere seyahat eden kişiler en büyük risk grupları arasında.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Belirtiler aniden başlıyor</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, kene tutunmasının ardından belirtilerin genellikle 1-5 gün içinde ortaya çıktığını söyledi ve erken tanı açısından önemli uyarılarda bulunarak şunları kaydetti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Hastalık yüksek ateş, halsizlik, baş ve kas ağrısı, bulantı ve kusma, ishal ve karın ağrısıyla başlar. Ağır vakalarda birkaç gün içinde diş eti, burun, mide-bağırsak, idrar yolları ve diğer organlarda ciddi kanamalar oluşabilir. İlerleyen vakalarda ise şok ve çoklu organ yetmezliği gelişebiliyor. Ölüm vakaları ise çoğunlukla şiddetli kanama, şok ve organ yetmezliği nedeniyle meydana geliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi, hastalığın seyrinde büyük önem taşıyor. Hastalığın tedavisinde etkinliği kanıtlanmış özel bir antiviral ilaç bulunmasa da destek tedavinin zamanında uygulanması yaşam kurtarıcı bir role sahip.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>KKKA'dan korunmak için 5 adım!</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ayan, KKKA'ya karşı alınabilecek en etkili korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Kıyafet seçimi: Riskli alanlarda uzun kollu ve paçaları kapalı, mümkünse açık renkli kıyafetler tercih edin.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kontrol: Riskli alanlardan her eve döndüğünüzde vücudunuzu mutlaka kontrol edin. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Temasa dikkat: Vücuda tutunan kene fark ettiğinizde keneye çıplak elle temas etmeyin ve ezmeyin.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İlk müdahale: Vakit kaybetmeden uygun bir malzeme kullanarak, keneyi deriye en yakın noktadan dikkatlice çıkarın.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Destek alın: Keneyi vücuttan çıkaramıyorsanız hızlıca en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Isırma sonrası ilk 10 gün dikkat! </b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, özellikle kene çıkarıldıktan sonra kişilerin 10 gün boyunca ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini takip etmeleri gerektiğini söyleyerek, 'Bu belirtilerden herhangi birinin gelişmesi halinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması önemli. Kenelerin artmasıyla aşı konusu da gündemde. Ancak bugün için KKKA'ya karşı dünya genelinde yaygın kullanıma girmiş, etkinliği kabul edilmiş bir aşı mevcut değil. Bu nedenle korunma önlemleri ve erken farkındalık, hastalıkla mücadeledeki güçlü yerini koruyor.' dedi.<strong> (İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/kene-isiriginda-erken-mudahale-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:54:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/kene-isiriginda-erken-mudahale-hayat-kurtariyor.jpg" type="image/jpeg" length="58720"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fransa'da aşırı sıcak ve yangın alarmı ]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/fransada-asiri-sicak-ve-yangin-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/fransada-asiri-sicak-ve-yangin-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meteo‑France, ülkenin batı ve orta kesimlerinde 37 vilayette kırmızı alarm ilan etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-top:16px'><span style='font-size:11pt'><span style='page-break-after:avoid'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hükümet Sözcüsü Maud Bregeon, olağan dışı bir yangın felaketiyle karşı karşıya olduklarını ve tüm devlet kaynaklarının seferber edildiğini açıkladı. Şiddetli rüzgârın etkisiyle kısa sürede yayılan alevler yaklaşık 1000 hektarlık alanı küle çevirdi, Vaudoue kentinde 1000'den fazla kişi tahliye edildi. Güneydoğu yüksek hızlı tren seferlerinde de ciddi aksamalar yaşandı. Fontainebleau'daki orman yangınına havadan ve karadan müdahale sürerken binlerce kişi tahliye edildi.</span></span></span></span></p> <p style='margin-top:16px'><span style='font-size:11pt'><span style='page-break-after:avoid'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Aşırı sıcaklar ve yangın tehdidi nedeniyle bazı kentlerde 14 Haziran'daki festivaller iptal edildi. Seine<span style='font-family:'Cambria Math',serif'>‑</span>et<span style='font-family:'Cambria Math',serif'>‑</span>Marne Valiliği, itfaiyeye iki yangın söndürme uçağıyla destek sağlandığını, Cotes<span style='font-family:'Cambria Math',serif'>‑</span>d'Armor'daki yangının ise kontrol altına alındığını duyurdu.</span></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-top:16px'><span style='font-size:11pt'><span style='page-break-after:avoid'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Fransa Sivil Güvenlik ve Kriz Yönetimi Direktörü Julien Marion, yılbaşından bu yana ülke genelinde 8 binden fazla yangın çıktığını ve 25 bin hektar alanın zarar gördüğünü belirterek bu bilançonun geçen yılın aynı dönemine kıyasla iki kat fazla olduğunu vurguladı.<b> (İLKHA)</b></span></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Paris</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/fransada-asiri-sicak-ve-yangin-alarmi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:21:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/fransada-asiri-sicak-ve-yangin-alarmi.jpg" type="image/jpeg" length="60976"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuk Gelişimi Uzmanı Oğuz: Ekran maruziyeti gelişimsel gecikmelere yol açabilir]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/cocuk-gelisimi-uzmani-oguz-ekran-maruziyeti-gelisimsel-gecikmelere-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/cocuk-gelisimi-uzmani-oguz-ekran-maruziyeti-gelisimsel-gecikmelere-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Gelişimi Uzmanı Ömer Oğuz, ekran maruziyetinin otizme neden olduğuna dair kesin bir bilimsel kanıt bulunmadığını belirterek, erken yaşta uzun süreli ekran kullanımının çocuklarda dil gelişimi başta olmak üzere çeşitli gelişimsel gecikmelere yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batman Hürriyet Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan Çocuk Gelişimi Uzmanı Ömer Oğuz, İLKHA muhabirine yaptığı değerlendirmede, çocuklarda ekran maruziyetinin etkilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Ekran kullanımının otizme neden olduğuna dair kesin bilimsel bir kanıt olmadığını ifade eden Oğuz, özellikle yaşamın ilk iki yılında çocukların ekranla mümkün olduğunca geç tanıştırılması gerektiğini vurguladı.</p> <p>Ailelerin bu konuda bilinçli hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Oğuz, özellikle yaşamın ilk iki yılında çocukların ekranla mümkün olduğunca geç tanıştırılmasının sağlıklı gelişim açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/aaf7080e-9932-45dd-95da-20e646ed5de5.jpg' style='height:910px; width:1366px' /></p> <p><strong>Ömer Oğuz</strong></p> <p><strong>'Ekran maruziyeti otizme benzer belirtiler gösterebilir'</strong></p> <p>Oğuz 'Araştırmalara göre ekran maruziyetinin otizme kesin olarak neden olduğuna dair bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak telefon, televizyon ve tablet gibi ekranlı cihazlara uzun süre maruz kalmanın çocuklarda bazı gelişimsel gecikmelere yol açtığı bilinmektedir. Özellikle dil gelişimi üzerinde önemli olumsuz etkileri vardır. Bunun yanı sıra, ekran maruziyeti otizme benzer bazı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabildiği için zaman zaman otizmle karıştırılabilmektedir. Örneğin, çocuklarda göz teması kurmada güçlük yaşanması veya göz temasının gecikmesi bu belirtiler arasında yer alabilir.' dedi.</p> <div class='embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube' data-align='none' data-oembed='https://youtu.be/7K5U5sA_eh8' data-oembed_provider='youtube' data-resizetype='noresize' data-title='https://youtu.be/7K5U5sA_eh8'><iframe allowfullscreen='true' allowscriptaccess='always' frameborder='0' height='349' scrolling='no' src='//www.youtube.com/embed/7K5U5sA_eh8?wmode=transparent&jqoemcache=EsgnT' title='https://youtu.be/7K5U5sA_eh8' width='425'></iframe></div> <p><strong>'Dil gelişimi ve sosyal etkileşim olumsuz etkilenebiliyor'</strong></p> <p>Çocukların uzun süre ekran karşısında kalmasının sosyal gelişimlerini de etkilediğini belirten Oğuz 'Ayrıca çocuklar uzun süre ekran karşısında vakit geçirdiklerinde sosyal etkileşimleri azalır. Aile bireyleriyle yeterince iletişim kuramadıkları için dil gelişiminde gecikmeler görülebilir. Bu nedenle ortaya çıkan belirtiler, bazı durumlarda otizm belirtileriyle karıştırılabilmektedir. Özellikle yaşamın ilk iki yılı, gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Bu nedenle çocukların bu yaşlarda mümkün olduğunca ekranla tanıştırılmaması önerilmektedir. İdeal olan, ilk iki yaşta hiç ekran maruziyetinin olmamasıdır. Bu mümkün olmadığında ise telefon, televizyon ve tablet gibi cihazlarla geçirilen süre en düşük seviyede tutulmalıdır.' ifadelerini kullandı.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/301fac89-0e01-4587-8694-b69dff6c04a3.jpg' style='height:910px; width:1366px' /></p> <p><strong>'Ailelere önemli sorumluluklar düşüyor'</strong></p> <p>Ailelerin çocukların ekran kullanımını bilinçli şekilde yönetmesi gerektiğini vurgulayan Oğuz 'Bu konuda ailelere çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Günümüzde çocuklar neredeyse ekranla büyüyor. Ekranlı cihazların hayatın her alanında yer alması nedeniyle çocukların bu cihazlara maruz kalma oranı da giderek artmaktadır. Geçmişte ekran maruziyeti bugünkü kadar yaygın olmadığı için bu konuyla ilgili veriler de daha sınırlıydı. Günümüzde ise çocukların ekranla çok daha erken yaşta tanışması nedeniyle gelişimsel sorunlara ilişkin istatistiklerde artış görülmektedir. Bu nedenle ailelerin ekran kullanımını bilinçli bir şekilde yönetmeleri ve çocukların sağlıklı gelişimini destekleyecek sosyal etkileşimlere daha fazla yer vermeleri büyük önem taşımaktadır.' diye konuştu. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Batman</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/cocuk-gelisimi-uzmani-oguz-ekran-maruziyeti-gelisimsel-gecikmelere-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:10:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/cocuk-gelisimi-uzmani-oguz-ekran-maruziyeti-gelisimsel-gecikmelere-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="29392"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz sıcaklarında yetersiz su tüketimi böbrek sağlığını riske atıyor]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobrek-sagligini-riske-atiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobrek-sagligini-riske-atiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca güneş çarpması riskini değil, böbrek sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Nefroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sıcak hava böbrekleri nasıl etkiliyor?</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz aylarında vücut sıcaklığını dengelemek için deri damarlarının genişleyerek terlemenin arttığını belirten Bakan, 'Terleme ile birlikte su ve elektrolit kaybı yaşanmaktadır. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konulmaması ise vücuttaki sıvı hacmini azaltmaktadır. Bu durum böbreklere ulaşan kan akımını düşürürken idrar miktarının azalmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak böbreklerin filtreleme sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve özellikle sıcak havalarda böbrek taşı ile akut böbrek hasarı riski belirgin şekilde artmaktadır.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>En büyük risk fark edilmeyen sıvı kaybı</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bakan¸'Yaz aylarında böbrekleri tehdit eden en önemli etken sıcak hava değil, fark edilmeden gelişen sıvı kaybıdır. Böbrek sağlığını korumak için herkese uygun tek bir su tüketim miktarı bulunmaz Günlük sıvı ihtiyacı; yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, iklim koşulları ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde günlük sıvı tüketiminin kilogram başına yaklaşık 30-35 mililitre olması önerilir. Yaklaşık 70 kilogram ağırlığındaki bir kişi için bu miktar ortalama 2-2,5 litreye karşılık gelir. Ancak yaz aylarında, yoğun egzersiz yapanlarda ve aşırı terleyen kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artar.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>İdrar rengi böbrekleriniz hakkında ipucu veriyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yeterli su tüketilip tüketilmediğini anlamanın en pratik yollarından birinin idrar rengini takip etmek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Bakan, 'Açık saman sarısı idrar genellikle yeterli sıvı alımını gösterirken, koyu sarı veya kehribar renk sıvı ihtiyacının arttığını düşündürür. Günlük idrar miktarında belirgin azalma da böbreklerin susuz kaldığını gösteren önemli bulgular arasında yer alır. Ancak bazı ilaçlar ve vitaminlerin de idrar rengini değiştirebileceği unutulmamalıdır.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Doç. Dr. Ali Bakan, 'Sıvı kaybı nedeniyle yoğunlaşan idrar, böbrek taşı oluşumuna neden olan minerallerin kristalleşmesini kolaylaştırabilir. Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunanlar, diyabet ve obezite hastaları, ailesinde böbrek taşı öyküsü olanlar, gut hastaları ile hiperparatiroidizm, hiperürisemi ve malabsorpsiyon sendromu bulunan kişiler daha yüksek risk altında bulunur. Yaz aylarında sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da ihmal edilmemeli. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere ilerleyerek akut piyelonefrite neden olabilir.' diye ekledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Gazlı içecekler suyun yerini tutmuyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Soğuk içeceklerin böbreklere zarar verdiği düşüncesinin doğru olmadığını savunan Bakan, şöyle devam etti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Önemli olan içeceğin sıcaklığı değil, içeriğidir. Böbrek sağlığı için en doğru tercih her zaman sudur. Şekersiz maden suyu uygun miktarlarda tüketilebilir. Gazlı ve şekerli içecekler ise yüksek miktarda şeker, fruktoz, fosforik asit, sodyum ve kafein içerir. Yüksek fruktoz tüketimi ürik asit düzeyini artırırken idrarla kalsiyum atılımını yükselterek idrar sitratını azaltabilir. Bu değişiklikler böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırırken uzun vadede obezite, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı riskini de artırabilir. Özellikle enerji içecekleri sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivite sırasında tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozarak böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Yaz meyveleri faydalı ama ölçülü tüketilmeli</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Karpuz ve kavun gibi su oranı yüksek meyvelerin sağlıklı bireylerde sıvı alımına katkı sağlayabileceğine işaret eden Doç. Dr. Bakan, 'Ancak bu besinler suyun yerine geçmez. Diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin bu meyveleri kontrollü tüketmesi gerekir. Özellikle kavunun yüksek potasyum içerdiği unutulmamalıdır. Hipertansiyon ve diyabet kronik böbrek hastalığının en sık görülen nedenleri arasında yer alır. Yaz aylarında gelişen sıvı kaybı bu hasta grubunda akut böbrek hasarı riskini daha da artırabilir.' tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Tatilde böbreklerinizi ihmal etmeyin</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bakan, devamında şunları kaydetti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Deniz, havuz ve uzun yolculuklarda düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, uzun süre idrar tutulmamalı ve aşırı güneş altında kalınmamalıdır. Böbrek sağlığını korumak için yeterli sıvı tüketiminin yanı sıra tansiyon ve kan şekeri kontrolü, tuz tüketiminin sınırlandırılması ve ilaçların düzenli kullanılması da büyük önem taşır. Özellikle böbrek taşı, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekir. Böbrek sağlığını korumak için normal düzeyde kalsiyum tüketilmeli, aşırı oksalat içeren besinlerden kaçınılmalı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi sınırlandırılmalı, meyve ve sebze ağırlıklı beslenilmeli, şekerli ve gazlı içecekler azaltılmalıdır. Özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerin ıspanak, pazı, pancar yaprağı, kakao, çikolata, badem gibi kuruyemişler ve aşırı siyah çay tüketimine dikkat etmesi önerilmektedir.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bu belirtileri hafife almayın</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bakan, 'Yaz aylarında şu belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurulması gerekir: İdrar miktarında belirgin azalma. İdrarda kan görülmesi. Yüksek ateş ve yan ağrısı. Ani gelişen ödem. Kontrol altına alınamayan tansiyon yüksekliği</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu bulgular kalıcı böbrek hasarının habercisi olabilir.' dedi.<strong> (İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobrek-sagligini-riske-atiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:03:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobrek-sagligini-riske-atiyor.jpg" type="image/jpeg" length="51087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sivrisinekler neden bazı insanları daha çok ısırıyor? İşte bilimsel açıklaması]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/sivrisinekler-neden-bazi-insanlari-daha-cok-isiriyor-iste-bilimsel-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/sivrisinekler-neden-bazi-insanlari-daha-cok-isiriyor-iste-bilimsel-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında en sık dile getirilen sorulardan biri olan 'Sivrisinekler neden bazı insanları diğerlerinden daha çok ısırıyor?' sorusu, bilim adamlarının uzun yıllardır üzerinde çalıştığı konular arasında yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Araştırmalar, bunun yalnızca bir şehir efsanesi olmadığını, sivrisineklerin bazı insanlara gerçekten daha fazla ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor. Ancak uzmanlara göre bunun tek bir nedeni bulunmuyor; vücut kokusundan solunan havaya, ciltte yaşayan bakterilerden vücut sıcaklığına kadar birçok etken birlikte rol oynuyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uzmanlar, insanları ısıranların yalnızca dişi sivrisinekler olduğuna dikkat çekiyor. Dişi sivrisinekler yumurtalarını geliştirebilmek için kandaki proteinlere ihtiyaç duyarken, erkek sivrisinekler nektarla besleniyor. Bu nedenle insanlara yönelik 'kan emme' davranışı yalnızca dişi bireylerde görülüyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Araştırmalara göre sivrisineklerin en güçlü yön bulma mekanizmalarından biri karbondioksit. İnsanların nefes verirken dışarı saldığı karbondioksit, sivrisinekler tarafından onlarca metre uzaklıktan algılanabiliyor. Daha fazla karbondioksit üreten yetişkinler, hamile kadınlar veya yoğun fiziksel aktivite sonrasında nefes alışverişi artan kişiler, sivrisinekler açısından daha kolay fark edilen hedefler arasında yer alıyor. Laboratuvar deneylerinde nefesle verilen karbondioksitin ortadan kaldırılması, böceklerin belirli kişilere olan ilgisini yaklaşık yüzde 85 oranında azaltırken; yeniden karbondioksit verilmesi çekiciliği eski seviyesinin yaklaşık yüzde 90'ına kadar geri getiriyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bilim adamlarının üzerinde durduğu bir diğer unsur ise insanın kendine özgü vücut kokusu. Deride yaşayan milyarlarca bakteri tarafından üretilen kimyasallar, her bireyde farklı bir koku profili oluşturuyor. Özellikle laktik asit, amonyak ve bazı yağ asitlerinin yoğunluğu arttıkça sivrisineklerin ilgisinin de artabildiği belirtiliyor. Bu nedenle aynı ortamda bulunan iki kişiden biri çok sayıda ısırığa maruz kalırken diğeri neredeyse hiç etkilenmeyebiliyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uzun yıllardır tartışılan kan grubu konusu ise araştırmalarda kısmen doğrulanmış durumda. Bazı deneyler, 0 (sıfır) kan grubuna sahip kişilerin A grubundakilere göre daha sık tercih edildiğini gösterse de uzmanlar bunun tek başına belirleyici olmadığını vurguluyor. Son yıllardaki değerlendirmeler, vücut kokusu ve kimyasal sinyallerin kan grubundan çok daha güçlü belirleyiciler olduğuna işaret ediyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Vücut sıcaklığı da sivrisineklerin hedef seçmesinde önemli rol oynuyor. Ateşi yüksek olanlar, egzersiz yapanlar veya sıcak havada terleyen kişiler daha fazla ısı yaydığı için sivrisinekler tarafından daha kolay tespit ediliyor. Hamile kadınların hem daha fazla karbondioksit üretmeleri hem de vücut sıcaklıklarının bir miktar daha yüksek olması nedeniyle daha fazla ısırılabildiği belirtiliyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bilimsel çalışmalar, alkol tüketiminin de sivrisineklerin ilgisini artırabileceğini gösteriyor. Özellikle bira tüketiminin ardından vücut sıcaklığındaki ve metabolizmadaki değişimlerin sivrisineklerin kişiyi daha kolay bulmasına neden olabileceği ifade ediliyor. Bununla birlikte uzmanlar, bu etkinin kişiden kişiye değişebileceğini ve tek başına belirleyici olmadığını belirtiyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sivrisinekler; sıtma, dang humması, Zika, sarı humma ve Batı Nil virüsü gibi hastalıkların taşınmasında başlıca rol oynayan canlılar arasında bulunuyor. Her yıl yüz milyonlarca insan sivrisinek kaynaklı hastalıklara yakalanırken, özellikle tropikal bölgelerde yüz binlerce kişi yaşamını yitiriyor. Bu nedenle bilim adamları, sivrisineklerin insanları hangi mekanizmalarla seçtiğini anlamanın yalnızca merak edilen bir konu değil, aynı zamanda halk sağlığı açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uzmanlar, sivrisineklerden korunmak için uzun kollu açık renkli kıyafetlerin tercih edilmesini, pencere ve kapılarda sineklik kullanılmasını, durgun su birikintilerinin ortadan kaldırılmasını ve etkili sivrisinek kovucuların kullanılmasını öneriyor. Bilim adamları ise gelecekte insanların yaydığı kimyasal sinyalleri taklit eden yeni nesil tuzakların ve daha etkili koruyucu yöntemlerin geliştirilmesinin mümkün olabileceğini belirtiyor. <b>(İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/sivrisinekler-neden-bazi-insanlari-daha-cok-isiriyor-iste-bilimsel-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 18:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/sivrisinekler-neden-bazi-insanlari-daha-cok-isiriyor-iste-bilimsel-aciklamasi.jpg" type="image/jpeg" length="86039"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakanlıktan sıcak hava uyarısı: Günde 3 litreye yakın su tüketin]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/bakanliktan-sicak-hava-uyarisi-gunde-3-litreye-yakin-su-tuketin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/bakanliktan-sicak-hava-uyarisi-gunde-3-litreye-yakin-su-tuketin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, yaz aylarında artan sıcaklıkların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine karşı vatandaşları uyardı. Bakanlık, özellikle kronik hastalığı bulunanlar, yaşlılar, çocuklar ve hamilelerin daha dikkatli olması gerektiğini belirterek, günlük yaklaşık 2,5-3 litre su tüketilmesini tavsiye etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sağlık Bakanlığı, yaz aylarında artan sıcaklık ve nem nedeniyle vücut ısısının yükseldiğini, buna bağlı olarak terleme ile birlikte sıvı ve mineral kayıplarının yaşanabildiğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bakanlık, sıcak havaların etkisiyle başta bayılma hissi, bulantı ve baş dönmesi olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarının görülebileceğine dikkat çekti. Açıklamada, kronik hastalığı bulunanlar, küçük çocuklar, 65 yaş ve üzerindeki bireyler, hamileler ile açık alanda çalışanların sıcak havalardan daha fazla etkilendiği ifade edildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz döneminde yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi, yeterli sıvı tüketilmesi ve besin güvenliği kurallarına uyulmasının sağlığın korunması açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Açıklamada, yaz aylarında susamayı beklemeden gün boyunca düzenli su tüketilmesi gerektiği belirtilerek, yetişkin bireylerin günlük ortalama 2,5-3 litre su içmesinin önerildiği kaydedildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sıvı ihtiyacının karşılanmasında çay, kahve ve gazlı içecekler yerine yarım yağlı süt, ayran ve meyve suyu gibi içeceklerin tercih edilmesi tavsiye edilirken, egzersiz yapan kişilerin de kaybettikleri sıvıyı yeterli miktarda su tüketerek yerine koymaları gerektiği bildirildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Aşırı sıcaklardan korunmak için bol, hafif ve açık renkli giysilerin tercih edilmesi, serinlemek amacıyla ılık duş alınması ve sıcağa bağlı rahatsızlık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği ifade edildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz aylarında da dengeli beslenmenin sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekilen açıklamada, kahvaltıda az yağlı peynir, zeytin ve taze sebzelerin tercih edilmesi, kafeinli içecekler yerine süt, meyve suyu ile ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çaylarının tüketilmesinin faydalı olacağı belirtildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bakanlık, yağlı yiyecekler, kızartmalar ve hamur işlerinden mümkün olduğunca uzak durulmasını, yemeklerin haşlama, ızgara veya kendi suyunda pişirme yöntemleriyle hazırlanmasını önerdi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanması için meyve ve sebze tüketiminin artırılması, lif açısından zengin tam buğday ekmeği, bulgur ve yulaf gibi besinlerin tercih edilmesi gerektiği ifade edilirken, ağır hamur tatlıları yerine sütlü ve meyveli tatlılar ile dondurmanın tercih edilebileceği kaydedildi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Besin zehirlenmelerinin yaz aylarında daha sık görüldüğüne dikkat çekilen açıklamada, açıkta satılan yiyeceklerden kaçınılması, et, süt, yumurta ve balık gibi çabuk bozulan gıdaların uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiği vurgulandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ayrıca besinlerin hazırlanması, saklanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına uyulmasının halk sağlığının korunması açısından büyük önem taşıdığı belirtildi.<b> (İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/bakanliktan-sicak-hava-uyarisi-gunde-3-litreye-yakin-su-tuketin</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/bakanliktan-sicak-hava-uyarisi-gunde-3-litreye-yakin-su-tuketin.jpg" type="image/jpeg" length="67032"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tekirdağ'da gıda zehirlenmesi şüphesi: 50 kişi hastaneye kaldırıldı]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/tekirdagda-gida-zehirlenmesi-suphesi-50-kisi-hastaneye-kaldirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/tekirdagda-gida-zehirlenmesi-suphesi-50-kisi-hastaneye-kaldirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesinde düzenlenen mevlit programında dağıtılan pilavı tükettikten sonra rahatsızlanan 50 kişi, gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastanelerde tedavi altına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'>Olay, <span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Süleymanpaşa'ya bağlı Karacakılavuz Mahallesi'nde yaşandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İddialara göre mevlit programı kapsamında vatandaşlara pilav ikram edildi. İkramın ardından bazı katılımcılar mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı şikayetleri yaşamaya başladı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Haber verilmesi üzerine bölgeye sağlık ekipleri sevk edilirken, rahatsızlanan vatandaşlar ambulanslarla ve kendi imkanlarıyla Tekirdağ'daki çeşitli hastanelere başvurdu. Tedavi altına alınanların sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Olayın ardından sağlık ekipleri ve ilgili kurumlar tarafından inceleme başlatıldı. Gıda zehirlenmesinin nedeninin belirlenebilmesi amacıyla ikram edilen pilavdan numune alınarak laboratuvara gönderildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yetkililer, zehirlenmenin kesin nedeninin laboratuvar sonuçlarının ardından netlik kazanacağını belirtirken, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tekirdağ</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/tekirdagda-gida-zehirlenmesi-suphesi-50-kisi-hastaneye-kaldirildi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 08:15:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/tekirdagda-gida-zehirlenmesi-suphesi-50-kisi-hastaneye-kaldirildi.jpg" type="image/jpeg" length="32166"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüzerken kramp girdiğinde panik yapmayın!]]></title>
      <link>https://www.erganigazetesi.com.tr/yuzerken-kramp-girdiginde-panik-yapmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erganigazetesi.com.tr/yuzerken-kramp-girdiginde-panik-yapmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, krampın kendisinden çok, kramp anında yaşanan panik nedeniyle tehlikeli durumların ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz aylarında deniz ve havuz sezonunun açılmasıyla birlikte yüzme sırasında gelişen kas krampları da daha sık gündeme geliyor. Çoğu zaman kısa süreli ve kendiliğinden geçen bu kasılmalar, açık denizde veya derin sularda meydana geldiğinde ciddi risklere yol açabiliyor. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hakan Özer, yüzme sırasında gelişen krampların nedenlerini, doğru müdahale yöntemlerini ve alınabilecek önlemleri anlattı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Kas krampları basit görünse de risk oluşturabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kas krampının, bir kasın veya kas grubunun istemsiz şekilde ani ve ağrılı olarak kasılması olduğunu aktaran Özer, genellikle birkaç saniye ile birkaç dakika arasında sürse de, kramp sonrasında kaslarda hassasiyetin bir süre daha devam edebileceğini söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Krampın; yüzme sırasında en sık baldır, ayak tabanı, ayak parmakları ve uyluk kaslarında görüldüğünü belirten Özer, bu bölgelerin, yüzme boyunca sürekli çalıştıkları için kas yorgunluğuna daha yatkın olduğunu kaydetti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Op. Dr. Hakan Özer, 'Kas krampı çoğu zaman ciddi bir hastalığın belirtisi değildir. Ancak su içerisinde gelişmesi nedeniyle kişinin hareket kabiliyetini geçici olarak kısıtlayabilir ve özellikle paniğe kapılması durumunda güvenlik açısından risk oluşturabilir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yüzme sırasında yaşanan krampın tek bir nedeni yok</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Özer, 'Kramp, bir veya birden fazla kas grubunun irade dışı, ani, şiddetli ve ağrılı bir şekilde kasılarak gevşeyememesi durumudur. Yüzme esnasında bu tablonun gelişmesinde multifaktöriyel mekanizmalar rol oynar.' dedi ve şunları aktardı: </span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Sıvı ve Elektrolit Dengesizliği: Yaz sıcaklarında, suyun içinde fark edilmese dahi vücut terleme yoluyla ciddi miktarda sıvı kaybeder. Bu kayba bağlı olarak kas kasılma mekanizmasında anahtar rol oynayan magnezyum, potasyum, kalsiyum ve sodyum gibi elektrolitlerin dengesi bozulur. Hücre içi ve dışı iyon konsantrasyonu değiştiğinde kas lifleri kontrolsüzce uyarılır.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Termal Şok ve Vazokonstrüksiyon: Güneş altında uzun süre kalarak vücut ısısı yükselmiş bir bireyin, hazırlık yapmadan aniden soğuk suya atlaması ani bir termal şoka yol açar. Soğuk suyun etkisiyle periferik damarlarda ani daralma gelişir. Kaslara giden kan akımının azalması, dokunun oksijenlenmesini ve beslenmesini sekteye uğratarak akut spazmı tetikler.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kas Yorgunluğu ve Yetersiz Kondisyon: Plaj voleybolu, uzun yürüyüşler veya günlük hayatın getirdiği hareketsizlik sonrasında kaslar esnetilmeden yüzmeye geçilmesi, kas liflerinde laktik asit birikimini hızlandırır. Yorulan ve boyu kısalan kas, suyun gösterdiği dirence karşı koyamaz ve kilitlenir.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Biyomekanik Hatalar ve Yanlış Ekipman: Ayak bileği esnekliği yetersiz olan kişilerin uzun süre palet kullanması veya su içinde sürekli parmak ucunu ileriye doğru uzatarak yüzmesi, baldır ve ayak tabanı kaslarını anatomik olarak en kısa pozisyonda aşırı yüklenmeye maruz bırakır. Bu durum bölgesel krampların en temel sebebidir.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Açık denizde panik daha tehlikeli olabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Havuz ortamında kişinin genellikle kenara kısa sürede ulaşabilirken, açık denizde kıyıya olan mesafe daha fazla olabileceğini hatırlatan Özerk, bu nedenle kramp geliştiğinde panik yapılması, kontrolsüz hareket edilmesi veya hızla kıyıya ulaşmaya çalışılmasının kişinin daha fazla yorulmasına neden olabileceğini söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Op. Dr. Hakan Özer, 'Kramp geliştiğinde en önemli konu sakin kalabilmektir. Panik yapmak hem enerji tüketimini artırır hem de doğru hareket etmeyi zorlaştırır. Öncelik su üstünde kalmayı sağlamak ve yardım istemektir.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Kramp girdiğinde ilk yapılması gereken sakin kalabilmektir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Arama trendlerinde ve acil durum sorgularında en sık karşılaşılan korkunun, derin suda kramp girmesi halinde boğulma riski olduğunu belirten Özer, ortopedik ve tıbbi açıdan bu durumda hayat kurtaran adımlar zinciri şöyle sıraladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Sırt üstü yatış pozisyonuna geçin: Kramp hissettiğiniz an sırt üstü uzanarak kendinizi suyun kaldırma kuvvetine bırakın. Başınızı geriye doğru atıp göğsünüzü yukarı kaldırarak minimum eforla su yüzeyinde kalın. Bu pozisyon, kramp giren bacağınızı boşa çıkararak dinlendirmenizi sağlar.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ters esnetme uygulayın: Eğer kramp baldırınıza veya ayak tabanınıza girdiyse, sırt üstü pozisyondayken derin bir nefes alıp çift elle veya sağlam bacağınızın yardımıyla kramp giren ayağınızın parmak uçlarını kendinize doğru yavaş ve kararlı bir şekilde çekin. Kasın boyunu uzatmak, spazmı sonlandırmanın en hızlı yoludur.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Çevreye haber verin ve karaya yönelin: Tek elinizi kaldırarak çevredeki cankurtaran veya vatandaşlardan sakin bir ses tonuyla yardım isteyin. Spazm hafiflediğinde, sadece kramp girmemiş olan uzuvlarınızı ve kollarınızı kurbağalama tarzı yumuşak hareketlerle kullanarak karaya doğru yavaşça ilerleyin.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Krampları engellemek için önleyici beslenme ve yaşam tarzı</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kramplarla mücadelenin en etkili yolunun, problem henüz ortaya çıkmadan önce koruyucu önlemleri almak olduğunu belirten Özer, bu noktada beslenme ve aktivite zamanlaması büyük önem taşıdığını söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Özer, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Magnezyum ve potasyum desteği: Kasların kasılma ve gevşeme döngüsünü düzenleyen mineral dengesini korumak için beslenmede muz, avokado, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru yemişler gibi potasyum ve magnezyum yönünden zengin gıdalara yer verilmelidir. Özellikle yoğun yüzme günlerinde kaybedilen mineralleri geri kazanmak adına doğal maden suları ve hekim kontrolünde elektrolit tabletleri tüketilebilir.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hidrasyon yönetimi: Yüzmeye başlamadan en az 30 dakika önce ve yüzme seansı boyunca düzenli olarak su tüketilmelidir. Susuzluk hissi, vücudun dehidrasyona girdiğinin geç bir sinyalidir.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dolu mideyle yüzme riski: Ağır bir yemekten sonra kan akımı, sindirim sistemini desteklemek amacıyla iç organlara yönelir. Bu esnada iskelet kaslarına giden kan akımı ve oksijen miktarı azalır. Dolu mideyle yüzmek hem kramp riskini hem de reflü ve fenalık hissini artırır.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Her kramp masum olmayabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tekrarlayan kas krampları yalnızca fiziksel yorgunlukla ilişkili olmayabileceğini ifade eden Özer, bazı kişilerde dolaşım sistemi hastalıklarının, sinir sistemi problemleri, tiroit hastalıkları, kullanılan bazı ilaçlar veya farklı metabolik nedenlerin de kas kramplarına zemin hazırlayabileceğini söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sık tekrarlayan, günlük yaşamı etkileyen, gece uykudan uyandıran veya kas güçsüzlüğüyle birlikte görülen kramplarda altta yatan nedenin araştırılmasının önemine dikkat çeken Op. Dr. Hakan Özer, 'Yaz aylarında görülen kas kramplarının büyük bölümü basit önlemlerle azaltılabilir. Ancak kramplar sıklaşıyor, farklı bölgelerde tekrar ediyor veya başka belirtilerle birlikte görülüyorsa mutlaka hekim değerlendirmesi yapılmalıdır. Doğru hazırlık, yeterli sıvı alımı ve kontrollü egzersiz hem kas sağlığını korumaya hem de güvenli yüzmeye destek olur.' dedi. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://www.erganigazetesi.com.tr/yuzerken-kramp-girdiginde-panik-yapmayin</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 19:31:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/07/yuzerken-kramp-girdiginde-panik-yapmayin.jpg" type="image/jpeg" length="65114"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
