HAK-İŞ Konfederasyonu'na bağlı Öz Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan, yaz aylarında artan orman yangınlarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, yangınlarla mücadelenin yalnızca söndürme faaliyetlerinden ibaret olmadığını belirterek, asıl başarının yangın çıkmadan önce alınacak tedbirlerle mümkün olacağını ifade etti.
İlke Haber Ajansı (İLKHA) muhabirine yaptığı açıklamada ormanların su, temiz hava, üretim ve yaşamın teminatı olduğunu vurgulayan Aslan, yeterli sayıda eğitimli orman işçisinin istihdam edilmesi, çevre temizliği, toplumsal farkındalık ve güçlü bir önleyici politika oluşturulmasının Yeşil Vatan'ın korunmasında vazgeçilmez unsurları olduğunu söyledi.
İnsan ihmali orman yangınlarını tetikliyor
'Yaz aylarında artış gösteren orman yangınlarının temel insan faktörleri ve çevresel nedenleri nelerdir?' sorusunu Aslan, 'Orman yangınlarının çıkmasında insan faktörünün belirleyici olduğu artık tartışmasız bir gerçektir. Yıllara ve yangınların sınıflandırılma biçimine göre oranlar değişebilse de resmî veriler ve saha tecrübemiz, yangınların büyük çoğunluğunun insan kaynaklı olduğunu ortaya koymaktadır. Anız ve bahçe temizliği amacıyla yakılan ateşler, söndürülmeden bırakılan piknik ateşleri, sigara izmaritleri, çöplerin yakılması, kaynak ve kesim çalışmaları sırasında sıçrayan kıvılcımlar, tarım makineleri, enerji nakil hatlarında meydana gelen arızalar, dikkatsizlik, ihmal ve maalesef kasıtlı eylemler en önemli nedenler arasındadır.
Ancak insan kaynaklı bir kıvılcımın büyük bir afete dönüşmesini sağlayan çevresel şartları da doğru değerlendirmemiz gerekir. Uzun süren sıcak hava dalgaları, kuraklık, düşük nem, kuvvetli rüzgâr, orman tabanında biriken kuru otlar ve yanıcı materyal, yangının çok kısa sürede büyümesine neden olmaktadır. Özellikle ilkbahar yağışlarının ardından hızla büyüyen otların yaz sıcaklarıyla birlikte kuruması, orman tabanında adeta kesintisiz bir yanıcı örtü meydana getirmektedir.
İklim değişikliği de yangın sezonunu uzatmakta ve geçmişte olağan kabul ettiğimiz risk hesaplarını değiştirmektedir. Artık yangına yalnızca temmuz ve ağustos aylarının meselesi olarak bakamayız. Hazırlıklarımızı daha uzun bir dönemi kapsayacak şekilde yapmak zorundayız. Fakat burada altını çizmemiz gereken gerçek şudur: Sıcaklık, rüzgâr ve kuraklık yangının yayılmasını kolaylaştırır; çoğu zaman ilk kıvılcımı çıkaran yine insandır. Bu nedenle yangınla mücadelenin ilk cephesi, insan davranışını değiştirmektir.' şeklinde değerlendirdi.
Vatandaşlara yangın riskine karşı hayati uyarılar
Piknik ve mesire alanlarında yangın riskini en aza indirmek için vatandaşların dikkat etmesi gerekenlerle ilgili de Aslan, ' Vatandaşlarımız öncelikle bulundukları bölgede ormana giriş veya ateş yakma yasağı bulunup bulunmadığını öğrenmeli ve kamu otoritelerinin kararlarına eksiksiz uymalıdır. Ateş yakılmasına izin verilmeyen yerde 'Ben kontrol ederim, bana bir şey olmaz' anlayışıyla hareket edilmemelidir. Çünkü orman yangınlarında en tehlikeli düşünce, küçük bir ateşin kontrol altında tutulabileceğine ilişkin aşırı güvendir. Piknik yapılacaksa yalnızca izin verilen alanlar kullanılmalı, mümkün olduğu kadar ateşsiz piknik tercih edilmelidir. Kuvvetli rüzgârın bulunduğu günlerde ateş kesinlikle yakılmamalı; mangal közü, kül veya yanmış odun parçaları çevreye dökülmemelidir. Ateşin söndüğü gözle değil, tamamen soğutulduğundan emin olunarak kontrol edilmelidir. Sigara izmaritleri yere veya araç camından dışarı atılmamalı, araçlar kuru otların üzerine park edilmemeli, cam şişe, plastik, kâğıt ve diğer çöpler doğada bırakılmamalıdır.
Vatandaşlarımız piknik alanından ayrılırken yalnızca kendi çöpünü değil, gördüğü risk oluşturabilecek atıkları da mümkün olduğu ölçüde toplamalıdır. Çevre temizliği yalnızca estetik bir mesele değildir; aynı zamanda yangını önleme faaliyetidir. Duman, ateş veya şüpheli bir durum görüldüğünde zaman kaybedilmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı, mümkün olduğunca açık konum bilgisi verilmelidir. İlk birkaç dakika bazen yüzlerce hektarlık alanın ve onlarca canın kurtarılması anlamına gelebilir.' dedi.
Teknoloji kadar eğitimli orman işçisi de hayati önemde
Kurumların aldığı tedbirlerin yeterli olup olmadığıyla ilgili de Aslan, 'Türkiye'nin orman yangınlarıyla mücadelede sahip olduğu teknik kapasiteyi görmezden gelemeyiz. Devletimizin güçlü bir hava filosu, insansız hava araçları, gözetleme kuleleri, termal kameraları, erken uyarı sistemleri, arazözleri, ilk müdahale araçları ve iş makineleri bulunmaktadır. 2026 yılı için 28 uçak, 119 helikopter ve 14 insansız hava aracının görevlendirilmiş olması, hava ve gözetleme kapasitemizin ulaştığı seviyeyi göstermektedir. Fakat 'Tedbirler yeterli mi?' sorusunun cevabı yalnızca uçak ve helikopter sayısıyla verilemez. Hava araçları yangının hızını keser, ilerlemesini baskılar ve yerdeki ekiplere zaman kazandırır. Yangını çevreleyen, kontrol altına alan, toprağı karıştıran, kütüklerin ve köklerin altında devam eden ateşi bulan, soğutmayı yapan ve günlerce nöbet tutan ise orman işçisidir. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, hortumun başında yeterli ve eğitimli işçi bulunmuyorsa mücadele zincirinin önemli bir halkası eksik kalır.' ifadelerine yer verdi.
Yangınlarla mücadele eden personelin sayısı artırılmalı
Aslan, 'Bizim itirazımız devletimizin teknik kapasitesine değil, insan kaynağının tasarruf tedbirlerine takılmasınadır. Yangınlar, tasarruf genelgesi okumaz. Yangın, kadro hesabı yapmaz. Yangın başladığında kaç işçinin eksik olduğuna bakmadan ilerler. Bu nedenle orman yangınlarıyla mücadele eden işçilerimizin sayısı artırılmalı, geçici ve mevsimlik çalışma anlayışı yerine kalıcı ve tecrübeyi koruyan bir istihdam sistemi kurulmalı, yoğun risk taşıyan bölgelerde ikili vardiya düzeni uygulanmalıdır. Tedbirlerin yeterli kabul edilebilmesi için yalnızca söndürme kapasitesinin değil; önleyici temizlik çalışmalarının, yol kenarı ve enerji hattı bakımlarının, orman köyleriyle koordinasyonun, personel eğitimlerinin, devriye faaliyetlerinin ve yangın sonrası soğutma gücünün de yeterli olması gerekir. Biz 'işçiden tasarruf edilmez' derken tam olarak bunu anlatıyoruz.' şeklinde belirti.
Yangınla mücadelede vatandaşlara önemli görevler düşüyor
Vatandaşların dikkat edeceği hususlar hakkında da Aslan, 'Vatandaşlarımızın yapacağı en önemli şey, yangın çıkarmamak ve gördüğü yangını mümkün olan en kısa sürede doğru şekilde bildirmektir. Ormana yakın alanlarda ateş yakılmamalı, anız ve bahçe temizliği ateşle yapılmamalı, tarım makineleri özellikle sıcak ve rüzgârlı saatlerde dikkatli kullanılmalıdır. Kaynak, spiral ve metal kesme gibi kıvılcım çıkaran çalışmaların çevresinde su, söndürme tüpü ve güvenlik tedbirleri bulunmalıdır. Bir yangın görüldüğünde önce 112 aranmalı; il, ilçe, köy, mevki, yol, görülebilen yapı veya coğrafi işaretler mümkün olduğunca açık şekilde paylaşılmalıdır. Vatandaşlarımız yangın bölgesine yalnızca görüntü çekmek amacıyla gitmemeli, yolları araçlarıyla kapatmamalı, arazözlerin ve iş makinelerinin geçişini engellememelidir. Yangın sahasında yayılan doğrulanmamış bilgiler de mücadeleye zarar vermektedir. Resmî açıklamalar takip edilmeli, kaynağı belirsiz bilgiler paylaşılmamalıdır.
Tahliye kararı verilmişse tartışmadan uygulanmalıdır. İnsanlarımızın evini, hayvanını ve geçim kaynağını korumak istemesini anlıyoruz. Ancak yangının yönü rüzgârla birkaç dakika içinde değişebilir. Tecrübesiz bir insanın yangın hattında kalması, hem kendi hayatını hem de onu kurtarmaya çalışacak ekiplerin hayatını tehlikeye atar. Vatandaşlarımız şunu unutmamalıdır: Yeşil Vatan hepimizindir fakat yangın sahası profesyonel bir çalışma alanıdır. Vatandaşlık sorumluluğu, kontrolsüz biçimde alevlerin arasına girmek değil; yangını önlemek, doğru ihbarda bulunmak, ekiplerin yolunu açmak ve verilen talimatlara uymaktır.' diye konuştu.
Yangın sonrası asıl mücadele başlıyor
Yangın sonrası doğanın yeniden kazanılması nasıl sağlanacağıyla ilgili de Aslan, şunları aktardı: 'Yangın kontrol altına alındığında iş bitmiş olmaz. Asıl uzun mücadele o zaman başlar. Öncelikle yanan alanın toprağı, eğimi, bitki örtüsü, tohum kapasitesi, su kaynakları, yaban hayatı ve erozyon riski bilimsel olarak incelenmelidir. Her yanan alanın aynı yöntemle ağaçlandırılması doğru değildir. Bazı sahalar doğal gençleşme kapasitesine sahiptir; bazı alanlarda tohum takviyesi gerekir; bazı alanlarda ise fidan dikimi, erozyon kontrolü ve farklı rehabilitasyon uygulamaları birlikte yürütülmelidir.
Yangın sonrasında ilk hedeflerden biri toprağı korumaktır. Çünkü ağaç örtüsünü kaybeden eğimli arazilerde şiddetli yağışlarla birlikte erozyon, sel ve heyelan riski artabilir. Yüzey akışını yavaşlatacak çalışmalar yapılmalı, dere yatakları ve su kaynakları korunmalı, bölgenin doğal yapısına uygun türler ve yerel gen kaynakları esas alınmalıdır. Ağaçlandırma yalnızca fidanı toprağa dikmek değildir; bakım, tamamlama, koruma ve yıllarca sürecek takip gerektirir. OGM'nin rehabilitasyon uygulamalarında doğal gençleştirme, ağaçlandırma, erozyon ve sel kontrolü ile doğal vejetasyonu geliştirme çalışmalarının birlikte planlandığı görülmektedir.
Anayasamızın 169'uncu maddesi son derece açıktır: Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir. Bu anayasal güvence tartışmaya açılmamalı ve yanan alanların başka amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin toplumsal şüpheleri ortadan kaldıracak şeffaf bir takip sistemi kurulmalıdır. Yanan alanın koordinatları, rehabilitasyon yöntemi, yapılan çalışmalar ve sahanın gelişimi kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılmalıdır.
Ayrıca bölgedeki orman köylüsü sürecin dışında bırakılmamalıdır. Orman köylüsü hem bölgeyi en iyi tanıyan kişidir hem de rehabilitasyon çalışmalarının doğal ortağıdır. Üretim, temizlik, ağaçlandırma, bakım ve koruma çalışmalarında yöre halkına öncelik verilmesi, hem doğanın iyileşmesini hızlandırır hem de yangın nedeniyle zarar gören yerel ekonominin ayağa kalkmasını sağlar.'
Çevre temizliği yangın riskini azaltıyor
Doğaya bırakılan cam ve plastik atıkların yangın çıkarma riski konusundaki toplumsal bilincin oluşturulmasın gerektiğini vurgulayan Aslan, 'Cam şişeler ve cam parçaları, uygun açı ve çevresel şartlar oluştuğunda güneş ışığını belirli bir noktada yoğunlaştırarak kuru otlar üzerinde risk oluşturabilir. Plastik, kâğıt ve diğer atıklar ise çevreyi kirletmenin yanında orman tabanındaki yanıcı madde yükünü artırabilir; yangın sırasında alevin ilerlemesine ve zehirli duman oluşmasına katkı sağlayabilir. Bu nedenle meseleyi yalnızca 'Cam gerçekten yangın çıkarır mı?' tartışmasına indirgemek yanlıştır. Ormana hiçbir atık bırakılmaması esastır. Biz bu konuda ülke çapında, yangın mevsimi başlamadan önce kapsamlı bir çevre temizliği seferberliği yapılması gerektiğini düşünüyoruz.
Orman yolları, enerji nakil hatlarının çevresi, piknik ve mesire alanları, karayolu kenarları, köy bağlantı yolları ve ormanla yerleşim yerlerinin kesiştiği alanlar kurumlar, belediyeler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, öğrenciler ve gönüllülerle birlikte temizlenmelidir. OGM'nin 'Orman Benim' çalışmaları kapsamında cam, plastik, kâğıt ve diğer atıkların toplanmasına öncelik verilmesi önemli bir adımdır; bu çalışmaların sürekliliği sağlanmalıdır.' dedi.
Yeşil Vatan bilinci küçük yaşta kazandırılmalı
Aslan, 'Toplumsal bilinç yalnızca afiş asmakla oluşmaz. Televizyonlarda, radyolarda, sosyal medyada, akaryakıt istasyonlarında, dinlenme tesislerinde, köy kahvelerinde ve okullarda sürekli bilgilendirme yapılmalıdır. Ormana çöp bırakan kişiye yalnızca para cezası verilmesiyle yetinilmemeli; çevre temizliği ve kamu hizmeti gibi eğitici ve caydırıcı uygulamalar da değerlendirilmelidir. En önemlisi çocuklardır. Biz yıllardır 'Ağaç yaşken eğilir' diyerek Yeşil Vatan bilincinin okullarda öğretilmesini savunduk. 2025-2026 eğitim öğretim yılının 'Her Çocuk Bir Fidan, İlk Ders Yeşil Vatan' temasıyla başlamasını ve çalışmaların yıl boyunca tematik bir takvimle sürdürülmesini son derece kıymetli buluyoruz. Bu eğitim tek bir dersle sınırlı kalmamalı; çevre temizliği, yangın önleme, suyun korunması ve doğaya saygı uygulamalı biçimde çocuklarımıza kazandırılmalıdır.' diye konuştu.
Sivil katılım koordinasyon içinde yürütülmeli
Orman yangınlarına erken müdahale ve söndürme çalışmalarında sivil katılımın ile ilgili de Aslan, 'Sivil katılım değerlidir fakat eğitim, disiplin ve koordinasyon içinde yürütülmelidir. Yangını ilk gören vatandaşın zamanında yapacağı ihbar, belki de en önemli sivil katkıdır. Bunun yanında köylülerimizin bölgeyi tanıması, su kaynaklarını ve yolları bilmesi, tahliyeye yardımcı olması, hayvanların güvenli alanlara götürülmesi ve ekiplerin lojistik ihtiyaçlarının karşılanması büyük önem taşır. Ancak hiçbir vatandaş, yangın amirinin bilgisi ve yönlendirmesi olmadan yangın hattına girmemelidir. Yangının önüne traktörle, özel araçla veya kişisel ekipmanla çıkmak iyi niyetli olsa bile ölümcül sonuçlar doğurabilir. Orman yangını düz bir hat üzerinde ilerlemez. Rüzgâr değişebilir, alev sıçraması yaşanabilir, duman görüşü kapatabilir ve vatandaş kendisini birkaç dakika içinde yangının ortasında bulabilir.
Sahaya aktif olarak katılacak kişilerin eğitimli, kayıtlı, kişisel koruyucu donanıma sahip ve yangın komuta sistemi içinde görev yapması gerekir. OGM'nin kayıtlı orman yangını gönüllüsü sayısının 2025 yılı sonunda 136 bini aşması önemli bir toplumsal güçtür. Fakat bu gücün değeri, gönüllülerin bilinçli, koordineli ve güvenli biçimde hareket etmesiyle ortaya çıkar. Sivil katılımın sınırı nettir: Profesyonel ekiplerin işini zorlaştırmamak, ulaşım yollarını kapatmamak, talimat dışına çıkmamak ve kendi hayatını tehlikeye atmamak. Dayanışma; herkesin alevlerin içine girmesi değil, herkesin kendisine verilen görevi doğru yerde ve doğru zamanda yapmasıdır.' dedi.
Ormanların korunması için yeni yasal adımlar önerildi
Gelecek nesillere yeşil bir alan bırakmak adına ormanlık alanların korunması için hangi yasal ve sosyal adımlar atılması gerektiğiyle ilgili de Aslan, 'Öncelikle orman yangınlarına ilişkin hukuki süreçler hızlı, şeffaf ve caydırıcı biçimde yürütülmelidir. İhmal, dikkatsizlik veya kasıt sonucu yangına sebep olanların yalnızca yanan ağaç sayısıyla değil; ekosisteme, yaban hayatına, su kaynaklarına, kamu bütçesine, bölge halkına ve geleceğe verdikleri toplam zararla karşı karşıya kalmaları gerekir. Cezasızlık veya dosyaların sonuçsuz kaldığı algısı, caydırıcılığı zayıflatır. Riskli dönemlerde ormanlara giriş yasakları kâğıt üzerinde kalmamalı, etkili şekilde denetlenmelidir. Enerji nakil hatlarının bakımı, yol kenarlarındaki kuru otların temizliği, belediyelerin çöplük alanları, tarım faaliyetleri ve orman-yerleşim sınırları için kurumların sorumlulukları açıkça belirlenmelidir. İhmal tespit edildiğinde yalnızca vatandaş değil, görevini yerine getirmeyen kurum veya işletme de hesap vermelidir.
Biz ayrıca mevcut orman muhafaza yapısına, jandarma ve diğer güvenlik güçlerine destek olacak uzmanlaşmış bir Orman Güvenlik Birimi kurulmasını öneriyoruz. Bu yapı yangın söndürme ekibi değil; önleme, gözetleme ve caydırıcılık birimi olarak çalışmalıdır. Yüksek riskli günlerde motorize devriyeler gerçekleştirmeli, orman girişlerini ve kritik noktaları kontrol etmeli, şüpheli hareketleri takip etmeli, yol kenarları ile enerji hatlarındaki riskleri ilgili kurumlara bildirmeli ve yangın çıktığında delillerin korunmasına yardımcı olmalıdır. Böyle bir birim mevcut kurumların alternatifi değil, onların gücüne güç katacak tamamlayıcı bir yapı olacaktır.' diye konuştu.
Yeşil Vatan devlet-millet dayanışmasıyla korunabilir
Son olarak Aslan, 'Sosyal alanda ise Yeşil Vatan eğitimi okul öncesinden başlayarak bütün eğitim kademelerinde sürdürülmelidir. Her il ve ilçede düzenli orman temizliği faaliyetleri yapılmalı, köylerde yangın tatbikatları artırılmalı, gönüllülük sistemi yaygınlaştırılmalı ve medya aracılığıyla yalnızca yangın çıktığında değil, yıl boyunca farkındalık çalışmaları yürütülmelidir. Biz gelecek nesillere yalnızca fidan dikilmiş alanlar değil, korunmuş bir ekosistem bırakmak zorundayız.
Bunun yolu da yangından sonra gösterilen kahramanlık kadar, yangından önce gösterilecek akıl, dikkat, eğitim ve sorumluluktan geçmektedir. Yeşil Vatan'ı korumak yalnızca orman işçisinin, devletin veya belirli kurumların görevi değildir. Devletimiz bütün imkânlarıyla mücadele edecek, orman işçimiz canı pahasına görev yapacak, vatandaşımız da davranışlarıyla bu mücadelenin sorumlu bir parçası olacaktır. Ancak böyle devlet-millet el ele vererek ormanlarımızı ve geleceğimizi koruyabiliriz.' ifadelerine yer verdi. (İLKHA)