Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM), Mardin'de ilmi düşüncenin gelişmesine katkı sunmak amacıyla akademi paneli gerçekleştirdi.
Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM) tarafından düzenlenen program, Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başladı.
Artuklu Said Nursi İmam Hatip Lisesi Konferans Salonu'nda yapılan panel, iki farklı oturum halinde gerçekleştirildi.
Alanında uzman birçok konuşmacının katıldığı programda, çeşitli akademik sunumlar yapıldı.
Dr. Ömer Tanrıverdi, 'Ergenlik Döneminde Kimlik İnşası, Aile İçi İletişim ve Manevi Gelişimin Bireyin Karakter Oluşumundaki Belirleyici Rolü',
Andan Can Kılıç 'Yeni İlmi Kelam Döneminde Epistemolojik Arayışlar: İzmirli İsmail Hakkı ve Ömer Nasuhi Bilmen Mukayesesi' ,
Mehmet Koç, 'Haçlı Seferleri Öncesinde Batı'da İslam ve Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Algısının Temelleri' başlıklı sunumlarını yaparken,
Abdüsselam Önen de 'Trump Döneminde Ekonomik Yaptırımların Silahsızlaştırılması Yöntemiyle İçişlerine Müdahale Yasağının Aşındırılması: İran ve Venezuela Örneği' konulu sunum gerçekleştirdi.
İbrahim Özçelik ise 'Tüketim Psikolojisi: İhtiyaç mı, Algoritmik İkna mı?' başlıklı sunumuyla katılımcılara hitap etti.
Programa konuşmacı olarak katılan Dr. Serdar Tekdal, düşünce kuruluşlarının önemine dikkat çekti.
'Düşünce kuruluşları fikir ve strateji üretir'
SDAM dahil olmak üzere düşünce kuruluşlarının dünya tarihinde çok eski bir geçmişe sahip olduğunu belirten Tekdal, 'SDAM yaklaşık 10 yıllık bir geçmişe sahip olsa da, içerisinde yer aldığı düşünce kuruluşları genellikle 'think tank' olarak adlandırılır. Bu yapıların geçmişi 1900'lü yılların başlarına kadar uzanmakta ve ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde yaygınlaşmaya başlamıştır.
İkinci Dünya Savaşı ile birlikte bu yapıların etkisi ve işlevi daha da gelişmiştir. Türkiye'de ise özellikle 1990'lı yıllardan itibaren düşünce kuruluşlarının sayısı artmaya başlamış, 2000'li yıllardan sonra ise bu artış daha hızlı bir ivme kazanmıştır. Bugün Amerika'da yaklaşık 2 bin ila 2 bin 500 arasında düşünce kuruluşu bulunurken, Türkiye'de bu sayı henüz yüzlerle ifade edilmektedir.
Ortadoğu coğrafyasında genel olarak sayıları az olan bu kuruluşlar, Batı Avrupa ülkeleri ve Rusya gibi gelişmiş bölgelerde daha yaygındır. Gelişmiş ülkelerin bu yapıları yoğun şekilde kullanmasının önemli sebepleri vardır. Yapılan çalışmalara göre düşünce kuruluşlarının fazla olduğu ülkelerin aynı zamanda daha gelişmiş olduğu görülmektedir. Bu da düşünce kuruluşlarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü bu kuruluşlar fikir ve strateji üretir, bunları siyasetçilere, iktidarlara ve hükümetlere sunar. Yöneticiler de bu öneriler doğrultusunda ülke yönetimini şekillendirir.' ifadelerine yer verdi.
'Ümmet sünnetullaha uymazsa küfür üzerimize hükümran olur'
İslam ümmetinin yaşadığı birçok sıkıntının temelinde gerekli adımların atılmaması ve yeterince çalışılmamasının bulunduğunu ifade eden Tekdal, 'SDAM'ın çalışmaları genellikle dış politika alanında yoğunlaşsa da sadece bununla sınırlı değildir. Enerji, eğitim, sosyal hayat ve sosyoloji gibi birçok farklı alanda da analizler hazırlanabilir. Bu çalışmalar daha sağlam ve sağlıklı adımların atılmasına vesile olur. Dünya bunun kıymetini biliyor ve buna göre hareket ediyor. Ancak maalesef biz bu noktada her zaman olduğu gibi geriden geliyoruz.
Ardından da 'Niçin İslam ümmeti bu durumdadır?' diye soruyoruz. Gerekli adımları atmadığımız için ümmet olarak yaşadığımız sorunların önemli bir kısmı kendi eksikliklerimizden kaynaklanmaktadır. Tarih boyunca mücadelelerin başarıya ulaşmasını sağlayan birtakım usuller vardır. İslami terminolojiyle ifade edecek olursak bunun bir sünnetullahı vardır.
Kur'an-ı Kerim'de, 'Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın' buyurulmaktadır. Bu Rabbimizin koyduğu kanundur. Buna uyan kazanır, uymayan ise kaybeder. Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin ifade ettiği gibi, 'İhlas küfürde dahi başarıyı getirir.' İstikrarlı olmak ve gerekli adımları atmak gerekir.
Eğer ümmet bu noktada sünnetullaha uymaz, çalışmaz ve gerekli adımları atmazsa küfür bizim üzerimize hükümran olur. Bunun dışında bir sonuç bekleyemeyiz. Yahudilerin bugün dünyada etkili hale gelmesi de çalışma ve organizasyonlarının bir sonucudur. Bu, haşa Allah Teâlâ'nın onlara özel bir başarı vermesi değildir.' ifadelerini kaydetti. (İLKHA)