Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd, kaleme aldığı 'Sevr Mağarasından günümüz muhacirlerine: İlahi maiyyet ve kalbin inşası' adlı yazıda önemli noktalara dikkat çekti.
İslam ümmetinin bugün tarihinin en ağır imtihanlarından birini yaşadığına vurgu yapan Aşur, milyonlarca Müslümanın savaş, baskı ve istikrarsızlık sebebiyle yurtlarını terk etmek zorunda kaldğını ifade etti.
Hicretin yalnızca bir göç olmadığını belirten Aşur, zorlukları fırsata dönüştüren ilahi bir eğitim süreci olduğunu ifade ederek, Sevr Mağarası'nın ise bu sürecin en güçlü sembolü olduğunu aktardı.
'Asıl tehlike, coğrafyanın değişmesi değil, kalbin savrulmasıdır'
İslam ümmetinin zorlu imtihanına dikkat çeken Ebu Zeyd, 'İslam ümmeti bugün tarihinin en ağır imtihanlarından birini yaşamaktadır. Filistin'den Suriye'ye, Irak'tan Yemen'e, Doğu Türkistan'dan dünyanın farklı bölgelerine kadar milyonlarca Müslüman savaş, baskı ve istikrarsızlık sebebiyle yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Ancak asıl tehlike, coğrafyanın değişmesi değil, kalbin savrulmasıdır. Çünkü gurbet sadece mekan değiştirmek değil, aynı zamanda kimliğin, inancın ve ahlakın sınandığı ağır bir imtihandır. Bu noktada Kur'an'ın sunduğu en büyük çözüm, kalbin Allah'a güvenle imar edilmesidir. Allah'a bağlı bir kalp, sürgünü eğitim mektebine, gurbeti davet sahasına ve zorluğu ilahi bir fırsata dönüştürebilir.' şeklinde belirtti.
'Zafer önce kalpte başlar'
Hazreti Muhammed Aleyhisselam ile Hazreti Ebu Bekr'in Sevr Mağarası sahnesini aktaran Ebu Zeyd, 'Yüce Allah hicret sırasında Sevr Mağarası'nda bulunan Resulullah ve Hazreti Ebu Bekir hakkında şöyle buyurur: 'Üzülme! Şüphesiz Allah bizimle beraberdir.' Bu ayetin merkezinde maddi güç değil, Allah'ın maiyyeti vardır. Düşmanlar mağaranın ağzına kadar gelmişken Hazreti Peygamber'in sergilediği sükunet, gerçek güvenin sebeplerde değil, sebeplerin sahibi olan Allah'ta olduğunu göstermektedir. Bu ayetin üç önemli mesajı vardır. Birincisi, zafer önce kalpte başlar. Mümin sebeplere sarılır. Ancak güvenini yalnızca Allah'a bağlar. İkincisi, 'Üzülme' hitabı sadece Hazreti Ebu Bekir'e değil, bugün yurdundan edilmiş ve geleceğinden endişe duyan bütün müminlere yöneliktir. Üçüncüsü ise ilahi maiyyetin sonucu olan sekinedir. Allah'ın kalbe indirdiği huzur, insanı en zor şartlarda ayakta tutan en büyük güçtür.' ifadelerine yer verdi.
'Hak ile batıl arasındaki mücadelenin evrensel tablosu: Sevr Mağarası'
Ebu Zeyd, müfessirlerin ışığında Sevr Mağarasının mesajına değinerek, 'Müfessirler bu olayı yalnızca tarihi bir hadise olarak değil, bütün çağlara hitap eden bir iman modeli olarak değerlendirmişlerdir. İbn Kesir, Allah'ın Resulünü en zor şartlarda bile koruduğunu vurgular ve Hazreti Ebu Bekir'in endişesinin kendi canı için değil, İslam'ın geleceği için olduğunu belirtir. Seyyid Kutub ise mağarayı, hak ile batıl arasındaki mücadelenin evrensel bir tablosu olarak yorumlar. Ona göre dış görünüşte bütün imkanlar düşmanın elindedir. Ancak zafer yine de Allah'ın yanında olanlara aittir. Çünkü ilahi destek, maddi güçlerin ötesindedir. Bu yorumlar günümüz Müslümanlarına üç temel ilke sunmaktadır: Gerçek güvenlik Allah'a bağlılıktadır, ilahi maiyyet bütün müminler için geçerli bir hakikattir, sıkıntılar bazen büyük açılımların başlangıcı olabilir. Nitekim Sevr Mağarası'ndan Medine'ye, Medine'den ise insanlık tarihini etkileyen büyük bir medeniyet doğmuştur.' diye aktardı.
'Sevr Mağarası, sadakatin ve kardeşliğin sembolüdür'
Günümüz muhacirleri için dört temel ders hakkında bilgi veren Aşur, şu ifadeleri kullandı: 'Günümüz muhacirleri için dört temel dersin ilki kimliği korumaktır. Muhacirin en önemli mücadelesi çoğu zaman geçim değil, kimliğini korumaktır. Dini ve ahlaki değerlerini muhafaza eden, yaşadığı topluma fayda sağlayan bir Müslüman bulunduğu yerde İslam'ın en etkili temsilcisi olabilir. İkincisi, kardeşliği güçlendirmektir. Sevr Mağarası, sadakatin ve kardeşliğin sembolüdür. Bugün farklı milletlerden Müslümanları birleştiren unsur milliyet değil, ümmet bilincidir. Camiler ve İslam merkezleri, yalnızca ibadet edilen yerler değil; dayanışmanın ve yeni nesillerin yetiştiği merkezler olmalıdır. Üçüncüsü, umudu üretime dönüştürmek. Hicret umutsuzluğa değil, yeni başlangıçlara kapı açmalıdır.
Müslüman yaşadığı ülkenin dilini öğrenmeli, eğitim ve meslek hayatında başarılı olmalı, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla İslam ahlakını temsil etmelidir. Böylece hicret, hizmet ve medeniyet üretme sürecine dönüşebilir. Son olarak dördüncüsü ise manevi hayatı derinleştirmektir. Kur'an ile beraber olmak, dua ve ibadeti hayatın merkezine yerleştirmek, gurbetin zorluklarına karşı kalbi güçlendirir. İnsan dış dünyanın fırtınalarına ancak sağlam bir manevi hayatla direnebilir.'
'Bugün ihtiyaç duyduğumuz en önemli şey, maiyyet şuurudur'
Hicretin yalnızca bir göç olmadığını belirten Aşur, zorlukları fırsata dönüştüren ilahi bir eğitim süreci olduğunu ifade ederek, 'Hicret, yalnızca bir göç değil, zorlukları fırsata dönüştüren ilahi bir eğitim sürecidir. Sevr Mağarası ise bu sürecin en güçlü sembolüdür. Çünkü burada verilen ders, zaferin önce kalplerde başladığı gerçeğidir. Bugün milyonlarca Müslüman farklı ülkelerde muhacir olarak yaşamaktadır. Böyle dönemlerde en büyük ihtiyaç güvenli bir mekandan önce, Allah'a güvenle dolu bir kalptir. Kalbi ilahi maiyyet bilinciyle güçlenen mümin, bulunduğu topluma yük değil değer olur. umutsuzluğun değil umudun temsilcisi haline gelir. İslam tarihi göstermiştir ki Sevr Mağarası'nın darlığı Medine'nin kuruluşuna, Medine ise büyük bir medeniyetin doğuşuna kapı açmıştır.
Bu nedenle günümüz Müslümanları da yaşadıkları zorlukları ilahi bir hazırlık olarak okuyabilmelidir. 'Şüphesiz Allah, takva sahibi olanlar ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.' (en-Nahl, 16/128) Bugün ihtiyaç duyduğumuz en önemli şey, maiyyet şuurudur. Kalpler bu bilinçle dirildiğinde, gurbetin hüznü ümmete hizmet eden bereketli bir hicrete dönüşecektir.' ifadelerini kaydetti. (İLKHA)