Halid Meşal, Doha'da "Filistin Davası ve Bölgesel Dengeler" temasıyla düzenlenen 17. El Cezire Forumu'nda konuştu.
Meşal, Filistin devletinin 159 ülke tarafından tanınmasının olumlu bir adım olduğunu ancak yeterli olmadığını belirterek, asıl zorluğun bu tanınmayı sahada siyasi bir gerçekliğe dönüştürmekte yattığını ve bunun da Filistin, Arap, İslam ve uluslararası çabaları gerektirdiğini sözlerine ekledi.
"Direniş, işgalin varlığıyla bağlantılıdır"
Direniş felsefesinin, işgalin varlığının direnişi zorunlu kıldığı açık ilkesine dayandığını vurgulayan Meşal, bu hakkın uluslararası hukukta ve ilahi hukukta güvence altına alındığını ve ulusların kolektif hafızasının ve tarihsel deneyiminin bir parçasını temsil ettiğini bildirdi.
Gazze'deki direnişin silahsızlandırılması girişimlerine karşı çıkan Meşal, "kaos yaratmayı ve iktidar boşluğunu doldurmayı amaçlayan milislerin meşrulaştırılmasına" da karşı çıktı.
Direniş duraklarının tarihsel bağlamlarından ayrı olarak okunamayacağına dikkat çeken Meşal, 1920'lerdeki İzzeddin el-Kassam devrimini, 1948'deki el-Kastal Muharebesi'ni, 1965'te Filistin devriminin başlatılmasını ve 1967 yenilgisinden sonra morali yükselten bir dönüm noktası olarak gördüğü 1968'deki Karameh Muharebesi'ni örnek gösterdi.
İşgalin, Gazze'ye yönelik tekrarlanan savaşlarının, bölgede herhangi bir direniş yapısının veya özgür iradenin varlığını engellemeyi amaçladığını belirten Halid Meşal, işgalin direnişi denklemdeki tek sabit unsur olarak ele aldığını, direnişin biçimlerinin ise devrimler, ayaklanmalar ve silahlı direniş arasında değiştiğini vurguladı.
"israil bölgesel bir tehdittir"
Bölgesel cephede ise Meşal, işgalci rejimin bölge ülkeleri ile Arap ve İslam dünyası için bir tehdit oluşturduğunu belirterek, bu tehlikeyle mücadele etmek için kapsamlı bir Arap ve İslam stratejisine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Meşal, dünyanın, işgalci rejimin varlığının uluslararası istikrarsızlığın bir nedeni olduğunu anlamaya başladığını ifade etti.
Meşal, HAMAS ve Filistinli grupların, Gazze'nin yeniden inşası ve toparlanmasına olanak tanıyan, aynı zamanda ulusal ilkeleri koruyan dengeli bir yaklaşıma dayalı, "Aksa Tufanı" sonrası dönem için ulusal bir vizyon geliştirmeye kararlı olduklarını vurguladı.
Halid Meşal, Gazze üzerinde herhangi bir yabancı yönetime veya uluslararası vesayete karşı olduğunu yineleyerek, Gazze'nin Filistinliler tarafından yönetilmesi gerektiğini belirtti.
Hareketin daha önce beş ila yedi yıl sürecek bir ateşkes teklif ettiğini belirten Meşal, "silahsızlanma" talebinin bazılarının iddia ettiği gibi uluslararası bir talep olmadığını bildirdi.
Meşal, soykırım savaşının durdurulmasının önemli bir adım olduğunu ve Filistinlilerin en büyük gücünün kendi topraklarında bulunmalarında ve haklarına bağlılıklarında yattığını vurguladı.
Halid Meşal, şöyle devam etti:
“Arap ve İslam milleti olarak, bölge ve toprak olarak sorunumuz israil ile. Bugün açıkça anlaşıldı ki, siyonist düşmanla olan sorunumuz sadece Filistin gibi Arap vatanının kalbindeki değerli bir bölgeyi işgal etmesinden kaynaklanmıyor; aynı zamanda israilin bize ve bölgeye varoluşsal bir tehdit ve tehlike oluşturduğuna dair inancımız da pekişti.
Bazıları israilin ona karşı savaşanlar için bir tehlike olduğunu söyleyebilir, ama Suriye'ye bakın. Yeni rejim şekillenmeye ve yolunu bulmaya başlar başlamaz düşmanlıkla karşılandı. Onlar bir devlet istemiyorlar ve Suriye toplumunun yapısını bozmak istiyorlar.
Ürdün için en büyük tehdit, Batı Şeria'da yaşananlar, Batı Şeria halkının Ürdün'e göç ettirilmesi tehdidi ve Ürdün aleyhinde yapılan açıklamalar; ayrıca Mısır da, birkaç gün önce Netanyahu'nun Mısır ordusunun artan gücünden duyduğu korkuyu dile getirmesi gibi, çoğu Arap ve İslam ülkesi için de geçerli.
Arap ve İslam ümmeti olarak varlığımıza yönelik bir siyonist tehdit var; bu nedenle bu eşitsiz savaşta kendimizi korumak için stratejiler benimsemeli, birlikte çalışmalı ve küresel sahnede kendimize bir yer edinmeliyiz.”
Filistin ve uluslararası arena
Filistin davasının uluslararası arenadaki varlığına ilişkin olarak Meşal, uluslararası arenada dönüşümlerin yaşandığını ve Filistin davasına yönelik sempatinin arttığını, Amerika ve Avrupa'daki genç nesilde gerçek bir değişim olduğunu, elitler, sokaklar, gençler, üniversiteler ve sosyal medya düzeyinde de dönüşümlerin olduğunu ve bu konunun sürekli büyüdüğünü belirtti.
Dünyanın işgalci rejimin ahlaki, siyasi ve ekonomik bir yük haline geldiğinin farkına varmaya başladığını aktaran Meşal, Gazze'ye yönelik savaşın sona ermesine yol açan nedenlerden birinin de öfkenin uluslararası alana yansıması olduğunu, bu nedenle de istikrarlarından endişe duymaya başladıklarını belirtti.
Meşal, “Araplar ve Müslümanlar olarak, şu anki en iyi savunmamız saldırmaktır. israili takip etmeli ve onun uluslararası güvenlik, istikrar ve çıkarlar için bir yük, dışlanmış bir varlık olduğunu ortaya koymalı ve tıpkı Güney Afrika'daki apartheid rejimi gibi uluslararası meşruiyetini kaybeden bir varlık haline getirmeli ve dünyanın Filistin durumuyla olan ilişkisini derinleştirmeliyiz.” diye ekledi.
Gazze'nin silahları ve uluslararası güç
İşgalci rejimin ve Amerika'nın Gazze'yi ve Filistin direnişini silahsızlandırma çağrılarına ilişkin konuşan Meşal, "Arabulucu ülkeler Katar, Türkiye ve Mısır ile yapılan görüşmeler ve aracı ülkeler aracılığıyla Amerikalılarla dolaylı diyaloglar sayesinde, HAMAS'ın silahlar konusundaki vizyonu arabulucular tarafından anlaşıldı ve inanıyorum ki, siyonist baskı ve şantajdan uzaklaşarak, 'garanti yaklaşımı' adı altında bir uzlaşmaya varabiliriz ve tehlike Gazze'den değil, israilden geliyor, çünkü Gazze'nin toparlanması uzun zaman alacak." dedi.
Sınırda uluslararası barış gücü birliklerinin bulunmasının bir güvence olduğunu, HAMAS'ın da 5-10 yıllık bir ateşkes teklif ettiğini belirten Meşal, bunun da başka bir güvence olduğunu, silah kullanılmayacağının veya sergilenmeyeceğinin belirtildiğini ve arabulucuların da bir güvence oluşturabileceğini vurguladı.
Meşal, sorunun HAMAS ve Gazze'deki direniş güçleriyle değil, Filistin silahlarını alıp milislerin eline vererek kaos yaratmak isteyen işgal rejimi ile olduğunu ve bunun da suçlu siyonist düşman tarafından desteklenen bazı silahlı gruplarla yaşandığını vurguladı. (İLKHA)