Güncel

İşgal rejiminin idam kararına tepki: Tüm imkânlarınızla esirlerin sesi olmaya çalışın

Aksa Kadınları Derneği, siyonist işgal rejiminin Filistinli esirler için aldığı idam kararını telin etmek ve yöneticileri harekete geçirmek amacıyla İstanbul'da bir eylem gerçekleştirdi. Eylemde, esirlerin sesi olmak, siyasileri ve sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirmek için herkesin elinden geleni yapması çağrısında bulunuldu.

Cuma namazının ardından Üsküdar Mihrimah Sultan Camii önünde yoğun katılımla gerçekleştirilen programa; İşgal zindanlarında esir olan Hasan Selame'nin eşi Ğufran Zamil, Filistin Uluslar arası Medya Ağı Üyesi Abdulfettah El Suyuri ve Avukat Gülden Sönmez konuşmacı olarak katıldı.

Müyesser Yağız

Aksa Kadınları Derneği başkanı Müyesser Yağız'ın açılış sunumuyla başlayan programda konuşan esir Hasan Selame'nin eşi Ğufran Zamil, onurla direnenlere ve Filistin davasına destek verenlere selam gönderdi.

Ğufran Zamil

"Bu bir kanun değil ahlaki çöküşün intikam mantığına dönüşmesidir"

Zamil, "Bugün karşınızda geçici bir nutukla değil, bir halkın acısıyla ve demir parmaklıklar ardında yaşayan ama insanlık anlamını hiç bilmeyen bir baskı makinesine karşı dimdik duran binlerce Filistinli esirin sesiyle duruyoruz. Gördünüz mü? Duydunuz mu? İsrail Meclisi, Filistinli esirlere yönelik idam yasasının onaylanmasını Knesset salonunda kadeh kaldırıp kutlama yaptılar. Kan üzerinden kadeh kaldırılması nasıl bir sahnedir? Ölümün yasama kararına dönüşmesi, öldürmenin bir kanun, kutlanmasının ise meşru bir siyasi eylem haline gelmesi nasıl bir sahnedir? Bu bir kanun değildir… Bu tam bir ahlaki çöküşün ilanı ve adalet fikrinden intikam mantığına doğru bir savrulmadır." dedi.

"Hapishanelerde 400'den fazla çocuk ve 80 kadın olmak üzere yaklaşık 10 bin esir bulunuyor"

Türkiye'deki özgür insanlara seslenerek konuşmasını sürdüren Zamil, "Gazze'deki soykırım savaşından beri hapishaneler sadece tutuklama yerleri olmaktan çıktı, günlük işkence arenalarına dönüştü. Esirler bugün en korkunç koşulları yaşıyor. Kesintisiz fiziksel darp, sistematik psikolojik aşağılama, aç bırakma, tıbbi ihmal, ağır tecrit… Hatta mesele, bazı erkek ve kadın esirlere yönelik cinsel saldırılara kadar ulaştı. Evet, 21. yüzyılda bu suçlar duvarların ardında, utanç verici bir küresel sessizlik içinde işleniyor. Esirler her gün öldürülüyor ama yavaşça. Açlıktan ölüyorlar, işkence altında ölüyorlar, tıbbi ihmal nedeniyle ölüyorlar. Gazze savaşının başlangıcından bu yana hapishanelerde; açlık, darp ve işkence kurbanı olan 120'den fazla esir şehit oldu.  Bugün hapishanelerde 400'den fazla çocuk ve 80 kadın olmak üzere yaklaşık 10 bin esir bulunuyor ve her gün türlü işkencelere maruz kalıyorlar. Bu nasıl bir adalettir? Ölümü yasallaştıran bu nasıl bir kanundur? Bugün işgalci artık esirleri yavaş yavaş öldürmekle yetinmiyor, ölümü resmi bir karara, parlamentoda alkışlanan bir kanuna dönüştürmeye karar verdi." diye konuştu.

Medyaya, "esirlerin hikâyelerini topluma anlatın" çağrısı

Türkiye halkının mazlumların yanında durduğunu, bu sebeple kendilerine hitap ettiğini söyleyen Zamil, "Yüksek sesle soruyoruz! İnsan haklarından dem vuran dünya nerede? Demokrasiden bahseden dünya nerede? Bir zamanlar demokrasi ve insan hakları gerekçeleriyle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını reddeden bu dünya, bugün tüm dünyanın gözü önünde yasallaşan ve kutlanan bir idam yasası karşısında neden sessiz kalıyor? Bu ne biçim bir ikiyüzlülüktür? Bu ne biçim bir çifte standarttır? Dünyanın sessizliği tarafsızlık değil açık bir suç ortaklığıdır. Buradan net mesajlarımızı gönderiyoruz… Türkiye'deki parlamenterlere: Bugün sorumluluğunuz sadece siyasi değil, aynı zamanda ahlaki ve tarihidir. Esirler için, Mescid-i Aksa için ve bu tehlikeli gidişatı durdurmak için uluslararası mecralarda net duruşlar, gerçek adımlar ve siyasi baskı istiyoruz. Hukukçulara ve yasa koyuculara; bugün yaşananlar, ellerinizde bulunan çok net hukuki belgelerdir. Bu idam yasası ve hapishanelerde uygulanan her şey ırk ayrımcılığına dayanmaktadır ve esirin hapishane içinde onurlu bir yaşam sürmesini garanti altına alan tüm uluslararası sözleşmeleri ihlal etmektedir. Bu dosyaları uluslararası mahkemelere taşıyın ve dünyaya şunu deyin; bunlar kanun değil, bunlar gerçek suçlardır. Türkiye'deki medya mensuplarına: İşgalci, esirleri sadece birer sayıya veya savaş suçlusuna dönüştürmeye çalışıyor ama gerçek şu ki onlar özgürlük mimarlarıdır. Sizin sorumluluğunuz; onlardan, davalarından ve işgalin hapishanelerde onlara yaptıklarından bahsetmektir. Onların hikâyelerini, insani yönlerini anlatın… Davaları Türk medyasında hak ettiği şekilde yer almalıdır." şeklinde konuştu.

"Esirleri sesi olun… Bu dava sadece bir halkın davası değil insani, onur ve yaşama hakkı davasıdır"

Zamil, "Ey özgür insanlar! Gazze'deki savaş meydanından askerler esir alındığında dünya ayağa kalktı, kürsüler sarsıldı, ekranlar doldu taştı… İşgalci, askerlerini arama bahanesiyle Gazze'yi yerle bir etti, evleri içindekilerin üzerine yıktı, yaşlıları ve çocukları katletti… Peki, bizim esirlerimiz onlar için harekete geçmemizi hak etmiyor mu? Tüm yasaların, tüm hukuk sistemlerinin ve tüm dinlerin kendilerine tanıdığı "işgale karşı direnme hakkını" kullanan bu insanlar, bu desteği ve savunulmayı hak etmiyor mu? Ey Türk halkı! Biz sadece sempati değil, bir duruş bekliyoruz. Esirlerin sesi olun, onlara destek olun, bu zulmün karşısında duran duvar olun. Çünkü bu dava sadece bir halkın davası değil; insani bir dava, onur davası ve yaşama hakkı davasıdır. Sonuç olarak net bir şekilde söylüyoruz: Ölüm kabul edilebilir bir kadere dönüşmeyecek, öldürme bir kanun olmayacak ve esirler asla yalnız bırakılmayacak Özgürlüklerine kavuşana kadar her özgür insanın kalbinde ve her insanın vicdanında yaşamaya devam edecekler." dedi.

Abdulfettah El Suyuri

"Özgürlüğünüze kavuşana, ailelerinizle buluşana kadar sizinleyiz"

Filistin davasını savunanları ve programı düzenleyenleri selamlayarak konuşmasına başlayan Filistin Uluslararası Medya Ağı Üyesi Abdulfettah El Suyuri, "Hiç şüphe yoktur ki kadının rolü büyüktür. O toplumun yarısıdır, hatta adil davaları ve ümmetin meselelerini savunan nesiller yetiştirmede, belki de toplumun tamamını temsil etmektedir. Bu meselelerin başında da esirin özgürlük hakkı gelmektedir. Esirlerimize ve kadın esirlerimize saygı ve yücelik dolu selam olsun. Onların destansı direnişlerine ve ilkeleri ile köklü İslami inançları üzerindeki sarsılmaz sebatlarına selam olsun. Öyle bir sebat ki dağlar gibi sağlamdır, zillete ve aşağılanmaya boyun eğmez. Bugün işgal hapishanelerinde dokuz binden fazla Filistinli esir bulunmaktadır. Bunların arasında onlarca kadın, yüzlerce çocuk ve yargılanmaksızın tutulan binlerce tutuklu vardır. Onlara diyoruz ki; biz sizinleyiz, sizinle kalacağız ve özgürlüğünüze kavuşuncaya, evlerinize özgür insanlar olarak dönünceye ve Allah'ın izniyle ailelerinizi ve sevdiklerinizi görünce gözleriniz aydın oluncaya kadar haklarınızı savunacağız. Susmayacağız, geri adım atmayacağız, onları yalnız bırakmayacağız. Biz burada sadece kınama, reddetme ve protesto talep etmek için bulunmuyoruz. Aksine, uluslararası, insani ve ahlaki bütün normları aşan, tüm uluslararası kararları hiçe sayan bu siyonist işgalin cezalandırılmasını talep ediyoruz. Ayrıca suçlu Ben-Gvir'in yargılanmasını istiyoruz." diye konuştu.

"Yalnızca idam kararının iptalini değil tüm esirlerin özgür bırakılmasını istiyoruz"

Katliamcıların yargılanması gerektiğini söyleyen Suyuri, "Öldüren, yargılanmalıdır. Onlar, İran'a karşı yürüttükleri savaşla dünyanın özgür insanlarını gerçek pusuladan, yani Filistin'den, Mescid-i Aksa'nın kapatılmasından ve esirlerin idamı yasasının kabul edilmesinden uzaklaştırabileceklerini düşünüyorlar. Bu nedenle sizlerde gördüğüm bu uyanışı, bu dikkati ve bu şuuru selamlıyorum; oyalanmamak, halkımıza, esirlerimize ve kadın esirlerimize karşı kurulan entrikalara karşı uyanık, bilinçli ve dikkatli olmak zorundayız. Burada, israil hapishanelerindeki esirlerimize ve kadın esirlerimize şu mesajı vermek için bulunuyoruz. Ümmet sizinledir ve sizi kaderinizle baş başa bırakmayacaktır. Biz burada yalnızca esirlerin idamı yasasının düşürülmesini istemiyoruz… Aynı zamanda bütün esirlerin özgürlüğünü talep ediyoruz. Medyaya düşen, idam yasasının tehlikesini kamuoyuna anlatmak, Itamar Ben-Gvir'in açıklamalarını ve politikalarını ifşa etmek, kamuoyunu yargılama talebine yönlendirmektir." şeklinde konuştu.

Gülden Sönmez

"İdam yasası, içeride bile direnişinden vazgeçmeyenleri yok etmek için çıkarıldı"

Bugün asıl meselenin idamları durdurmaktan öte esareti önlemek, esirleri kurtarmak olduğunu vurgulayan Avukat Gülden Sönmez, "İdamın durdurmak bu işgalcilerin, soykırımının bir parçası olarak son hamlesi. Bizim mücadelemiz, işgale sonlandırmak, esareti önlemektir. O yüzden lütfen bugün sadece idamı değil bugünden itibaren yıllardır içeride esir tutulan kardeşlerimizin özgürlüğü için mücadele edelim. Gündemimizde buradan çıkalım. İdam son hamledir. İdam yasası, içeride bile onurundan ve özgürlüğünden ve direnişinden vazgeçmeyenleri tamamen ezmek ve yok etmek için çıkarılmış bir yasa. Biz 7 Ekim'in ertesi günü israilde sözde yönetici katillerinin tüm israil cezaevleri yöneticileriyle müdürleriyle bir toplantı yaptığını biliyoruz. Bu toplantıda tüm cezaevlerinde tutulan tüm Filistinlilerin onurlarını kıracak şekilde onlara eziyet etme kararı aldılar. Aç bırakmak, dayak, köpeklerle saldırmak, onurlarını kıracak her türlü işkenceyi yapmakla eziyet ettiler." dedi.

Siyasileri, sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirme çağrısı

Sönmez, "8 Ekim'den bu yana içeride yıllardır tutulan, yani 7 Ekim ile hiçbir alakası da olmayan tüm esirlere hangi sebeple içeride olursa olsunlar tüm Filistinlilere korkunç bir işkence başladı. 8 Ekim'den bu yana her gün, her saat işkence yapılıyor. Takaslardaki esirleri gördünüz. Nasıl bırakılmışlardı? Ne halde bırakılmışlardı? İşte cezaevlerindeki gerçekler bu. Yemek yok, her türlü eziyet var. Tedavi edilemediği ya da işkence ve kötü muamele gördüğü için israil zindanlarında hayatını kaybetmiş dünya kadar Filistinli var ve biz sayılarını bile bilmiyoruz. Meselemiz ciddi, meselemiz ağır, meselemiz bizimle ilgili. Onların her biri bizim kardeşlerimiz… Onların her biri bizim insanımız. Hüsam Ebu safiye doktordu ve sadece insan olarak doktorluğunu yaparken içeri alındı. Biz içeride tutulanların sivil insanlar olduğunu, haksız yere alındıklarını çok iyi biliyoruz. Gelin bugün size bir teklifim var. Oturun telefonunuzun başına, bütün sivil toplum kuruluşlarını arayın. Onlara sadece idamı durdurmaktan bahsetmeyin. Onları işgale karşı her gün daha fazla aktivite yapmakla, eylem yapmakla sorumlu olduklarını hatırlatın. Hepsini arayın, idam yasasına tepki vermeye çağırın. Hepsini arayın, en son esir özgür oluncaya kadar eylem yapmaya çağırın. Gelin kendi parlamentomuzdan başlamak üzere hangi siyasi partiden olursa olsun başta hükümet eden iktidarda olan gücü elinde bulunduran partiler olmak üzere bütün parlamenterleri, bütün yetkilileri, bütün kurumları dünya parlamentolarıyla irtibat kurarak ayağa kalkmaya çağıralım. Eğer biz istersek buna itiraz etmeyen hiçbir parlamentonun dünyada meşruiyeti olmaz." diye konuştu.

"Esirlerin sesi olmak için elimizden her ne geliyorsa bütün imkânlarımızı seferber edelim"

Parlamenterlerin halkın isteği doğrultusunda hareket etmeleri gerektiğini aktaran Sönmez, "17 Nisan Filistinli Dayanışma Günü. Gelin bütün gücümüzü kullanalım. 17 Nisan'da tüm esirleri özgürleştirmek için tüm dünya sokaklarını ayağa kaldıralım. Elinizin yettiği herkesi arayın. Gücümüz yetmiyorsa da bu telefonlar şahitliğimizdir. Çünkü biz onların sesiyiz. Onların sesi çıkmıyor. Allah'u Ekber nidalarıyla bir video yayınlandı. Eminim onların her biri durdukları yerde her an Allahu Ekber diyorlar. Bizim şahitliğimiz onların sesi olmaz bizim kurtuluşumuz onların kurtuluşu hepimizin kurtuluşu mazlumlar için dayanıştığımız zaman ortaya çıkar. Elimizden her ne geliyorsa bütün imkânlarımızı seferber edelim. Güç sahiplerini, kuruluşları, kurulları, medyacıları tüm köşe yazarlarını tanıdığımız tüm sosyal medya fenomenlerine herkesi esirlerin sesi olmaya davet edelim. 17 Nisan günü Türkiye'nin tüm şehirlerinden hatta köylerinde herkes Hüsam Ebu Safiye ya da Berguti ya da ismini hiç duymadığımız gencecik, kadın, çocuk, esirlerin sesi olmak için meydanlara toplayalım. Biz bunu başarabiliriz. Biz Mavi Marmara'yı yürütenleriz. Biz Sumud Filosu'nu yürütenleriz. Biz, israilin karşısında her şeye rağmen bir direnenleriz. Kadınları ayağa kalkan, kadınları çağrı yapan bir toplumda herkes ayağa kalkar. Biz anneyiz, biz kadınız. Sesinizi her yere ulaştırın. 17 Nisan bizim milat günümüz. Ya o gün özgürlük ya o gün özgürlük…" şeklinde konuştu. (İLKHA)

{ "vars": { "account": "G-3SZQ7JT08Q" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }