Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmeni Muhammed Beşir Özçelik, 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) 40 gün kala öğrencilerin yaşadığı kaygı, stres ve çalışma süreciyle ilgili İLKHA'ya önemli değerlendirmelerde bulundu.
Sınava artık yavaş yavaş yaklaşıldığını belirten Özçelik, 'Şu anda yaklaşık 39-40 günlük bir süreç kaldı. Bu dönemde öğrencilerimizin hem kaygıları artıyor hem de nasıl çalışmaları gerektiği konusunda ciddi soru işaretleri oluşuyor. Aslında en hassas dönemlerden birini yaşıyoruz. Öğrenciler bu süreçte 'Acaba olmayacak mı, olacak mı, konularım hala eksik, nasıl bir program izlemeliyim, neler çözmeliyim, ıkmış sorulara mı ağırlık vermeliyim?' gibi birçok soruyla baş başa kalıyor. Maalesef bu durum öğrenciler üzerinde ciddi bir stres ve baskı oluşturuyor.' dedi.
'Mücadeleden vazgeçmemek gerekir'
Öğrencilerin yaptığı en büyük hatalardan birinin yoğun kaygı nedeniyle pes etmek olduğunu ifade eden Özçelik, 'Yapılan en büyük hatalardan biri öğrencinin yoğun kaygı ve stres nedeniyle öğrenci yapamayacağı düşüncesine kapılmasıdır. Bazı öğrenciler yeterince çalışmadığı için konularını biriktiriyor, ardından da 'bu iş olmaz', 'ben yapamam' gibi düşüncelere yöneliyor. Ancak bu düşüncelerin temelinde çoğu zaman çalışmama durumu yatıyor. Önümüzde iki yol var, kazanmak ya da kaybetmek. Eğer kazanmak istiyorsak her şartta mücadele etmeye devam etmeliyiz. Tüm konular eksik olsa bile mücadeleden vazgeçmemek gerekir. Çünkü kişi 'bu iş olmaz' dediği anda aslında kaybetmeye başlıyor. Mücadele bırakıldığında büyük bir hataya neden olmakta.' ifadelerini kullandı.
'En büyük hatalardan biri sürekli konu çalışmaya yönelip soru çözmeyi ihmal etmek'
Özçelik, eksik konuların öğrenciler üzerinde gereğinden fazla kaygı oluşturduğunu belirterek, 'Bazı öğrenciler 'konularım kaldı' diyerek, büyük bir endişeye kapılıyor. Ancak sorulduğunda geriye yalnızca 1-2 konu kaldığı görülüyor. Oysa bu konulardan en fazla birkaç soru gelirken, sınavın geri kalan kısmı çalışılmış konulardan oluşuyor. Bu nedenle öğrencinin eksik birkaç konuya takılıp tüm motivasyonunu kaybetmemesi gerekiyor. Öğrencilerin yaptığı en büyük hatalardan biri sürekli konu çalışmaya yönelip soru çözmeyi ihmal etmeleri. 'konularım eksik, sürekli konu çalışacağım' düşüncesi yanlış bir yaklaşım. Bunun yerine çıkmış soruların incelenmesi, düzenli deneme çözülmesi ve pratik yapılması gerekiyor. Çünkü konu öğrenmek kadar o bilgiyi sorularla pekiştirmek de büyük önem taşıyor. Aksi halde haziran ayı geldiğinde konular bitmiş olsa bile yeterli soru pratiği yapılmadığı için eksiklikler devam ediyor.' şeklinde konuştu.
Deneme çözmenin önemine dikkat çeken Özçelik, 'Bazı öğrenciler konuları eksik olduğu gerekçesiyle deneme sınavlarına girmiyor. Ancak bu yaklaşım yanlış. Bir öğrenci ne kadar eksik konusu olsa bile deneme çözmeyip ve kendi başına plansız ilerliyorsa sonunda kaybedecektir. Dolayısıyla öğrenci, soru çözecek, analizi yapılacak. Soru çözmenin yanında analiz yapmak da büyük önem taşıyor. Öğrencinin hangi sorularda hata yaptığını, hangi sorularda kararsız kaldığını incelemesi gerekiyor. Çözümleri dikkatlice incelemeyen öğrenciler aynı yanlışları tekrar ediyor ve bu durum süreci olumsuz etkiliyor.' dedi.
'Manevi yönün eksik olması maalesef kaygıyı arttırıyor'
Kaygıyla başa çıkmanın yollarına da değinen Özçelik, şu ifadelere yer verdi:
'Sınav döneminde öğrencilerin en çok yaşadığı sorunlardan biri stres ve kaygı. Bu süreçte artık konu eksiklerinden çok psikolojik durum ön plana çıkıyor. Konular büyük ölçüde tamamlandıktan sonra günlük branş denemeleri, genel denemeler ve soru çözümleriyle sürecin devam etmesi gerekiyor. En çok sorun yaşanan nokta stres ve kaygı yapmak. Kaygıyla başa çıkmanın en önemli yollarından biri günlük yapacaklarımızdan sorumluyuz. Eğer geçmiş ve gelecek üzerinde sürekli olumsuz düşünceler kurmak mevcut çalışmanın da kaybına neden olacaktır. Allah'tan başka geleceği bilen yok. Bu nedenle 'Ya yapamazsam?' düşüncesi gereksiz kaygıya yol açıyor. Kaygının en nedenlerinden biri Allah'ın bildiğini bilmeye çalışmaktır. 'Biz seferden sorumluyuz, zaferden sorumlu değiliz' sözü bu noktada büyük önem taşıyor. Geriye kalan en önmeli manevi kısım ise tevekkül etmektir. Manevi yönün eksik olması maalesef kaygıyı arttırıyor. Dolayısıyla maneviyatı da güçlendirmek lazım. Çünkü bu eksiklik olduğu zaman maalesef öğrenci kaybediyor. Hergün yaptıklarımız bizleri zafere götürecektir. O zaferi de sabırla beklemek lazım.'
'Sonuca yönelik baskı kurulması yanlış'
Özçelik, ailelerin yaklaşımının da büyük önem taşıdığını aktararak, 'Bazı aileler çocuklarına destekleyici yaklaşıyor, bazıları ise baskıcı tavırlarıyla kaygıyı artırıyor. Ailelerin ne çok gevşek ne de aşırı baskıcı olması gerekiyor. Dengeli bir yaklaşım sergilemeleri önemli. Aile öğrencisine zaman zaman 'bugün ne yaptın' sorusunu sormalıdır. Ya dakorkutucu söylemler de öğrenci üzerinde olumsuz etki oluşturuyor. Bu tür sözler genellikle fayda sağlamıyor. Öte yandan tamamen ilgisiz kalmak da doğru değil. Öğrenci çalışmadığında bunun açık bir şekilde ifade edilmesi gerekiyor. Ancak sonuca yönelik baskı kurulması yanlış. Ailelerin çocuklarına 'sen elinden geleni yap ve tevekkül et' anlayışıyla yaklaşması daha sağlıklı olacaktır. Ailelerin gerçekten emek veren çocuklarını desteklemesi gerekiyor. Ancak öğrenci çalışmıyorsa da atılacak adımlar mutlaka çocuğun faydasını gözeterek belirlenmeli.' diye konuştu. (İLKHA)