Müftü Pinal, Miraç hadisesinin yaşandığı döneme dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Öncelikle bizi ayların içinde Miraç Gecesi’ni idrak edeceğimiz bu güne ulaştıran Rabbimize hamd, O’nun Rasûlü, Miraç’ı yaşayan son Peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a, O’nun âl ve ashabına salât ve selâm ile başlamak istiyorum. Bu vesileyle Ümmet-i Muhammed’in Miraç’ını tebrik ediyorum. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, miladi 620 yıllarında peygamberlik görevini ifa ederken karşılaştığı hadiseler ve bu esnada yaşamış olduğu, Cenâb-ı Hakk’ın büyük bir lütfu olan bu hadise ile şereflenmiştir.”
“Belki bir yürek, belki bir kalp kabul eder”
Peygamber Efendimizin tebliğ sürecinde karşılaştığı zorluklara değinen Müftü Pinal, bu sürecin ağır imtihanlarla dolu olduğuna dikkat çekerek “Peygamber aleyhisselâm bir gün, Kâbe’nin gölgesinde güneşin kumları kızdırdığı, buharlaşan kumlardan çıkan bulutlar gibi göklere yükseldiği yakıcı bir günde, Allah’ın Rasûlü Muhammed aleyhisselâm sallallahu aleyhi ve sellem düşünüyor, taşınıyordu. O ağır yük; Allah’ın birliğine, tevhide insanları davet görevini en güzel nasıl yapabilirim diye hesap ederken, Mekkke’nin ileri gelen yöneticileri ve despotları Peygamber aleyhisselâmın getirdiği o hakikati kabul etmiyor, bütün yolları kapatmaya çalışıyorlardı. Kendileri hayatta oldukları süre içerisinde hakikatin asla kalplerinde ve Mekke’de yer bulmaması için yoğun bir çaba içerisindeydiler.” dedi.
“Belki gelecekte iman eden bir kişi çıkar”
Peygamber Efendimizin merhametini ve affediciliğini Tâif hadisesi üzerinden hatırlatan Müftü Pinal, “Bunun üzerine Mekke’ye iki günlük mesafede bulunan Tâif’e gitmeyi ve bu hakikati oradaki insanlara anlatmayı düşündü. Belki bir yürek, belki bir kalp kabul eder; ‘Lâ ilâhe illallah’ hakikatine erer ümidiyle yola çıktı. Peygamber aleyhisselâmın peygamberliğini kabul ederler düşüncesiyle gitti. Ancak orada da sokak çocuklarının organize edilmiş taşlamalarıyla karşılaştı, büyük zorluklar yaşadı. Kendisine eşlik eden Cebrâil aleyhisselâmın, ‘Dilersen şu dağları bunların üzerine yıkabiliriz’ dediği zaman, ‘Belki gelecekte Allah’a iman eden bir kişi, bir yürek çıkar bunların arasından’ düşüncesiyle o büyük peygamber buna bile karşı çıktı.” diye belirtti.
“Bugün Mescid-i Aksa dediğimiz zaman içimiz kan ağlıyor”
İsra ve Miraç hadisesinin Mescid-i Aksa ile olan bağına dikkat çeken Pinal, bu mübarek beldenin önemini vurgulayarak, “İşte böyle bir ortamda İsra Suresi’nin ilk ayeti geldi. Bugün Mescid-i Aksa dediğimiz zaman içimiz aslında kan ağlıyor, yüreklerimiz sızlıyor. O ilk okul, o ilk mektep, o ilk kıble; büyük peygamberlerin büyük çoğunluğunun geldiği ve bulunduğu mübarek belde Mescid-i Aksa’ya İsra gece yolculuğu şeklinde geldi. Ve oradan da Peygamber aleyhisselâmın bizzat hadis-i şeriflerinden öğrendiğimiz şekliyle Yüce Allah onu, mahiyetini bilmediğimiz bir vasıta ile huzuruna aldı ve bu hadise gerçekleşti.” şeklinde konuştu.
“Beş vakit namaz müminin miracıdır”
Miraç gecesinin ümmete bıraktığı hediyelere değinen Müftü Pinal, bu gecenin ibadet bilinci açısından önemine dikkat çekti.
Pinal, “Cenâb-ı Hak ona vahyetti. Bize Miraç’ın hakikatleri, hediyeleri vardır. Beş vakit namaz müminin miracıdır dediğimiz hakikat işte buradan bize Cenâb-ı Hakk’ın emri olarak gelmiş. Peygamber aleyhisselâm Miraç gecesinde Allah’ın bu emrini bize getirmiş. Bakara Suresi’nin son iki ayeti, Âmenerresûlü diye söylediğimiz bu iki ayeti hediye olarak getirmiş. Bir başka hediye o gece Allah’a şirk koşanların dışında olan herkesin Yüce Rabbimizin affedeceğine dair o büyük müjdeyi getirmiş.” dedi.
“Bu geceyi ihya etmek büyük bir fırsattır”
Miraç gecesinin nefis muhasebesi ve ümmet bilinci açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Pinal, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Rabbim o müjdeleri kabul edip gönlünde yer eden, onu hayatına hâkim kılan ve onu yaşam biçimi edinerek yaşayan müminlerden eylesin. Namazımızı miracımız kılmalıyız. Kendimizi bu gece hesaba çekmeliyiz. Otokontrol dediğimiz şey aslında budur. Yani Allah’ın Rasûlü, sevgili Peygamberimizin getirdiği o büyük hediyeleri bir kez daha düşünüp hayatımızda asla aksatmadan, onu dikkatsiz davranmadan hayatımıza hâkim kılmayı, yaşamayı; gönlümüzün, yüreğimizin tek sahibi olan Yüce Rabbimize kulluğumuzu böylelikle idrak ederek yeniden Miraç’ı yaşamak, yeniden Peygamberimizi anlamaya çalışmak; O'nun içinde bulunduğu o çevresindeki büyük dayanaklardan mahrum oluşunu yeniden tefekkür ederek İslam’ı ve onun hitabı Hazreti Kur’an’ı anlamaya, okumaya çalışmak; bu geceyi böylelikle ihya etmeye çalışmak. Bu gece Mescid-i Aksa’yı düşünmek. Bu gece mahzun olan, bu gece işgal altında bulunan o mübarek beldeyi, 'etrafını mübarek kıldığımız belde' olarak Cenâb-ı Hakk’ın bize bildirdiği o kutsal beldeyi yeniden anlamak, onun için dua ve niyazda bulunmak, yapabileceklerimizi hesap etmek, neler yapabiliriz, neyimizi ortaya koyabiliriz. Duamızla, fiiliyatımızla, Cenâb-ı Hakk’a yönelişimizle bunlara tefekkür etmenin bizim için bir fırsat oluşturduğunu yeniden düşünmek ve ihya etmeye çalışmak gerektiğini düşünüyorum.” (İLKHA)