Dünya

Son veriler işgalin Batı Şeria'da çarpıcı toprak gaspını ortaya koydu

İşgal, 2025 yılında Batı Şeria'daki 11.000 dönümlük araziye el koyarken, 25 bin dönümlük araziye de erişimi engelledi.

Filistin'den son veriler, siyonist işgal kuvvetlerinin Batı Şeria'nın coğrafyasını yeniden şekillendirmek için askeri emirleri temel bir araç olarak kullanmasında benzeri görülmemiş bir tırmanışı ortaya koyuyor.

Filistin Uygulamalı Araştırma Enstitüsü'nün (ARIJ) yayınladığı bir rapora göre, işgal ordusu 2025 yılında işgal altındaki Batı Şeria'da 11 bin 200 dönümden fazla araziye el koymayı ve özellikle zeytin hasadı mevsiminde 25 bin dönümden fazla tarım arazisine erişimi kısıtlamayı amaçlayan toplam 146 askeri emir yayınladı.

Raporda, hedef alınan bölgelerin Batı Şeria'nın çeşitli şehirlerine dağıldığı, en çok etkilenen bölgelerin başında Nablus geldiği, onu sırasıyla Ramallah, Tubas, Kudüs, Kalkilya, Cenin, Tulkarm, Salfit ve El Halil'in izlediği ifade edildi. Bu durumun toprak gaspı ve engellemelerin işgal nezdinde kapsamı ve sınırının olmadığını gösterdiği açıklandı.

Raporda, işgalin engellemelerinin doğrudan toprak gaspıyla sınırlı kalmadığı, özellikle zeytin hasadı mevsiminde çiftçilerin 25 bin dönümden fazla tarım arazisine erişiminin kısıtlanmasını da içerdiği ve bunun Filistinlilerin geçim kaynaklarını ve gıda güvenliğini doğrudan etkilediği belirtildi.

ARIJ Enstitüsü, 1967'den beri işgal yetkililerinin, sahada yeni coğrafi ve demografik gerçeklikler dayatmak için askeri kararları sözde yasal bir araç olarak kullandığını belirterek, bu kararların, Filistin topraklarını "devlet toprakları" ilan etmek, doğa rezervi veya yeşil alan olarak sınıflandırmak, ateş hattı veya kapalı askeri bölge olarak değerlendirmek, "kamu yararı" bahanesiyle kamulaştırmak veya siyonist arkeolojik alanlarına dönüştürmek gibi çeşitli bahanelerle Filistin topraklarını ele geçirmek için tekrar eden bir prosedür haline geldiğini açıkladı.

Raporda, işgal kuvvetlerinin toprakları kontrol etmek için kullandığı en belirgin doğrudan araçlar arasında el koyma ve müsadere emirlerinin yanı sıra, yerleşim yerlerini ve karakolları genişletmek için her yıl ortaya konan yapı planları ve bunlarla bağlantılı olarak çevre yolları ve sanayi bölgeleri gibi altyapı çalışmalarının da yer aldığı belirtildi.

Raporda, bu politikaların, ister askeri amaçlar, kamu yararı, doğa koruma alanları veya güvenlik bahaneleriyle çıkarılmış olsun, işgalci gücün acil ve geçici askeri zorunluluk halleri dışında özel mülkiyete el koymasını yasaklayan 1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin kurallarının açık bir ihlali olduğu vurgulandı.

Ayrıca bu adımların, işgal altındaki topraklarda özel mülkiyete saygı gösterilmesi gerektiği ve bu mülkiyetin el konulamayacağı veya hukuki niteliğinin değiştirilemeyeceğini açıkça belirten Lahey Yönetmeliği ile de tutarsız olduğu vurgulandı.

Bu gerilim artışı, işgalci rejimin Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim faaliyetlerini güçlendirmeyi amaçlayan daha geniş bir karar bağlamında gerçekleşiyor. Son haftalarda, işgal yetkilileri, raporun çok önemli olarak değerlendirdiği bir dizi adım attı; bunların en önemlisi, işgal hükümetinin 8 Şubat'ta, 1967'den beri bir ilk olan bir emsal teşkil eden bir kararla, C Bölgesi'ndeki Filistin topraklarının "devlet mülkiyeti" olarak tescil edilerek ele geçirilmesine izin vermesi oldu.

Raporda, bu adımın toprak kontrol mekanizmalarında niteliksel bir değişimi temsil ettiği, sistematik yasal el koymanın genişlemesinin habercisi olduğu, sinsice ilerleyen ilhak projesini derinleştirdiği ve coğrafi olarak bütünleşik bir Filistin devletinin kurulma olasılığını baltaladığı vurgulanıyor. (İLKHA)

{ "vars": { "account": "G-3SZQ7JT08Q" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }