Araştırma ve Kültür Vakfı'nda (AKV) düzenlenen panelde, başıboş köpek sorununun hukuki, sosyal, bilimsel ve güvenlik boyutları masaya yatırıldı.
Programın açılış konuşmalarını ASTP Dönem Sözcüsü Nevzat Öylek ile GÜSODER Başkan Vekili Derya Pınar yaptı. Konuşmalarda, sahipsiz köpek sorununa ilişkin toplumsal kaygılar, kamu güvenliği ve yerel yönetimlerin sorumluluklarına dikkat çekildi.
Mehmet Altuntaş moderatörlüğünde gerçekleştirilen panel oturumunda Yerel Yönetimler Uzmanı Dr. Ercan Özçelik, Avukat Devrim Koçak, Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu ve Avukat Meltem Zorba sunum yaptı.
ASTP Dönem Sözcüsü Nevzat Öylek, 'Bugün burada Ankara'nın kurucu mimarlarından Hacı Bayram Veli Hazretlerinin manevi ikliminin olduğu tarihi bir mahallede 'Türkiye'de Başıboş Köpek Sorunu: Güncel Durum' başlıklı önemli bir panel vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu toplantının amacı; toplumsal kutuplaşma oluşturmak değil, insan hayatını, şehir güvenliğini, kamu düzenini ve hayvan refahını esas alan gerçekçi çözüm yollarını konuşmaktır. Öncelikle bu programın hazırlanmasında emeği geçen tüm kurum ve kişilere teşekkür etmek istiyorum. Özellikle Yaşanabilir Şehir Platformu Genel Sekreteri ve Güvenli Sokaklar ve Yaşam Hakkını Savunma Derneği Başkan Yardımcısı Sayın Mehmet Altuntaş'a; meseleye gösterdiği hassasiyet, saha çalışmaları ve kamuoyunun bilinçlendirilmesine yönelik katkıları dolayısıyla teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde Güvenli Sokaklar ve Yaşam Hakkını Savunma Derneği'ne, Yaşanabilir Şehir Platformu'na ve ASTP çatısı altında şehir meselelerine duyarlılık gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarına ve bize bu salonu tahsis eden Araştırma ve Kültür Vakfı'na da teşekkür ediyorum.' dedi.
'Ankara'daki en büyük şehir sorunlarından birinin başıboş köpekler olduğu açık şekilde görülmüştür'
Türkiye'de başıboş köpek sorunu meselesi artık yalnızca bir belediyecilik meselesi olmadığını belirten Öylek, 'Bu mesele; çocuklarımızın güvenliği, kadınların sokakta huzur içinde yürüyebilmesi, yaşlılarımızın parklarda korkmadan dolaşabilmesi ve şehir hayatının yeniden güvenli hale gelmesi meselesidir. Bu noktada Memur-Sen Ankara İl Temsilciliği olarak gerçekleştirdiğimiz 'Ankara Şehir Sorunları Araştırması' son derece dikkat çekici sonuçlar ortaya koymuştur. Haziran 2025'te bin 480 katılımcıyla gerçekleştirdiğimiz araştırmada, Ankara'daki en büyük şehir sorunlarından birinin başıboş köpekler olduğu açık şekilde görülmüştür. Katılımcıların yüzde 58,7'si bu sorunu öncelikli mesele olarak ifade etmiş, açık uçlu yanıtlarda ise 380 vatandaşımız doğrudan başıboş ve saldırgan köpeklerden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir.' ifadelerine yer verdi.
'İnsan hayatının değersizleştirilmesine sessiz kalamayız'
Konuşmasının devamında Öylek, şunları aktardı: 'Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de güvenlik algısıyla ilgilidir. Katılımcıların yalnızca yüzde 30,6'sı park, bahçe ve sokaklarda kendisini güvende hissettiğini belirtmiştir. Bu tablo, şehir yaşamındaki güvenlik duygusunun ciddi biçimde zayıfladığını göstermektedir. Üstelik mesele yalnızca bir algı meselesi değildir. Resmî veriler de durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Son yıllarda binlerce köpek saldırısı kayıtlara geçmiş, çok sayıda vatandaşımız yaralanmış, hayatını kaybeden insanlarımız olmuştur. Başıboş köpeklerin neden olduğu trafik kazalarında da vatandaşlarımız yaşamını yitirmiştir. Kuduz riskli temas nedeniyle her yıl yüz binlerce insan sağlık kuruluşlarına başvurmaktadır. Bizler burada hiçbir canlıya düşmanlık üretmek için bulunmuyoruz. Ancak insan hayatının değersizleştirilmesine de sessiz kalamayız. Bir çocuğun okula giderken korkması normal değildir. Bir annenin evladını parka gönderirken endişe yaşaması normal değildir. İnsanların sokaklarda sürüler halinde dolaşan başıboş köpeklerden kaçmak zorunda kalması normal değildir. Bu nedenle güvenli sokak talebi temel bir insan hakkıdır. Çözüm ise akılcı, bilimsel ve bütüncül olmak zorundadır.
5199 sayılı Kanun tüm kurumlar tarafından eksiksiz uygulanmalıdır. Yerel yönetimler sorumluluklarını yerine getirmelidir. Başıboş köpekler kontrolsüz şekilde sokaklarda bırakılmamalıdır. Barınak ve doğal yaşam alanlarının kapasitesi artırılmalıdır. Kısırlaştırma ve rehabilitasyon süreçleri etkin biçimde yürütülmelidir. Köpek üretimi ve terk edilmesi sıkı biçimde denetlenmelidir. Özellikle okul çevreleri, parklar, hastaneler ve ibadethaneler güvenli alanlar haline getirilmelidir.'
'Sahadaki saha gerçekleriyle çözüm üretme iradesine katkı sunmasını temenni ediyoruz'
Son olarak Öylek, 'ASTP olarak yalnızca şehir güvenliği konusunda değil, toplumun kültürel ve vicdani meselelerinde de sorumluluk almaya devam ediyoruz. Dün RTÜK önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasında; ekranlar üzerinden toplumumuza yönelen kültür emperyalizmine, aile yapısını hedef alan yayınlara ve toplumsal değerlerimizi aşındıran içeriklere karşı kaygılarımızı dile getirdik ve yetkilileri sorumluluk almaya davet ettik. Yine ANFİDAP ve ASTP öncülüğünde gerçekleştirilecek yürüyüşte; Gazze'de yaşanan insanlık suçlarına karşı mazlum halkların yanında olduğumuzu güçlü şekilde ifade etmeye devam edeceğiz. Çünkü bizler inanıyoruz ki; adalet, güvenlik, şehir huzuru ve insan onuru birbirinden ayrı düşünülemez. Bugünkü panelimizin; akademik verilerle, hukukî perspektifle ve sahadaki saha gerçekleriyle çözüm üretme iradesine katkı sunmasını temenni ediyor, katılım sağlayan herkese teşekkür ediyorum.' şeklinde belirtti.
'Bir anne olarak soruyorum: Kaç kişi evladını her gördüğünde şükreder?'
GÜSODER Başkan Vekili Derya Pınar, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: 'Bugün buraya sadece bir dernek kurucusu olarak değil; kariyerinden vazgeçmiş, hayatını çocuklara adamış, pırıl pırıl evladının büyüdüğünde bir avukat cübbesi ya da doktor önlüğü giyeceğinin, belki de anne olacağının hayalini kurarken ona kendi elleriyle kefen giydirip toprağa vermiş, hayatının en büyük imtihanını yaşamış bir anne olarak geldi. Bugün size istatistiklerden bahsetmeyeceğim. Çünkü o toprağın altında yatan sadece bir rakam değil; benim yıllar süren emeğim, geçmişim ve geleceğe dair tüm umudumdur. Evladımı bir istatistik olarak görmek, onun hatırasına hakaret sayarım. Bir anne olarak soruyorum: Kaç kişi evladını her gördüğünde şükreder? Biz, evimizin içine bir güneş gibi doğan evladımızı her gördüğümüzde şükrederdik.'
'Hastaneye götürülürken, yaşam hevesiyle dolu olan yavrum, 'Ölmeyeceğim değil mi baba?' diye soruyordu'
Pınar, 'Bundan 4 yıl önce, içindeki o saf merhamet duygusuyla kızım, evimizin yanındaki bir çekmeceyi kedilere yuva yapma hayaliyle dışarı çıkmak için benden izin istedi. Yıllarca 'Bir kap mama, bir kap su' sloganlarıyla adeta beynimiz yıkanmıştı. Bir hayvandan insana böylesine bir zarar gelebileceğini asla düşünmemiştim. Ancak bu propagandanın arka planını sorgulamamanın bedeli bizim için çok ağır oldu. Sadece birkaç dakika içinde, varlığıyla içimi şükürlerle dolduran kızım başıboş köpeklerin saldırısına uğradı. Kaçarken bir kamyonun altında kaldı ve bacağı koptu. Sizin haberlerde 'köpek saldırısı' deyip geçtiğiniz o başlıklar, bizim hayatımıza düşen birer ateş topuydu. Yanına vardığımda bana, 'Özür dilerim anneciğim, köpekler saldırdı.' diyordu. Hastaneye götürülürken, yaşam hevesiyle dolu olan yavrum, 'Ölmeyeceğim değil mi baba?' diye soruyordu. Acısı dayanılmaz hâle geldiğinde ise, 'Uyutun beni.' diye yalvarıyordu.' şeklinde yaşadıkları acı dolu olayı anlattı.
'Evladımız canıyla cebelleşirken biz aynı zamanda bu organize kötülükle savaşmak zorunda kaldık'
Evlatlarının acısı üzerine bazı kesimler tarafından kendilerine acı tattırdıklarını belirten Pınar, 'Biz bu felaketin ortasında çaresizce beklerken, sosyal medyada bir tokat gibi yüzümüze vurulan iftiralar başladı. Kızımın hep sokaklarda olduğu, köpekleri tahrik ettiği gibi asılsız yalanlar yayıldı. İftiralar öyle ahlaksız bir boyuta ulaştı ki olayın FETÖ kurgusu olduğundan tutun da iffetime, namusuma ve şahsıma yönelik onur kırıcı saldırılara kadar her türlü haksızlığa uğradık. Evladımız canıyla cebelleşirken biz aynı zamanda bu organize kötülükle savaşmak zorunda kaldık. Hastane koridorlarında anladık ki bu acıyı yaşayan ne ilk bizdik ne de önlem alınmazsa son olacaktık. 'Başka Mahralar ölmesin.' diyerek Güvenli Sokaklar ve Yaşam Hakkını Savunma Derneği'ni kurduk. Derneği kurmamızla birlikte saldırılar daha da şiddetlendi. Kapımızın önüne mermi bırakıldı. En ağırı ise evladımızın ebedî istirahatgâhı olan mezarına yapılan saldırılardı. Diktiğimiz ağaçları ve çiçekleri kopardılar. Oraya hayvan kemikleri, kafa tasları ve hayvan yemleri bıraktılar. Mezarı bir besleme noktası hâline getirmeye çalıştılar. Ama biz hiçbir zaman duruşumuzdan taviz vermedik. Her zaman devletimizden medet umduk. Adaleti sokaklarda değil, hukukta aradık.' ifadelerine yer verdi.
'Bu durum toplumu çocuksuzlaştırma ve insansızlaştırma projesinin bir parçasıdır'
Konuşmasının devamında Pınar, şunları aktardı: 'Şimdi size soruyorum: Türkiye'nin sokaklarında yaşanan ve adeta bir terör hâlini alan bu güvenlik krizinin en acı sonucunu yaşamış bir aile olarak biz ne yapmalıydık? Bir devletin en temel görevi evlatlarını korumaktır. Biz, başıboş köpek haberlerine uygulanan sansürü, bu meseleden beslenen rant ağlarını ve denetimsizliğin ne tür felaketlere yol açacağını yaşayarak öğrendik. İsterdik ki sokaklarımızı denetimsiz köpekler kuşatmasın. Kızımın kopan bacağı için 'İyi olmuş, köpeklere verseydiniz de yeselerdi.' diyebilen o karanlık zihniyeti hiç tanımasaydık. Sokakları çocuklar için yasaklı bölge hâline getiren bu durum sadece bir yönetim zafiyeti değildir. Aksine toplumu çocuksuzlaştırma ve insansızlaştırma projesinin bir parçasıdır. Kedi ve köpek sevgisini kalkan yaparak insan nesline savaş açan bu yapının merhamet maskesini kazıdığınızda, altından çıkan tek şey paradır.'
'Evladım mezardayken katilleri ve destekçileri ekranlarda merhamet dersi veriyor'
Konuşmasının devamında Pınar, 'Benim evladım toprağın altına girerken, birilerinin bu başıboşluk terörü üzerinden servet biriktirdiği kirli bir vicdan ticareti kızımın kanıyla finanse ediliyor. Evladım mezardayken katilleri ve destekçileri ekranlarda merhamet dersi veriyor. Yüksek duvarlı, korunaklı lüks sitelerde yaşayıp sokaktaki vahşetle hiçbir zaman göz göze gelmeyen bir zümre, bedelini bizim ödediğimiz bir sabır testi dayatıyor. 'Kısırlaştır, yerinde yaşat' denilen ve ölümü besleyen bu modelin iflası tescillenmiş olsa da devletin kılcal damarlarına sızmış olan bu kuşatma hâlâ dağılmamıştır. Okullarda 'merhamet' adı altında yeni yasayı işlemez hâle getirenler; hastanelerde, parklarda, ormanlarda ve sokaklarda 'besleme' adı altında bu sorunu büyütmeye devam ediyor. Bu kirli çark deşifre edilmeden ve tasfiye edilmeden, görevini yapmayan yöneticiler yargılanmadan sokaklarımızı güvenli hâle getirmek mümkün görünmüyor.' dedi.
'Unutmayalım ki güvenli sokaklar bir lütuf değil, en temel insan hakkıdır'
Son olarak Pınar, 'Bugün size, kendi hâlinde yaşayan bir ailenin üzerine 'merhamet' ambalajı altında yürütülen beşinci kol faaliyetleriyle nasıl kuşatma kurulduğunu anlattım. Denetimsizlik ve vurdumduymazlık yüzünden bir güvenlik krizinin nasıl bir köpek sorununa ve bu sorunu kullanan karanlık odakların terörüne dönüştüğünü anlattım. Kanun koyuculardan, yerel yönetimlerden ve vicdan sahibi her bireyden ricam şudur: Köpeklerin zarar verdiği iklimde insanı önceleyen bir anlayışla başıboşluğun devlet eliyle ortadan kaldırılmasını; acının, kazanın, travmanın ve ölümün önüne geçilmesini talep ediyorum. Yasaların tam anlamıyla uygulanarak insanların yaşam haklarının teminat altına alınmasını ve bunu yapmayanların yargılanarak ceza almalarını rica ediyorum. Bugün, adaleti toprağın altında arayan bir anne olarak diyorum ki: Artık başka anneler evlatlarını toprağa değil, yatağına yatırsın. Yeni mağduriyetlere kapı aralayan yapılara devletimiz dur desin. Güvenliğimizi ve yaşam hakkımızı gasp eden bu sorun sonsuza kadar ortadan kalksın. Hiçbir ana babanın göz nuru evladı parçalanmasın. Evlatlarımızın büyüdüğünü, topluma ve insanlığa faydalı bireyler olduklarını görelim; onlara kefen giydirip toprağa gömmeyelim. Unutmayalım ki güvenli sokaklar bir lütuf değil, en temel insan hakkıdır.' diye konuştu.
Yapılan açılış konuşmalarının ardından Mehmet Altuntaş moderatörlüğünde gerçekleştirilen panel oturumunda Yerel Yönetimler Uzmanı Dr. Ercan Özçelik, Avukat Devrim Koçak, Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu ve Avukat Meltem Zorba sunum yaptı.
Program, panel sonu değerlendirme toplantısıyla tamamlandı. (İLKHA)