Röportaj

Doç. Dr. Özdemir: Din eğitiminin altın anahtarı gönüllere girmektir

Din eğitiminde çocuklardan gençlere her yaş grubunda en temel ilkenin ‘muhataba değer verip gönle girmek’ olduğunu belirten Doç. Dr. Ömer Özdemir, rol model olmanın ve ilahi yardımı sürekli istemenin sürecin ana omurgasını oluşturduğunu söyledi.

Din eğitiminde yöntem tartışmalarının çoğu zaman “bilgi aktarmak” ekseninde yürüdüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Özdemir, İLKHA muhabirine yaptığı değerlendirmede, kalıcı ve sahici bir dönüşümün “sevgi, şefkat ve muhataba değer verme” üzerinden mümkün olacağını ifade etti.

“Çocuk olsun, genç olsun; aslında her yaş grubu için konuşacağımız hususlar geçerli” diyen Özdemir, Resulullah’ın (aleyhissalâtü vesselâm) uygulamalarına bakıldığında bunun çok net görüldüğünü söyledi.

Kur’an’ın da bu yaklaşımı desteklediğini dile getiren Özdemir, “Eğer sen katı kalpli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi” ayetine işaret ederek, Resulullah’ın muhataplarına sertlikle değil; merhamet ve şefkatle yaklaştığını vurguladı.

Tevbe Suresi 128. ayette de müminlere karşı “şefkatli ve merhametli” oluşun öne çıktığını kaydeden Özdemir, Hazreti Ali’nin aktardığı, “Efendimiz, yanına gelenlerle öyle candan ilgilenirdi ki herkes ‘Allah Resulü en çok beni seviyor’" hatıraya dikkat çekti

“Onlara sevgi ile şefkatle yaklaşın”

Peygamber Efendimizin (Sallalahu Aleyhi Vesselem) gençlere sevgi ve şefkatle yaklaşılması gerektiğini buyurduğunu belirten Özdemir, “Din eğitiminde esasında çocuklar olsun, gençler olsun; aslında her yaş grubu için bu söyleyeceğimiz hususlar geçerli. Pek çok ilke sayabiliriz ama başta Muallim-i Ekber Efendimiz, mutlak Muallim Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’ın uygulamalarına baktığımız zaman, o bedevi, vahşi, cahiliye toplumunu nasıl değiştirdiğine önce bir bakmamız lazım. Ona baktığımız zaman şu ilkeyi görüyoruz: Muhataba değer verdiğini, onlara sevgi ile şefkatle yaklaştığını. Nitekim ayette bu hususta vurgu var. ‘Eğer sen katı kalpli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.’ Efendimiz aleyhissalâtü vesselâmın muhataplarına son derece sevgi ve şefkatle yaklaştığını görüyoruz. Bu hususu yine bir başka ayet-i kerimede, Tevbe Suresi 128. ayette görüyoruz. Buradaki çarpıcı nokta, müminlere karşı son derece şefkatli ve merhametli olduğuna vurgu yapılmasıdır. Nitekim yine bu kayıt Hazreti Ali’nin ifadesinde geçiyor. Hazreti Ali’ye göre Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, yanına gelenlerle ve birlikte olduğu kimselerle o kadar yakından, candan ilgilenirdi ki herkes şunu sanardı; ‘Allah Resulü en çok beni seviyor.’ Demek ki şunu görüyoruz; yani cahiliye bedevi topluluğunu alıp bütün zamanların en medeni topluluğu hâline nasıl getirdi? Demek ki onlara değer verdi, onların gönlüne girdi. Onların gönlüne girdikten sonra aklına girmesi kolay oluyor. Nitekim bu anlamda uygulamalarına baktığımız zaman daha açık ve net görüyoruz."

“Ey çocuklar, Allah’ın selamı üzerinize olsun”

Allah Resulünün gençlerle ilgilendiğini ve onlara şakayla yaklaştığını dile getiren Özdemir, “Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm hem gençlere hem yetişkinlere hem çocuklara çok kıymet verir; onlarla yakından ilgilenirdi. Mahmut bin Rebi isminde bir sahabe vardır. Bakıyorlar ki yaşı epey büyük ama yüzü parlak. Yani ileri yaşta olan bir insanın yüzü kırışık olur, malum. Ona, ‘Sizin bu yüzünüzdeki parlaklığın sırrı ne?’ diye sorarlar. O da der ki: ‘Bu Allah’ın bir ikramıdır. Ben şu olaya bağlıyorum. Bir gün biz çocuklarla dışarıda oyun oynuyorduk. O esnada Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm geçti ve bize selam verdi. ‘Ey çocuklar, Allah’ın selamı üzerinize olsun’ dedi. Ardından, ‘Sizinle oynayabilir miyim?’ diye sordu.’ Allah Resulü çocuklara, ‘Sizinle oynayabilir miyim?’ diyerek oyunlarına katıldı. Medine’de sıcak bir gündü; birbirimize su atıyor, eğleniyor ve serinliyorduk. O esnada Efendimiz tam benim karşıma denk geldi. Kovadan mübarek ağzına su aldı ve yüzüme püskürttü. O an hissettiğim mutluluğu ve ferahı anlatmam mümkün değil. Yani burada şunu görüyoruz: ‘Yüzümdeki parlaklığın sırrını bu olaya dayandırıyorum.’ diyor. Yani ne var burada? Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, çocuk, genç, yaşlı demeden herkese değer veriyor, kıymet veriyor; onların gönlüne önce girip sonra aklına giriyor. Nitekim din eğitiminde en önemli ilke, muhatabın gönlüne girmektir. Gönlüne girdiğimiz insanın aklına girmesi çok kolay oluyor. Bugün sanırım eğitimde biz bunu eksik bırakıyoruz. Muhatabın gönlüne girdikten sonra onları kazanmak kolaylaşıyor. Nitekim Uhud’un istişaresinde sahabeden Mikdat bin Esved şöyle der: ‘Ey Allah’ın Resulü, nasıl uygun görürsen öyle yap. Biz İsrailoğullarının Hazreti Musa’ya yaptığı gibi yapmayız.’ İsrailoğulları, Hazreti Musa’nın onları bugünkü Mısır topraklarından Filistin topraklarına götürmek istemesine karşılık, son derece korkak bir tavır sergileyerek, ‘Sen ve Rabbin gidin, biz burada oturacağız.’ demişlerdi. Biz öyle yapmayız; sen bize nasıl emredersen biz öyle yaparız. Yine Sa’d bin Muaz da, ‘Sen bize denizi göster, biz gözümüzü kırpmadan denize dalarız.’ der. Sahabenin sözü şudur: ‘Anam babam sana feda olsun.’ Demek ki burada Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, o toplumu nasıl değiştirdiğini açıkça görüyoruz.” şeklinde konuştu.

“Terbiyenin aslı insana hürmet göstermektir”

Birine değer ve kıymet verdiğimiz zaman, değiştirmemizin mümkün olduğunu söyleyen Özdemir, “Demek ki burada Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm o toplumu nasıl değiştirdi. Nasıl bir toplumdu, kısaca bir hatırlarsak; millî şairimiz Mehmet Akif diyor ki: ‘Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta, dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi.’ Böyle bir topluluğu alıp nasıl bir topluluk hâline getirdi? ‘Kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir adl-i ilâhî sorar Ömer’den’ diyen, karıncaya bile zarar vermeyecek ince ruhlu bir topluluk ortaya çıkardı. Bunun en büyük sırrı, muhatabına değer vermesidir. Önce gönlüne girdi, sonra onları kazandı. Dolayısıyla hem bizler, eğitimciler, anne babalar, gençlerle muhatap olan kimseler olarak belki de en ihmal ettiğimiz nokta, önce onların gönlüne girmektir. Onların gönlüne girdiğimizde akıllarına girmesi kolay oluyor, onları kazanmamız kolaylaşıyor. Bu anlamda Muhammed İkbal’in şu sözünü hatırlatmak isterim: ‘İnsanın makamı semadan yüksektir; terbiyenin aslı insana hürmet göstermektir.’ Yani insanı Cenab-ı Hak ahsen-i takvimde yaratmıştır; böyle kıymetli bir varlıktır. Peki eğitimin, terbiyenin aslı nedir? Muhataba değer vermektir, kıymet vermektir. Kıymet verdiğimizde, değer verdiğimizde, onun gönlünü kazandığımızda onu değiştirmemiz mümkün olur. Bu anlamda en önemli ilkemiz belki de budur diyebiliriz. Hatta eğitimde ve din eğitiminde şöyle söyleyebiliriz: Bütün mesele bir gönüle girmektir. Yunus Emre der ki: ‘Hoca gerekse var bin hacca, hepsinden iyice bir gönüle girmektir.’ Yani bizim medeniyetimizde bu husus çok vurgulanmıştır. Birinci ilke, muhatabın gönlüne girmektir diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“İslam medeniyeti sükût medeniyetidir”

Gençlerin ve çocukların eğitiminde rol modelliğin önemini anlatan Özdemir, “İkinci ilke olarak rol model olmak da çok önemlidir. Biz anne babalar ve eğitimciler bu konuda maalesef ihmal ediyoruz. Onlara tam anlamıyla örnek olabilirsek, o zaman onları değiştirmemiz mümkün olur. Şimdi mesela ‘Namaz kıl, oruç tut, güzel ahlaklı ol, yalan söyleme, doğru ol, dürüst ol’ diyoruz; ancak bunları kendimiz fiillerimizle göstermezsek, gençler üzerinde etkili olmamız mümkün değildir. İslam medeniyeti özü itibarıyla bir ‘sükût medeniyetidir deniliyor. Yani sükût medeniyeti demek, sözden ziyade hâl ve tavırla muhataba örnek olmak demektir. Muhatabı hâliyle, tavrıyla, duruşuyla, hâl ve hareketiyle dönüştürebiliriz. Öbür türlü insanlara bilgi yüklemek, ‘yapın, edin, şöyle yapın’ demek muhatapta çok etkili olmuyor. Rol model olmak bu yüzden çok önemlidir. Mesela anne babalar namazlarında, ubudiyetlerinde, hâl ve hareketlerinde, tutum ve davranışlarında Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şekilde bir hâl üzere olurlarsa, bizler eğitimciler ve anne babalar olarak, o zaman bakacağız ki gençler hakikaten dönüşmüş olacak Allah’ın izniyle. ‘Namaz kıl çocuğum’ demektense; ezan-ı şerif okunduğunda güzelce abdestini alıp anne babanın huzur içerisinde namaz kılması, babaysa takkesiyle, anneyse örtüsünü güzelce örtünerek ibadet etmesi çocuklarda ve gençlerde çok daha etkili olur. Aynı şekilde oruçtaki sükûnet hâli, Kur’an-ı Kerim okurken ki huzur ve huşu hâli de etkilidir. Yoksa sözlerimiz tek başına çok etkili olmuyor. Hele ki söz ve davranış uyumsuzluğu… Nitekim bugün gençlerde dine karşı mesafe oluşmasının ya da istenilen düzeyde olmamalarının sebeplerinden biri, biz eğitimciler ve anne babalardaki bu söz eylem uyuşmazlığıdır. Kur’an-ı Kerim bizleri bu anlamda uyarır: ‘Yapmadıklarınızı niçin söylüyorsunuz?’ Bu Allah katında büyük bir günahtır. Dolayısıyla söylediklerimizle yaptıklarımız birbiriyle uyumlu olmalıdır. Bu anlamda ‘İslam medeniyeti sükût medeniyetidir’ dedik ya; İslamiyet’in çok kısa bir zamanda bütün dünyaya yayılmasında sahabe-i kiramın İslam’ı bütün güzelliğiyle yaşıyor olmasının etkisi çok büyüktür. Sahabe-i kiram İslam’ın güzelliklerini yaşıyor, bir beldeye gidiyor; oradakiler onları görüyor ve onları gören herkes Müslüman oluyordu.” diye konuştu.

“İslamiyeti maalesef tam anlamıyla temsil edemiyoruz”

Peygamber Efendimizin hayatını kendimize örnek alıp gençlerimize rol model olmamız gerektiğini vurgulayan Özdemir, “Bediüzzaman’ın şöyle bir ifadesi var; diyor ki: ‘Eğer biz İslamiyet’in güzelliklerini hâlimizle izhar etsek, insanlar kabile kabile, ülke ülke, kıta kıta bu dine girerlerdi.’ Yani bugün sorun nerede deseniz, bugün sorun biz İslamiyet’i maalesef tam anlamıyla temsil edemiyoruz. Temsiliyet sorunu olduğu için gençlerde dine karşı mesafe olabiliyor. Dolayısıyla İslamiyet’in, bu mükemmel dinin, din-i mübin İslam’ın güzelliğini hâlimizle, tavırlarımızla sergileyebildiğimiz zaman hem çocuklarımızı hem gençlerimizi etkileme hem de diğer dinin tabirlerine etkileme şansımız yüksek olacaktır. Bu anlamda rol model olmak çok önemli. Bir diğer ilke için de şunu söyleyebiliriz: Onlara özdeşim kurabilecekleri rol modeller sunmak. Bu ne demek? Yani bu da başta Efendimiz, Peygamberler, sahabe-i kiram, İslam dünyasının ilim ve aksiyon alanındaki önemli isimleri gençlerimize sunmamız lazım. Başta kimi sunacağız? Tabii ki rehber-i mutlak Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm. Çünkü o bizim en mükemmel rol modelimizdir. Ayet-i kerime bize öyle ifade eder: ‘Allah Resulünde sizin için ne vardır? Mükemmel bir örneklik vardır.’ Dolayısıyla tabii ki her anlamda bize mükemmel bir rol modeldir. Onun rol modelliği bugün de, bütün zamanlarda da geçerlidir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de baktığımız zaman, ‘Sen yüce bir ahlak üzeresin’, bir başka ayette ‘Sen âlemlere rahmet olarak gönderildin’ buyuruluyor. Dolayısıyla o bir rahmettir âlemlere. Biz de Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’ı ne kadar tanır ne kadar onun yaşantısını, hayatını öğrenip modelleyip hayatımıza tatbik eder ve gençlerimize aktarabilirsek, o nispette gençlerimiz Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’ı tanıyıp onu modelleyecektir. Neyini modelleyecektir? Dava şuurunu. Bugün belki de biz Müslümanlarda ve İslam topluluğunda, gençlerimizde ve bizlerdeki temel sorunlardan birisi ideal ve dava şuuru olmamasıdır. Yani ne demek istiyorum? Özellikle Tanzimat’tan itibaren bu memlekette, Cemil Meriç’in ifadesiyle yapılmak istenen; idealsiz, değersiz, tasasız, amacı olmayan, hedefi olmayan, gayesi olmayan, istedikleri şekle sokulacakları toz yığını hâlinde bir nesil yetiştirmekti. Yani geçmişiyle, medeniyetiyle, diniyle, tarihiyle bağını koparmak. Nitekim siz bir topluluğu geçmişiyle bağını koparırsanız; diniyle, diliyle, geleneğiyle, kültürüyle, medeniyetiyle ilişkisini keser, onlara medeniyetini, dilini, dinini, geleneğini unutturduğunuzda onları istediğiniz gibi sömürebilirsiniz. Dolayısıyla askerî silaha gerek yok der Peyami Safa; bir toplumu istila etmek istiyorsanız kültürel istila yaptığınız zaman, onlara dinini, dilini, geleneğini unutturmanız yeterlidir, onları zaten istila edersiniz. Bu anlamda mankurtlaştırmış olursunuz. Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Bedel’ eserinde vurguladığı önemli bir kavramdır bu. Mankurt kavramı ne demek? Yani geçmişine, dinine, geleneğine, kültürüne yabancı ve hatta düşman bir topluluk. Peki niye düşman? Geçmişiyle ve geleneğiyle düşman olursa ne olur? O zaman siz onu istediğiniz kalıba sokarsınız.” dedi.

“Gençlerimize dinimizi, Efendimizi, medeniyetimizi, kültürümüzü aktarmalıyız”

Köklerimize inerek gençlerimize dinimizi aktarmamız gerektiğini ifade eden Özdemir, “Geçmişini bilen bir toplum düşünelim; bir ağaç gibi, kökleri ne kadar derindeyse o kadar güçlü olur. Köksüz bir ağaç ise kurumaya yüz tutar. Dolayısıyla biz köklere inmeliyiz. Gençlerimize önce bu güzel dinimizi, Efendimiz’i, medeniyetimizi, kültürümüzü aktarmalıyız ki oradan güç alsınlar. Neyi güç alacak? Mesela Selahattin Eyyubi’yi tanıtmalıyız, bir Fatih’i tanıtmalıyız, bir Mimar Sinan’ı, bir Farabi’yi tanıtmalıyız; ilim ve aksiyon alanında bir Mevlana’yı, bir Yunus’umuzu, Mehmet Akif’i… Böyle isimleri tanıtmalı, onlar bunları model almalı. Yani bir Selahattin Eyyubi neden model alınabilir? Kudüs Haçlıların elindeyken, ‘Bir mümin nasıl olur da gidip almaz?’ diyen bir Selahattin Eyyubi. Veya dünyanın en büyük kara ordusunu bir saatte yerle bir eden bir Kanuni; karıncayı bile incitmekten çekinen Kanuni. Daha yirmili yaşlarında İstanbul’un fethini idare etmiş bir Fatih… Yani bunları tanıttığımız zaman, geçmişini bildiği zaman gençlik ne yapacaktır? Oradan güç alıp onu bir bayrak yarışı olarak daha ötelere taşıyacaktır. Ama bunu tanıtmadığınız zaman neden güç alacak, kimi tanıyacak, kimi bilecek? Dolayısıyla geçmişiyle bağını çok kuvvetlendirmemiz lazım. Bu anlamda önce Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’ı doğru tanıyacak. Ne dedik; idealini… Onun idealini insanlara hakkı ve hakikati anlatmak, onlara dini anlatmak, mücadele azmini hatırlayın. O zamanın bütün devletleri, bütün dinleri, hatta kavmi ve kabilesi, öz amcası bile kendisine düşman olduğu hâlde davasından asla vazgeçmemesi… Hatta ne diyor: ‘Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz ben bu davamdan vazgeçmem.’ Şefkatini, merhametini, hoşgörüsünü; insanlara müsamaha ile bakmasını.” diye ekledi.

“Bakın, sorgulayın, tefekkür edin, düşünün”

Gençlerin sorduğu sorulara hoşgörüyle müsamaha edilmesini belirten Özdemir, “Gençlere dedik ya; mesela bugün temel sorunlardan birisi, gençler sorguluyor, soruyorlar. Aslında bu çok güzel. Sorgulamak dinimizde teşvik edilir. Hatırlayın; Hazreti İbrahim’le Cenab-ı Hak arasında geçen bir kıssa var. Kur’an-ı Kerim bunu niye bize anlatsın? Sorgulamanın önemini göstermek için. Hazreti İbrahim, ‘Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini gösterir misin?’ diyor. ‘Yoksa iman etmiyor musun?’ denildiğinde, ‘Hayır, fakat kalbimin mutmain olmasını istiyorum’ diyor. Dolayısıyla sorgulamak, akıl etmek, tefekkür etmek dinimizin temelidir. Bu anlamda Kur’an-ı Kerim bize örnek verir: ‘Bakın, sorgulayın, tefekkür edin, düşünün.’ Gençlerin soru sormalarına hoşgörüyle, müsamaha ile yaklaşmalı; onlara doğru ve doyurucu yanıtlar vermeliyiz, onları ötelememeliyiz. Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm da bu anlamda sorgulamaya hoşgörüyle yaklaşmıştır. Hani dedik ya; Efendimiz’in hangi yönü? Hoşgörüsü, şefkati, merhameti… Gençlere hoşgörüyle bakması. Bu anlamda bir olay paylaşmak istiyorum. Bir gün bir genç gelip Efendimiz’e diyor ki: ‘Ey Allah’ın Resulü, ben zina yapmak istiyorum, bana izin ver.’ Ne kadar çarpıcı bir soru. Oradakiler hemen hiddetleniyor. ‘Nasıl böyle bir soru sorulur?’ Efendimiz diyor ki: ‘Karışmayın.’ Genci karşısına alıyor ve güzelce soruyor. ‘Bu fiilin annen için yapılmasını ister misin, kız kardeşin için ister misin veya başka bir yakının için ister misin?’ Genç, ‘Hayır ya Resulallah, istemem’ diyor. O zaman Efendimiz bu fiilin çirkinliğini ona güzelce, onu kırmadan, incitmeden anlatıyor; sonra göğsüne dokunup ona dua ediyor. Sonrasında o gencin çok takvalı, ehl-i salih bir genç olduğu, ibadetine ve takvasına dikkat eden biri hâline geldiği ifade ediliyor. Yani onu ötelemedi. Dedik ya; gençler sorgulayacak. Biz onların sorgularına müsamaha ve hoşgörüyle, tatmin edici cevaplar vermek zorundayız. ‘Böyle soru olur mu, sen dinsiz mi oldun?’ demek yok. Hayır, soracaklar.” ifadelerini kullandı.

“Rabbim benimle beraberdir”

Allah’a dayandığımızda ateşin yakmayacağını ve suyun boğmayacağını örnek veren Özdemir, “Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’ın hayatında da sorgulamayı çok görüyoruz. Mesela sahabe-i kiram… Hani dedik ya, kim sorgulamaz? Aslında Allah ve Allah Resulü. Ama burada bile, az önce bahsettiğimiz olayda Hazreti İbrahim hikmeti arıyor. Kur’an-ı Kerim bize ders veriyor: ‘Olduğu gibi kabul etmeyin, tefekkür edin.’ Sahabe de böyle yapardı. Efendimiz’e sorarlardı: ‘Ey Allah’ın Resulü, bu vahiy midir yoksa sizin düşünceniz midir?’ Efendimiz buyururdu ki: ‘Bu benim düşüncemdir.’ O zaman sahabe, ‘Bu böyle olmaz, şöyle olmalı’ derdi. Efendimiz de, ‘Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz’ buyururdu. Peki buradaki mesaj ne? Buradaki mesaj şu: Aslında Allah Resulü’ne her şeyin en mükemmeli bildirilebilirdi. Niye? Çünkü burada ‘işlerinizi istişare edin’ ayetinin uygulamasını yapıyor. Allah Resulü’nün onların görüşünü dikkate aldığını, onlara değer verdiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu anlamda önce Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm’ı tanıtmaya ne dedik? Onların özdeşim kuracakları isimleri, Kur’an-ı Kerim’deki Peygamberleri gençlere anlatmamız lazım. Kimi anlatabiliriz? Tabii pek çok Peygamber… Mesela Hazreti İbrahim’in sadakatini, Hazreti İbrahim’in Cenab-ı Hakk’a olan teveccühünü… Ne diyecek, hatırlayın; tam onu ateşe atacakları zaman, Cenab-ı Hakk’a olan imanı ve güveniyle ‘Rabbim beni görüyor ve biliyor’ demesi… Ve ayet geliyor: ‘Ey ateş, Hazreti İbrahim’e serin ve selametli ol.’ Yani burada bakın, Allah’a dayandığınız zaman ateş sizi yakmıyor, su sizi boğmaz. Mesela bu anlamda Hazreti Musa’yı da zikredebiliriz. Hazreti Musa kavmini bugünkü Mısır topraklarından çıkarıp bugünkü Filistin topraklarına götürüyor. Tabii Firavun ve ordusu onları kovalıyor. En son denize kadar geliyorlar; arkada Firavun’un ordusu, önde deniz. Ayet-i kerime bize bu olayı anlatıyor. Karşılaştıkları zaman Hazreti Musa’nın etrafındakiler, ordusundakiler diyor ki: ‘Eyvah, yakalandık!’ Niye? Çünkü arkada Firavun, önde deniz; kaçacak yer yok. İşte burada dedik ya, gençlerimize peygamberleri anlatmalıyız; onları modellemeleri için onlara tanıtmamız lazım. Bakın, Kur’an-ı Kerim bunu niçin anlatıyor? Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar tarihte olmuş bitmiş olaylar değildir; bütün zamanlara, bütün insanlığa hitap eden mesajlar vardır içerisinde. Siz böyle bir zamana düşersiniz, sebepler tükenir; Allah’a güvenir, dayanırsanız size bir kapı açar. Şimdi dönelim olaya: Önde deniz, arkada Firavun… ‘Eyvah, yakalandık’ dediler. Hazreti Musa ne diyor? ‘Rabbim benimle beraberdir, bana bir kapı muhakkak açacak.’ Peki nasıl bir kapı açacak? Bir sonraki ayette Cenab-ı Hak Hazreti Musa’ya diyor ki: ‘Asanı denize vur.’ Denize vurdu ve deniz yarıldı, içinden geçtiler. Evet, bütün sebepler tükenmiş olabilir; hayatımızda hiçbir çıkış kapısı yok gibi görünebilir. Ama biz Rabbimize güvenip dayanabilirsek, ‘Rabbim benimle beraberdir, bana bir kapı açacak’ dersek, Cenab-ı Hak bize kapı açar.” şeklinde konuştu.

“Sorgulayan gence kapı kapatmayalım”

Gençlere karşı nasıl davranılması gerektiği üzerine örnekler veren Özdemir, “Hazreti İbrahim’i az önce söyledik; onun çok güzel bir ifadesi var: ‘Batıp gidenlere ben kalben bağlanmam.’ Bu bize, bütün insanlığa ve bütün gençlere bir mesajdır. Ne demek? Aslında batıp giden nedir? Cenab-ı Hakk’ın dışındaki her şey batıp gidecektir. Onun hesabına olmayan her şeye kalben bağlanmam. Bu dünyevi bir şey olabilir, şu olabilir, bu olabilir; herkes için bağlandığı şey farklı olabilir. Gerçek nedir? Cenab-ı Hakk’ı bilmek, O’nu tanımak ve O’na teveccüh etmektir. Yine Hazreti Yusuf’u zikredebiliriz; tabii pek çok peygamber söylenebilir. Hazreti Yusuf’u Kur’an-ı Kerim ‘Yusuf’u Eyyuhe’s-Sıddık’ diye anar; onun sıddıkiyetini vurgular. Sıddıkiyeti ne demek? Malumunuz, Züleyha ile aynı ortamda bulunduğu anda ona teklifte bulunuyor. Züleyha’ya karşı, ‘Ben Allah’a sığınırım’ diyerek Allah’a sığınıyor ve o teklif edilen suça yaklaşmıyor. Allah’a dayanması… Hatta ‘Beni çağırdıkları bu suç, zindan bu suçtan daha iyidir’ diyebilecek kadar sıddıkiyet. Bir başka yerde yine Hazreti Yusuf’u hatırlayın; kuyudan çıkıyor, Mısır’ın azizi oluyor, her türlü imkâna kavuşuyor. Her türlü iktidar ve güç elindeyken şu duayı ediyor: ‘Ya Rabbi, beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihlerle beraber kıl.’ Buradan ne mesaj alıyoruz? Dünyanın en büyük zenginliği, en büyük debdebesi bile onu sarsmıyor; Rabbini arıyor, dünyanın saltanatına kanmıyor; en büyük makam olarak Cenab-ı Hakk’ı arıyor ve O’na ulaşmak istiyor. Hazreti Yunus’u da zikredebiliriz, gençlerimize tanıtabiliriz. Hz. Yunus’u hatırlayın; denize atıldı. Gece, karanlık, deniz dalgalı, her taraftan ümit kesilmiş bir hâlde… Hazreti Yunus ne diyor? Bütün halk, herkes onun hizmetkârı olsa fayda edebilir miydi? Yok. Şunu görüyor: Sebeplerin tesiri yok; müsebbibü’l-esbab, yani gerçek sebepleri de yaratan, idare eden Cenab-ı Hakk’tır. O’na sığınıyor ve onu yutan balığı Cenab-ı Hak onun için bir denizaltı gemisi hâline getiriyor. Buradan bize ve gençlere nasıl bir mesaj var? Sebepler tükenebilir; sebepler bittiyse bile şunu unutmayın: Müsebbibü’l-esbab, yani sebepleri de yaratan, şartları da oluşturan Cenab-ı Hakk’tır. Size bir hayır murat ettiği zaman kimse ona engel olamaz. Bir iyilik sizin için murat edilmişse kimse ona mani olamaz. Sizi kurtaracaksa, size ferahlık verecekse; denize de atılsanız, balığın karnına da düşseniz Cenab-ı Hak sizi o hâlden kurtarabilir. Bu anlamda daha pek çok peygamber kıssası zikredilebilir; diğer Peygamberlerin kıssaları da gençlerle paylaşılabilir.” diye konuştu.

“Gönlüne girdiğimiz insanı değiştirmek çok kolay”

Geçmişten günümüze önemli insanları ve değerlerimizi gençlere tanıtmamız gerektiğine dikkat çeken Özdemir, ŞUNALRI KAYDETTİ:

“Bir başka ilke ile bitirmek istiyorum. Pek çok ilke sayılabilir ama şu ilke ile bitirelim: Evet, dedik ki gençlere dinî eğitimi verirken nelere dikkat edeceğiz? Önce değer vereceğiz; birinci ilkemiz bu. Çünkü Efendimiz muhatabına değer veriyordu, onların önce gönlüne girdi, sonra akıllarına girdi. Gönlüne girdiğimiz insanı değiştirmek çok kolay. Sonra rol model olmak. Bir de peygamberleri; Kur’an-ı Kerim’de geçen peygamberleri, sahabe-i kiramı ve İslam dünyasındaki önemli insanları gençlerimize tanıtacağız, geçmişle olan bağlarını güçlendireceğiz. Peki bunları yaptık; bir de en önemli husus şu: İlahi yardımı her an isteyeceğiz. Hayatta başarı, eğitimde de dinî eğitimde de hayatın her alanında başarı ancak kimledir? Cenab-ı Hakk’ın inayeti iledir. Nitekim ‘Ben sizi ıslah etmek istiyorum, başarı ancak kimdendir?’ denildiğinde cevap şudur: ‘Başarı ancak Allah’tandır.’ Dolayısıyla evet, bilgi olacak, yöntem olacak, sevgi, şefkat, merhamet olacak; ama bunlar tek başına yeterli mi? Yetmiyor. Bakın, dünyanın en mükemmel muallimi, en güzel terbiyecisi Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’dır; peki O herkesi değiştirebilmiş mi? Hayır. En yakınlarından Ebu Talip, amcası iman etmemiştir. Kur’an-ı Kerim bu hususu bize vurgular: ‘Sen dilediğini hidayete erdiremezsin; Allah dilediğini hidayete erdirir.’ Yani dileyen isteyecek, Cenab-ı Hak da ona hidayeti nasip edecektir. Dolayısıyla biz elimizden geleni yapacağız ve her an Cenab-ı Hakk’ın yardımını isteyeceğiz. Nitekim Hz. Nuh’un oğlu iman etmedi; ‘Gel gemiye bin, kâfirlerden olma’ dedi ama binmedi. Demek ki Peygamber bile olsa, en yakınına Allah’ın inayeti ve tevfiki olmadan onu değiştirmesi, dönüştürmesi mümkün değil. O yüzden ne dedik? Her işimizde olduğu gibi eğitimde, aile içinde veya biz eğitimciler olarak hayatın her alanında her an Cenab-ı Hakk’ın yardımını ve nusretini isteyeceğiz. Peygamberlerde de bunu görüyoruz; mesela hayırlı evlat istiyorlar. Hazreti Zekeriya hayırlı evlat istiyor. Hazreti İbrahim, ‘Beni ve zürriyetimi namaz kılanlardan kıl’ diye dua ediyor. Müminlerin bir duası da Kur’an-ı Kerim’de bize, ‘Eşlerimizi ve çocuklarımızı göz aydınlığı kıl, bize huzur verecek kişiler eyle, muttakilere imam ve önder kıl.’ diye aktarılıyor. Bu anlamda, hayatın her alanında olduğu gibi eğitim ve din eğitiminde de bu iş hiç de kolay bir iş değildir.” (İLKHA)

{ "vars": { "account": "G-3SZQ7JT08Q" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }