HÜDA PAR Eğitim İşleri Başkanlığı tarafından Diyarbakır'da "Zimanê Xwe Dibijêrim/Ana Dilimi Seçiyorum" başlıklı panel düzenlendi. Diyarbakır Öğretmenevi Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen programda dilin kimlik ve kültürle ilişkisi ele alınırken anadilde eğitimin seçmeli ders uygulamasının ötesine taşınarak kalıcı ve kesintisiz biçimde tanınması gerektiği vurgulandı.
Panelde konuşan Memur-Sen Diyarbakır İl Başkanı Ramazan Tekdemir, dilin toplumların milli hafızası olduğunu belirterek kimlik inşasında belirleyici rol oynadığını ifade etti. Doç. Dr. Mehmet Mekin Meçin ise ana dilin yasaklanmasının bireyde derin bir yabancılaşmaya yol açtığını dile getirirken, Eğitimci Hüdai Morsümbül seçmeli Kürtçe derslerin önündeki engellere dikkat çekerek öğretmen sayısının artırılması gerektiğini söyledi.
Eğitimci Fatih Taş'ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde ilk olarak sunumunu gerçekleştiren Memur-Sen Diyarbakır İl Başkanı Ramazan Tekdemir, dil ile kimlik arasındaki ilişkinin toplumların geleceğinde belirleyici rol oynadığını belirterek, "Bütün kimlikler dil içinde doğar, gelişir, anlam kazanır ve bir döngü-dönüşüm yaşar. Kimlik hem bir nitelik hem de bir özellik belirtisidir. Millet duygusunun oluşumunda dil faktörü merkezi bir öneme sahiptir. Dil, kültürel değerleri ifade etmede, mirası korumada ve kolektif bir bilinç oluşturmada güçlü bir araç görevi görür. Bu açıdan dil, kimliği şekillendiren, dönüştüren ve yansıtan çok önemli bir esastır. Aynı zamanda toplumun millî hafızasıdır. Dil, ortak yaşama katılımı ifade eden en önemli araçlardan biridir." dedi.
"Biz kimiz?" sorusuna verilen cevabın kimlik olduğunu belirten Tekdemir, "Öz olarak 'Biz kimiz?' sorusuna verilen cevap kimlik ise, bunu yazan kalem de dildir. Bu açıdan dili kimlikten, kimliği de dilden bağımsız okumak mümkün değildir. Bir kültürün nesilden nesile aktarılan bütün birikimi, kazanımı, deneyimleri, anlatıları ve başarıları; gurur vesilesi olabilecek her şeyi dil aracılığıyla gelecek nesillere ulaştırılır. Bu nedenle dili son derece önemli görmek gerekir. Dil, kimlikle o kadar ilişkilidir ki; evet, kimlik hem tanıma hem tanıtma hem de tanımlama aracıdır. Ancak bütün bu işlevler dil vasıtasıyla yerine getirilir. Günlük hayatımızda birçok kimlik taşırız fakat bunların en önemlisi kültürel kimliğimizdir." ifadelerini kullandı.
"Bizi ideolojik bir dil tercihi üzerinden mahkûm etmeye çalıştılar"
Türkiye'de dilin uzun yıllar baskı altında kaldığını dile getiren Tekdemir, "Bu ülkede dil, esareti yaşadı ve hâlen yaşıyor. Önce Türk ulusalcıların elinde bu esareti yaşadı, şimdi ise Kürt ulusalcıların elinde bu esareti yaşamaya devam ediyor. Bizi ideolojik bir dil tercihi üzerinden mahkûm etmeye çalıştılar. 'Eğer bu dile sahip çıkar ve bu dili konuşursan, bu kimliği taşımak zorundasın' şeklinde bir ikileme mahkûm edildik. Maalesef biz de bu tuzağa düştük. Yıllarca 'Acaba bu dili konuşursam bu kimlikle ilişkilendirilir miyim?' kaygısıyla bu dile mesafeli durduk." şeklinde konuştu.
"Kimliğimize, değerlerimize ve dilimize sahip çıkmamız gerekir"
Tekdemir, "'Kürt nedir ya da kimlerdir?' diye bir soru sorulduğunda, zihinlerde beliren tasavvurun ne kadarını hak ettiğimizi sorgulamak zorundayız. Bugün Türkiye'de Kürt denilince zihinlerde beliren tasavvurun ne kadar hak edildiği ayrıca düşünülmelidir. Kimliğimize, değerlerimize ve dilimize sahip çıkmamız gerekir. Bu yüzden HÜDA PAR'ın ve bazı sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları son derece kıymetlidir. Dilimizi istilalardan arındırmamız gerekiyor. Bu dile gerçek kimliğini kazandıracak işlevleri yükleyerek bunu başarabiliriz. Bunun için de bu dilin altına serilen; tarihinden, geleneğinden, dininden ve değerlerinden kopuk anlayışlara karşı mücadele etmeliyiz. Dilin içini, gerçek vurgularıyla ve gerçek birikimiyle doldurmalıyız." ifadelerini kullandı.
"Modern ulus devletlerin inşasında dil bir çimento görevi görür." diye belirten Tekdemir, "Zira aynı dili konuşanlar, aynı kaderi yaşarlar. Bu açıdan dil ve toplum, dil ve kimlik ilişkisi bir metaforla ifade edilecek olursa; bir kumaşın dokusu ile rengi arasındaki ilişkiye benzer. O kadar iç içe ve o kadar geçmiştir. Dil, toplumsal kimliğin hem kurucu unsuru hem de kurucu öznesidir. Aynı zamanda kimliğin en önemli sergilenme alanıdır. Toplumlar kendilerini dil üzerinden ifade eder ve dil üzerinden var ederler. Eğer bu alanda bir eksiklik varsa, buna mesafe alarak değil; omuz vurarak değil, omuz vererek karşılık verebiliriz." şeklinde konuştu.
"Dil kaybı ve dil değişimi bireylerde ciddi bir kimlik krizine yol açmaktadır"
Dil kaybı ve dil değişiminin bireylerde ciddi kimlik krizine yol açtığını belirten Tekdemir, "Dil kaybı ve dil değişimi bireylerde ciddi bir kimlik krizine yol açmaktadır. Bugün bölgemizde bu kimlik krizini özellikle gençlerimizde daha belirgin bir şekilde görebiliyoruz. Milletlerin tarihleri ve aidiyetleri dilleriyle yaşar ve dilleriyle kabul görür. Bir dilin varlığını sürdürebilmesi, o dili konuşan insanların varlığına bağlıdır. Bu nedenle o dili konuşan insanların sayısının artması gerekir. Dil, bir kimliğin kaderinde tayin edici bir role sahiptir. Dil ile bağımızı ne kadar güçlü ve güncel tutarsak, kültür, tarih ve medeniyetimizle olan bağımızı da o ölçüde güçlü ve güncel tutabiliriz. Dilimizi birtakım istilacı anlayışlardan arındırırken, ona öyle bir muhteviyat yüklemeliyiz ve öyle bir bilinç aşılamalıyız ki; seçmeli dersler aracılığıyla bu dilin tanınırlığını ve görünürlüğünü artırarak onun masumiyetini yeniden inşa edebilelim. Bu dili gerçek kimliğiyle buluşturabilelim. Aksi takdirde dil, birilerinin elinde yanlış bir anlama indirgenir." dedi.
"Artık anadil eğitimini anadilde eğitime dönüştürmeliyiz"
Tekdemir, son olarak anadil eğitimine önem verilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"Seçmeli dersleri yalnızca seçmeli olarak bırakmamak, seçilen dersler hâline getirmek gerekir. Anadile eğitime önem vermeli, artık anadil eğitimini anadilde eğitime dönüştürmeliyiz. Bunun için devlet imkânlar oluşturmalı; gerekirse bölgede pilot okullar açılmalı ve okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitim hayatı bu okullar aracılığıyla sürdürülebilmelidir. Sosyal devlet olmanın gereği budur. Kaygı, korku ve baskılarla bu ihtiyacı örtmek mümkün değildir. Yasakladıkça alan bulur, sesi kısıldıkça daha yüksek sesle konuşur. Çünkü bu ihtiyaç, varlığını sürdürmeye devam eder." (İLKHA)