Betonarme yapılar, modern şehirlerin temelini oluştursa da çevre ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturuyor. Sürdürülebilir şehirler ve çevre dostu yapılar ise enerji, su, ulaşım ve yaşam alanlarının bütüncül şekilde planlanmasıyla hem doğayı koruyan hem de insan yaşam kalitesini artıran bir anlayışla tasarlanabilir.

Yüksek Mimar Müslüm Botan

Hem çevre dostu hem de yaşam kalitesinin arttırılması adına yapıların imarında dikkat edilmesi gereken hususlara ilişkin İLKHA muhabirine konuşan Yüksek Mimar Müslüm Botan, 'Sürdürülebilirlik, en yalın tanımıyla; doğal kaynakların gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan, dengeli ve rasyonel biçimde kullanılmasını ifade eder. Kent içindeki bu ekolojik denge; demografik yapıdan ekonomiye, sosyal adaletten politik ortama kadar insana dair her alanı doğrudan veya dolaylı olarak şekillendirir. Dolayısıyla sürdürülebilir bir şehir inşa etmek, toplumsal hayatın tüm katmanlarına olumlu dokunmak anlamına gelir.' dedi.

Çevre dostu binaların tabiatla kavga etmeyen, aksine onunla uyum içinde olan ve bu uyumu nesiller boyu sürdürebilen yapılar olduğunu belirten Botan, bu yapıların inşası için izlenmesi gereken 3 adımı şu şekilde açıkladı:

Topografyaya saygı: Yapıların, inşa edildikleri coğrafyanın doğal yapısını ve topografyasını bozmadan yerleştirilmesi gerekir.

Doğal yapı malzemeleri: Kentlerdeki yapı stokunun ezici çoğunluğunu oluşturan konutlarda ahşap, toprak (kerpiç), taş ve çelik gibi doğal malzemeler kullanılmalıdır. Bu malzemeler, binanın ömrünü tamamladığı dönüşüm süreçlerinde tekrar tekrar kullanılabilirliği (geri dönüşümü) mümkün kılar. Geleneksel şehirlerimizin temelini oluşturan bu kıymetli malzemeler, ne yazık ki günümüz modern kentleşme pratiğinde tamamen gündemden düşmüştür.

İnsan ölçeği ve bahçeli ev modeli: Konut alanlarının dikey değil, insan ölçeğinde ve ideal olarak 'bahçeli ev' biçiminde ele alınması gerekir. Yaşlılar, çocuklar ve engelliler başta olmak üzere toplumun her ferdinin biyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik standartlarını güvenceye almak için bu modelin yeniden gündeme getirilmesi elzemdir. Bu yatay düzen, bireylerin kendi evlerinin inşa sürecine bilfiil (kendi emeğiyle) katılmasına da kapı aralayacaktır. Ağır iş makinelerinin ve yüksek teknolojili endüstriyel araçların kullanımını azaltacak olan bu yöntem, kentsel enerji sarfiyatını da minimuma indirecektir. Doğal malzemelerle inşa edilen yapılar, doğası gereği enerji verimlidir. Geleneksel yapı tekniğinin yapı taşları olan ahşap, kerpiç ve taş birer doğal ısı yalıtım aracıdır. Yaz aylarında iç mekânı serin, kış aylarında ise sıcak tutarak mekanik ısıtma ve soğutma harcamalarını en aza indirirler. Böylece temel insani standartlara sahip kentler kurarken; eldeki enerji kaynaklarını, kültürel sermayeyi ve tarihi mirası kaybetmeden gelecek nesillere aktarmak mümkün olacaktır.

Mevcut kentsel dönüşüm sorunları çözmek yerine katmerleştiriyor

Günümüzde Türkiye nüfusunun yüzde 93'ünün kentlerde yaşadığını ve bu oranın tek başına büyük bir sorun teşkil ettiğini kaydeden Botan, demografik sıkışmanın yanında, mevcut kentli nüfusun barındığı yapı stokunun da ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Botan, 'Şehirlerdeki nüfusun yaklaşık yüzde 80'i betonarme yapılarda ve yoğun apartman bloklarında yaşamaktadır. Üstelik bu yapı stokunun büyük bir kısmı eskimiş, yıpranmış ve dönüştürülmek zorundadır. Bu sebeple 'Kentsel Dönüşüm' ülkenin en temel gündem maddesidir. Ancak mevcut kentsel dönüşüm stratejisi, zaten aşırı yoğun olan kentlerimizi daha da yoğunlaştırmaktadır. Müteahhitlik ve özel firma eliyle yürütülen bu süreç, dönüşümü finanse edebilmek adına sürekli bir 'yoğunluk artırımı' (emsal artışı) politikasına dayanmaktadır. Bu durum ülkemizin kentsel stratejisini kısır ve içinden çıkılmaz bir döngüye sokmaktadır. Bugün inşa ettiğimiz bu devasa betonarme yapılar, 50 yıl sonra yeniden dönüşmek zorunda kalacaktır.' diye konuştu.

Filistinli Akademisyen Ed-Dali, HAMAS'ın Gazze yönetimini devretme kararını değerlendirdi
Filistinli Akademisyen Ed-Dali, HAMAS'ın Gazze yönetimini devretme kararını değerlendirdi
İçeriği Görüntüle

'Yık-yap çözüm değil, sosyo-kültürel değeri ve yaşam standardı yüksek yeni şehir modelleri geliştirilmeli'

İstanbul özelinde dirençli şehirlerin inşası adına başlatılan kentsel dönüşüm sürecinin mevcut sorunu daha da büyüttüğünü vurgulayan Botan, 'Mevcut konut üretim biçimimiz ne yazık ki bir sürdürülebilirlik değil, 'tüketim' zeminidir. Bugün büyük paralar ve büyük enerjiler harcanarak inşa edilen bir bina, 50 yıl sonra doğada geri dönüşümü olmayan devasa bir moloz yığınına dönüşecektir. Bu inşaatlar için harcanan insan ve enerji kaynakları eritilerek yok edilmekte, gelecek nesillerin hakkı gasp edilmektedir. Özetle; bu 'yık-yap' alışkanlığıyla sosyal, kültürel veya ekonomik olarak daha iyi bir noktaya evrilmiyoruz. Aksine bu yaklaşım; tarihi mirasımızı gölgeleyen, sosyal adaleti zedeleyen ve insanı adeta 'silo' benzeri devasa binalara hapseden bir stratejiye dönüşmektedir. Çözüm, sosyo-kültürel değeri ve yaşam standardı yüksek yeni şehir modelleri geliştirmektir. Bunun için öncelikle sanayi tesisleri, çalışan nüfusuyla birlikte sıkışmış megakentlerden çevre illere (periferiye) transfer edilmelidir. Orantısız büyüyen merkezler yerine, çevreye yayılan ufki (yatay) düzende yeni kentler planlanmalıdır. Bu yeni kentlerdeki evler bahçeli ev düzeninde inşa edilmelidir. Bunun başarılı örnekleri Batı Avrupa'nın yakın tarihinde mevcuttur. Sanayi Devrimi ile şehirlere sıkışan nüfus, İngiltere'de ortaya çıkan 'Bahçe Şehir' modeliyle planlı banliyölere yerleştirilmiştir ve bu yerleşimlerdeki yapıların yüzde 80'e yakını ahşap malzemeden oluşmaktadır.' şeklinde konuştu.

'Geleneksel inşa felsefemizin getirdiği yerel ve iklime duyarlı çözümleri yeniden keşfetmeliyiz'

Son iki asırdır toplumsal manada köklü bir zihinsel dönüşümün yaşandığını ve bu durumun da büyük bir yanılgıya sebep olduğunu söyleyen Botan, '20. yüzyılın başına kadar şehir modelimiz ve yapım tekniğimiz doğayla uyumlu yatay mimariye dayanırken; son bir asırda 'Batılılaşma ve modernleşme' gayesiyle önce apartmanlara, ardından toplu konutlara ve nihayetinde plansız blokların işgal ettiği ruhsuz şehirlere mahkûm olduk. Bugün bu yoğun betonlaşma içerisinde 'yeşil bina' veya 'enerji tasarruflu bina' gibi kavramlarla tabiri caizse pansuman çözümler üretmeye çalışıyoruz. Bir betonarme binanın balkonunu veya terasını ağaçlandırarak onu sürdürülebilir kılamazsınız. Çünkü o binanın hammaddesi ve üretim süreci başlı başına devasa bir karbon ayak izi ve enerji tüketimidir. Çözüm; geleneksel inşa felsefemizin getirdiği yerel ve iklime duyarlı çözümleri yeniden keşfetmektir. Sıcak iklim bölgesi ile soğuk iklim bölgesinin şehir dokusu ve mimarisi farklı olmalıdır. Örneğin; sıcak bir iklimde dış cephesi tamamen camdan oluşan modern bir bina inşa ettiğinizde, o binayı soğutmak için muazzam bir yapay enerji harcamak zorunda kalırsınız. Hâlbuki geleneksel tecrübenin ışığında, doğru yerel malzeme ve doğru mikroklimatik tasarım hatları seçildiğinde, binalar hiçbir yapay kaynağa ihtiyaç duymadan kendi kendisini dengeler.' dedi.

'Doğru analiz ile uygun maliyetlerle daha yaşanılabilir şehirler inşa etmek mümkün'

Yapıların inşasında doğru planlamanın hayati önem taşıdığını vurgulayan Botan, Mesele bir bütçe meselesinden ziyade; bir zihniyet, strateji ve planlama meselesidir. Betonarme ile toplu konut üretmenin uzun vadede daha ucuz olduğu iddiası bir yanılsamadır. Ancak zihnimiz betonarmeyle o kadar şartlanmıştır ki başka bir alternatif yapı tekniğini sorgulamaya bile cüret edemiyoruz. Ahşap, taş veya kerpiç gibi malzemelerin endüstriyel ve modüler üretimi geliştirildiğinde, bu yapılar betonarmeden çok daha uygun maliyetlerle üretilebilir. Konutların lüks tüketim nesnesi olmaktan çıkarılıp bir ailenin optimum ihtiyacı ölçeğine indirilmesi ve ev sahibinin inşa sürecine iş gücüyle katılabilmesi, maliyetleri dramatik biçimde düşürecektir. Turgut Cansever'in de işaret ettiği gibi güzel olan pahalı değildir. Doğru bir planlama aktörüyle hem daha adil, hem daha yaşanabilir, hem de düşük maliyetli şehirler inşa etmek mümkündür.' diye konuştu.

Sürdürülebilir şehir nedir?

Sürdürülebilir şehirlerin maddi ve manevi ihtiyaçların doğru analiz edilmesi ile mümkün olabileceğini hatırlatan Botan, son olarak şu ifadeleri kullandı:

'Şehir; insan, tabiat, ekonomi, adalet, sosyal hayat ve sanat gibi pek çok disiplinin kesiştiği canlı bir laboratuvardır. Sürdürülebilir bir şehirden bahsedebilmek için tüm bu alanların bir bütün olarak sağlıklı işletilmesi gerekir. Kent inşasında insanı nesne değil, özne (merkez) olarak konumlandırmak; insanın hem maddi hem de manevi ihtiyaçlarını doğru analiz etmek şarttır. Somut olarak ifade etmek gerekirse; nüfus yoğunluğu düşük, yatay mimariye sahip ve bahçeli evlerden oluşan yeni yerleşim modellerini hayata geçirmeliyiz. Her ferdin toprağa dokunabildiği, ev sahibi olma hakkına kolayca erişebildiği, mahalle, sokak, komşuluk ve mahremiyet gibi medeniyetimizin nirengi noktası olan kavramların yeniden hayat bulduğu şehirler kurmalıyız. Özetle, gerçek manada sürdürülebilir bir şehir; kadim inanç ve insani değerlerin mekâna aksetmiş, somutlaşmış halidir.' (İLKHA)

Kaynak: İLKHA