Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ), kanunlarda suç sayılan bir fiili işlediği iddiasıyla hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen 18 yaşından küçük bireydir.
Bu kavram, çocuğu 'suçlu' olarak damgalamak yerine, çevre veya yetişkin etkisiyle suça yönlendirildiğini vurgulayarak, faili de mağdur konumunda değerlendiren koruyucu bir yaklaşımdır.
Bu kanun, 1989 tarihinde BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile dünya çapında bir zihniyet devrimi yaşanırken, Türkiye ise bu sözleşmeyi 1990'da imzaladı ve 2005 yılında yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile artık çocuk 'cezalandıran' değil, 'koruyan' bir sisteme geçti.
Konu hakkında İLKHA muhabirine konuşan avukat Abdüsselam Önen, özellikle 2024-2025 verilerine göre, suça sürüklenen çocuk vakalarının binleri aştığına ve son 10 yılın rekoru kırıldığına dikkat çekti.
Önen, özellikle 15 ila 17 yaş arasındaki çocuklar için halk arasında ortaya çıkan 'yatarı yok' anlayışı hem mağdurun adalete güvenini sarstığını hem de suça sürüklenen çocuğun ıslah sürecini baltaladığını belirtti. Suç çetelerince çocukların araç olarak kullanıldığını ifade eden Önen, son dönemde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan okul saldırıların bu tablonun en acı sonuçları olarak gördüklerini dile getirdi.
'Dünya çapında bir zihniyet devrimi yaşandı'
Çocuk Koruma Kanunu ile çocukları cezalandırmak yerine onları koruyan bir sistemin olduğunu hatırlatan Önen, 'Suça sürüklenen çocuk kavramı, tarihsel gelişim sonucunda ortaya çıkmıştır. Özellikle 1926 tarihli eski TCK'da çocuklara 'Küçük' denilir ve meseleye sadece yaş ve ceza indirimi odaklı bakılırdı. Ancak 1989 tarihinde BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile dünya çapında bir zihniyet devrimi yaşandı. Türkiye bu sözleşmeyi 1990'da imzaladı ve 2005 yılında yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile artık çocuk 'Cezalandıran' değil, 'koruyan' bir sisteme geçtik. Eskiden çocuk, ceza hukukunun bir 'Objesi' iken, bugün hakları olan bir 'süjesidir'. Son yıllardaki rakamlar bu koruma kalkanının çatladığını bizlere gösteriyor.' dedi.
'Bu cezasızlık çocuğa iyilik değil, onu suç dünyasında daha derin bir bataklığa itmektir'
Önen, son yıllarda suça sürüklenen çocuk sayısının binleri aştığını vurgulayarak, '2024-2025 verilerine göre suça sürüklenen çocuk vakaları yıllık 100 küsür binleri bulmaya başladı ve son 10 yılın rekorunu kırdı. Buradaki en büyük tehlike, toplumda ne yazık ki suça meyilli gruplarda oluşan 'Cezasızlık algısıdır.' Halk arasındaki 'yatarı yok' anlayışı hem mağdurun adalete güvenini sarsıyor hem de suça sürüklenen çocuğun ıslah sürecini baltalıyor. Suç çetelerince çocuklar, maalesef araç olarak kullanılıyor. Özellikle son zamanlarda karşılaştığımız vakalarda 16-17 sıklıkla kullanılıyor. Suç örgütleri bu çocukların en fazla 3-5 yıl cezasını alıp çıkacakları bilincindeler. Haliyle bu cezasızlık çocuğa iyilik değil, onu suç dünyasında daha derin bir bataklığa itmektir.' ifadelerini kullandı.
'Çocuğu ve veliyi birbirine düşmanlaştıran sistem de bu suçun failidir'
Son zamanlarda okullarda yaşanan saldırıların acı bir tabloyu gözler önüne serdiğini söyleyen Önen, 'Bu tablonun en acı sonuçlarını yakın tarihte yaşanan Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okul saldırılarında gördük. Bu olaylar artık sadece birer kavga veya hırsızlık vakası değil, dijital dünyanın, kontrolsüz gruplaşmaların ve şiddet kültürünün çocuklarımızı nasıl esir aldığının kanıtıdır. Kahramanmaraş'ta kaybettiğimiz canlar, Şanlıurfa'daki okul baskınları, Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ) sistemindeki 'iyileştirme' ayağının sahada ne kadar aksadığını bize acı bir şekilde göstermiştir. Burada dürüstçe sormamız gerekir: Fail gerçekten çocuk mu? Elbetteki hayır. Kağıt üzerinde fail çocuk olsa da sosyolojik olarak fail, çocuğu sokağın insafına, derin dijital medyanın bataklığına terk eden aileler de maalesef bunun ortağıdırlar. Onu sistemin dışına iten okul ve ona şiddeti bir başarı gibi sunan sosyal medya mecralarıdır. Ayrıca çocuğu ve veliyi birbirine düşmanlaştıran sistem de hakeza bu suçun failidir.' şeklinde konuştu.
Önen, sistemin etkili bir denetim ve rehabilitasyonla desteklenmediği müddetçe, toplumsal bir zarara evrileceğini belirterek, 'Şiddeti bir başarı gibi sunan sosyal medya mecraları, maalesef çocuklarımızı bu konuda önü alınmaz bir felakete sürüklemektedir. Eğer bir çocuk suça sürükleniyorsa toplum olarak o çocuğun elinden tutmamışız demektir. Dolayısıyla bir çocuk suça karıştığında aslında tüm toplum bir yönüyle sanık sandalyesindedir. SSÇ sisteminin mantığı olan 'onarıcı adalet'ti. Burada adaletin tecelli etmesi çocuğa hayatını geri kazandırmak için bir fayda mekanizmasıyla çalışır. Ancak bu sistem, etkili bir denetim ve rehabilitasyonla desteklenmezse, bir güvenlik açığına yani toplumsal bir zarara dönüşür.' diye aktardı.
'Suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenen ve sahipsiz bırakılan bir gelecek vardır'
Adaleti sadece hapis sürelerini artırmakta elde edilemeyeceğini aktaran Önen, 'Sonuç olarak; adaleti sadece hapis sürelerini artırmakta elde edemeyiz. Çocuğu suça iten nedenleri kurutmakta aramalıyız. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki acıların bir daha yaşanmaması için, aileden devlete kadar her kademede 'önleyici hukuk' mekanizmalarını işletmek zorundayız. Unutulmamalıdır ki suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenen ve sahipsiz bırakılan bir gelecek vardır.' ifadelerini kaydetti. (İLKHA)