Güncel gelişmeler, hem Londra'nın hem de Washington'un uluslararası hukuk ve yerel halk hakları karşısındaki tutumunu yeniden tartışmaya açmaktadır.
Sömürge geçmişinin gölgesi: Yasadışı koparma
Chagos Adaları, İngiltere tarafından 1960'larda Mauritius'tan ayrılarak 'Britanya Hint Okyanusu Toprağı' ilan edildi. Ancak Uluslararası Adalet Divanı 2019 yılında bu ayrılmanın hukuka aykırı olduğuna hükmetti ve adaların Mauritius'a iade edilmesi gerektiğini belirtti.
Bu karar, İngiltere üzerindeki uluslararası baskıyı artırırken; Londra yönetimi, çözüm adı altında adaları devretmeyi kabul etti ancak en kritik nokta olan Diego Garcia'daki askeri üs üzerindeki kontrolünü bırakmadı.
Askeri üs önceliği: Devir ama kontrol bizde
İngiltere'nin Mauritius ile yaptığı anlaşma, yüzeyde egemenliğin devrini öngörse de pratikte Diego Garcia'daki ABD-İngiltere ortak askeri üssünün 99 yıllığına kiralanarak korunmasını içeriyor.
Bu durum, eleştirmenler tarafından şu şekilde yorumlanıyor:
'Egemenlik devri sembolik, askeri kontrol ise kalıcı, bölge halkının kaderi yerine jeopolitik çıkarlar öncelikli ve uluslararası hukuk kararları kısmi ve kontrollü uygulanıyor.'
Trump faktörü: Süreci kilitleyen siyasi müdahale
Trump, başlangıçta destek verdiği anlaşmadan geri çekilerek süreci fiilen kilitledi ve anlaşmayı 'büyük aptallık' ve 'zayıflık' olarak nitelendirdi. Sonra İngiltere'ye Diego Garcia'yı vermeme çağrısı yaptı ve ABD'nin üs üzerindeki kontrolünü gerekirse askeri yollarla koruyacağını ima etti.
Bu müdahale sonrası; İngiltere yasa tasarısını geri çekti, anlaşma parlamentoda ilerleyemedi ve süreç 'siyasi olarak imkansız' hale geldi.
Londra'nın geri adımı: Bağımlı politika eleştirisi
İngiltere hükümeti, anlaşmanın devamı için açıkça ABD desteğini şart koştu.
Bu durum, Londra'ya yönelik dış politikada Washington'a bağımlılık, uluslararası hukuk kararlarını uygulamada tutarsızlık ve eski sömürge halkının haklarını ikinci plana atma konularındaki eleştirileri güçlendirdi.
Chagos halkı
1960'larda zorla yerlerinden edilen Chagoslular, bugün hala sürecin dışında kalmış durumda.
2026'da bazı Chagoslular izinsiz olarak adalara dönmeye çalışması üzerine İngiliz makamları tahliye girişiminde bulundu. Mahkeme, bazı uygulamaları hukuka aykırı buldu.
Eleştirmenlere göre, ne İngiltere ne de ABD, yerli halkın iradesini merkeze alıyor. Süreç, ABD ve İngiltere arasında bir askeri pazarlık olarak yürütülüyor.
Sonuç: Hukuk mu, güç mü?
Chagos Adaları krizi, 2026 itibarıyla şu tabloyu ortaya koyuyor:
İngiltere: Uluslararası hukuk baskısıyla geri adım atıyor ancak askeri çıkarlarını korumaya çalışıyor.
Trump yönetimindeki ABD: Süreci açık şekilde bloke ederek stratejik kontrolü önceliklendiriyor.
Yerel halk: Karar mekanizmasının dışında bırakılıyor. (İLKHA)