Afrika kıtası, sahip olduğu petrol, doğal gaz, değerli madenler, tarım alanları, su kaynakları ve genç nüfus nedeniyle küresel siyasette giderek daha önemli bir konuma yükseliyor. Sahip olduğu zengin kaynaklar ile enerji ve gıda güvenliği açısından stratejik bir öneme sahip olan Afrika, aynı zamanda küresel güçler arasındaki ekonomik ve siyasi rekabette alanında da büyük öneme arz ediyor. Kıta, son dönemde özellikle Türkiye ile yaptığı işbirlikleri ile geleceğe daha sağlam adımlarla yürümeye ve küresel güç dengelerinde önemli bir merkez olmaya doğru ilerliyor.
Afrika kıtasında yaşanan son gelişmeler, küresel siyasetteki rolüne ilişkin İLKHA muhabirine konuşan Afrika Siyasi Çalışmalar ve Araştırmalar Merkezi Başkanı Muhammed Salih, kaynaklarının doğru kullanılması halinde kıtanın gelecekte hak ettiği siyasi ve ekonomik konuma ulaşacağını ifade etti.
'Afrika'da yaşanan ekonomik gelişmelerle birlikte, kıtanın dünya ölçeğinde daha ileri bir konuma ulaşmasını bekliyoruz'
Salih, 'Afrika kıtası, son dönemde dış politikasında önemli bir dönüşüm yaşıyor ve dünyadaki hak ettiği gerçek konuma ulaşmayı hedefliyor. Afrika kıtasının siyasi ve demografik ağırlığı ile sahip olduğu kaynakların yeniden değerlendirilmesi yönünde bir süreç yürütülüyor. Bu nedenle Afrika'nın sahip olduğu kaynaklarla bu dönemde önemli bir aktör hâline gelmesi yönünde gerçek bir çaba var. Çünkü Afrika, kaynakları bugüne kadar yeterince değerlendirilememiş ve dünyadaki hak ettiği konuma ulaşamamış kıtalardan birisidir. Afrika'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yer alması, diğer kıtalar gibi daimi bir sandalyeye sahip olması yönünde Afrika'dan güçlü bir talep var. Ayrıca Uluslararası Para Fonu ve benzeri kuruluşların para politikalarıyla ilgili kurallarının da gözden geçirilmesi ve bunların Afrika halklarının yaşadığı ekonomik şartlarla uyumlu hâle getirilmesi yönünde çağrılar var. Önümüzdeki dönemlerde Afrika'da yaşanan ekonomik gelişmelerle birlikte, kıtanın dünya ölçeğinde daha ileri bir konuma ulaşmasını bekliyoruz inşallah.' dedi.
'Küresel güçler arasında Afrika üzerindeki rekabetin nedeni sahip olduğu kaynaklardır'
Afrika'nın küresel güçler arasındaki rekabette önemli bir merkez hâline geldiğini aktaran Salih, 'Afrika, sahip olduğu petrol, enerji, tarım, su ve diğer kaynakları henüz yeterince değerlendirilmemiş bir kıta. Bu nedenle yaklaşık 20 yılı aşkın süredir Afrika'ya yönelik uluslararası bir yönelim ve rekabet görüyoruz. Özellikle Afrika, çok büyük miktarda değerli madenlere, tarımsal kaynaklara, tatlı suya ve genç bir nüfusa sahiptir. Afrika kıtasındaki nüfusun yaklaşık yüzde 67'si gençlerden oluşuyor. Dolayısıyla sahip olduğu kaynaklar nedeniyle dünya ülkelerinin ve güçlerinin ilgisini çeken bir kıtadır. Eğer Afrika bu rekabeti doğru şekilde yönetebilirse, bu durum hiç şüphesiz kıtanın lehine olacaktır. Çünkü kaynaklara sahip olan Afrika'dır. Afrika, teknolojik açıdan gelişmiş dünyanın sahip olduğu imkân ve kabiliyetlerden yararlanarak kendi kaynaklarını değerlendirebilir. Dolayısıyla bugün Afrika'ya yönelik gördüğümüz bu uluslararası rekabetin temel nedeni, Afrika'nın farklı alanlarda son derece zengin kaynaklara sahip olmasıdır.' diye konuştu.
'Uluslararası rekabet olumsuz boyutlara ulaşırsa Afrika açısından ciddi sorunlar ortaya çıkabilir'
Afrika'nın yaklaşık 120-130 yıl önce de bir başka rekabete ve kıtayı kontrol etme mücadelesine sahne olduğunu hatırlatan Salih, '1885 Berlin Konferansı'nın ardından Avrupalı devletler Afrika'ya yönelerek kıtanın kaynaklarını sömürmek ve Afrika'yı kolonileştirmek istediler. Bunun temel nedeni, Afrika'nın sahip olduğu kaynaklardan yararlanma isteğiydi. Ne yazık ki uluslararası rekabet olumsuz boyutlara ulaştığında, Afrika açısından ciddi sorunların kaynağı hâline gelebilir. Özellikle büyük güçlerin Afrika'nın kaynakları üzerindeki rekabeti, kıtada iç çatışmalara yol açabilir. Bu nedenle Afrika'nın, büyük güçlerle ilişkilerini gerekli hikmet ve sağduyu içerisinde yürütmesi gerekiyor. Afrika, bu ülkelerin sahip olduğu imkânlardan faydalanmalı ama uluslararası rekabetin ve çatışmanın olumsuz sonuçlarından etkilenmemelidir. Doğrusu uluslararası rekabetin olumsuz yönleri var. Bu rekabet, Afrika'da askerî ve siyasi çatışmalara, dolayısıyla kıtada daha fazla sorunun ortaya çıkmasına neden olabiliyor.' şeklinde konuştu.
'Avrupa kaynaklarını sömürdü, Türkiye gelişmesine yardım ediyor'
Türkiye'nin Afrika kıtasındaki politikası, bölgedeki varlığı, hedefleri ve faaliyet alanlarına dair bilgi veren Salih, 'Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002 yılında iktidara gelmesinin ardından Afrika'ya yönelik daha önce görülmemiş yeni bir strateji geliştirmeye başladı. 2008 yılında gerçekleştirilen ve 'Türkiye-Afrika İş Birliği Zirvesi' olarak bilinen konferansın ardından Türkiye-Afrika ilişkileri daha ileri bir aşamaya taşındı. Ekonomik iş birliğinin yanı sıra insani, eğitim ve diğer alanlarda da iş birliği gelişti. Türkiye'nin Afrika'daki varlığı her geçen yıl daha da arttı. Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında güçlü ve sağlam ilişkiler oluştu. Bu ilişkiler karşılıklı çıkarlara dayanıyor ve herkesin kazandığı bir anlayış üzerine kuruluyor. Türkiye, geçmişte bazı Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi Afrika'nın kaynaklarını sömürmek yerine, Afrika halklarının kendi kaynaklarını değerlendirmesine yardımcı oluyor ve kalkınma süreçlerine katkı sağlıyor. Afrika'nın çok sayıda ülkesinde Türkiye'nin ekonomik, kültürel ve medeniyet alanlarındaki varlığı ile Türkiyeli insani yardım kuruluşlarının yaptığı yardımları görüyoruz. Türkiye'nin eğitim alanında da önemli katkıları bulunuyor. Türkiye, Afrika ülkelerinin tamamına Türkiye üniversitelerinde eğitim görmeleri için burs kontenjanları ayırıyor. Bu üniversitelerden mezun olan öğrenciler de Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkilerde birer köprü hâline geliyor. Türkiye, Afrika'da kendisini Afrika'nın kaynaklarını kullanan veya sömüren bir ülke olarak değil, bir ortak olarak sunduğu için kabul gördü. Bu nedenle Türkiye önemli bir ilerleme kaydetti ve ilişkilerde sürekli bir büyüme görüyoruz. Çünkü Afrika halkları, Türkiye'nin Afrika halkları ve onların sorunlarıyla ilişkilerinde benimsediği yaklaşımı ve Türkiye'nin farklı alanlarda sunduğu tecrübe, bilgi ve yardımları gördü ve buna güven duydu.' dedi.
'Afrika, sahip olduğu kaynaklar sayesinde müreffeh bir geleceğe sahiptir'
Afrika kıtasının gelecekte dünya ekonomisinde daha fazla yer edineceğini aktaran Salih, 'Afrika kıtası, geleceğin kıtasıdır. Diğer kıtaların kaynakları tükendikçe Afrika, sahip olduğu kaynakları büyük ölçüde korumaya devam ediyor. Bu nedenle Afrika kıtasının ekonomik geleceği ve uluslararası arenadaki konumu büyük olacaktır. Ancak bu gelecek, büyük ölçüde Afrikalı liderlerin hikmetli bir yaklaşım sergilemesine ve sahip oldukları vizyona bağlıdır. Afrika Birliği, 2002 yılında bir plan ortaya koydu ve bu plan 2013 yılında uygulamaya konuldu. 'Gündem 2063' olarak bilinen bu plan, 2013 yılında başlatılan 50 yıllık bir projedir. Gündem 2063'te ekonomik alanda, Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerde ve uluslararası ilişkilerde Afrika'nın dünya sahnesindeki konumuna yönelik çok büyük hedefler bulunuyor. Dolayısıyla Afrika, sahip olduğu kaynaklar ve potansiyel sayesinde müreffeh bir geleceğe sahiptir. Ancak bunun gerçekleşmesi, Afrika ülkelerinin ve liderlerinin birbirleriyle yaşadıkları sorunlardan uzak, uluslararası çekişmelerden ve Afrika'da devam eden güç mücadelelerinden bağımsız, ileri görüşlü bir anlayışla hareket etmelerine bağlıdır.' diye konuştu. (İLKHA)