Özellikle büyükşehirlerde artan trafik yoğunluğu, bireyler üzerinde ciddi psikolojik baskı oluşturur. Uzun süre trafikte kalmak; zaman kaybı hissini artırarak stres, kaygı ve sabırsızlığa yol açar.
Trafikte yaşanan stres, bireyin yalnızca o anki sürüş koşullarından değil, günlük yaşamda biriktirdiği sorunlar, yorgunluk ve duygusal yüklerden de beslenir.
Sürekli gürültüye maruz kalmak ve kalabalık içinde hareket etmek zihinsel yorgunluğu derinleştirirken, kontrol duygusunun azalması öfke ve tahammülsüzlük gibi duyguları tetikleyebilir. Bu durum zamanla bireylerin genel ruh halini olumsuz etkileyerek günlük yaşam kalitesini düşürür ve sosyal ilişkilerde gerginliklere neden olabilir.
Stres, depresyon ve kaygı bozukluğu, toplumun psikolojik sağlığını tehdit ediyor
Trafikte yaşanan yoğun stresin nedeni ve bireyler üzerindeki psikolojik etkilerine dair İLKHA muhabirine konuşan Uzman Psikolog Servet Aşan, 'Bireyi trafikte sadece bir kişi olarak düşünmemek gerekir. Birey trafikte kaldığında, tüm yaşam koşullarıyla hareket eder. O anda bağımsız olarak bir zihin sistemi ortaya çıkmaz. Bu sistem tamamen birikimleriyle, günlük yaşamda karşılaştıklarıyla birlikte hareket eden bir öfke ya da stres atağı olur. Çünkü birey, evinde ve ilişkilerinde problem yaşayabilen veya ekonomik sıkıntı çeken, travmatik anılara sahip biri olabilir. Hele ki günümüz koşullarında bakıldığında, sadece ülkemizde değil, dünyada birçok olayın strese, depresyona ve kaygı gibi bozukluklara bu kadar yüksek seviyelerde ulaşması, bireysel olarak aslında hepimizin psikolojik sağlığının tehlikede olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla kişi, trafikte yaşadığı herhangi bir zorluğu sadece bir araç sürme zorluğu olarak görmemelidir.' dedi.
Yaşananlara tahammül etmek, uzun yıllar süren pişmanlıkların önüne geçebilir
Aşan, 'Bir aracın bir aracı geçmesi, trafikte sıkıştırması, yol verme tartışması sadece o ana ait değildir; birey, hayatında yaşadığı tüm durumlarla birlikte o an ile mücadele eder. Dolayısıyla o anda gösterdiği öfke, sadece bireyin o anda yol verme durumu ile ilgili değildir. Birey, ekonomik koşullarını, aile ilişkilerini, duygusal ilişkilerindeki yaklaşımını, siyasi düşüncesini, ideolojik yapısını; her şeyi düşünerek o ana bir tepki gösterir. Fakat bu tepki maalesef bireyin diğer bir kişi ile yaşadığı durumlarda, sonradan çok pişman olabileceği bazı sonuçlar doğurabilir. Burada öfke kontrol bozukluğu, stres yönetiminin zorluğu, yüksek kaygı bozukluğunun getirdiği şiddetvari yaklaşımın bir sonuç olarak görülmesi, maalesef ki bireyi işin içerisinde dönülmez bir noktaya getirir. Çünkü bir kavga çıkarsa ve bu kavganın her iki tarafa zarar verme ihtimali olursa, sonrasında öfkenin dinmesiyle yaşanan durum birbirinden bağımsız hâle gelir. Öfke anında bir nefes egzersizi yapıp 10 saniye beklemek, camını açıp biraz hava almak, 'olsun' deyip tahammül seviyesini yükseltmek, geçmesi için yol vermek, belki de sonradan uzun yıllar pişman olunacak bir sorunun önüne geçebilir.' diye konuştu.
Trafikte yaşanan stres günlük hayatta karşılaşılan sorunların bir neticesidir
Trafikte stresin kazalar ile ilişkisine de değinen Aşan, 'Kaza aslında bir dikkat problemidir. Dikkat probleminde kişi, yoğun bir şekilde odaklandığı bir şeyi düşünüyorsa, muhtemelen uyku problemi ile de karşı karşıyadır. Böyle bir durumda yola çıkan kişinin zaten dikkatsizlikle reflekslerinde azalma olması da beklenir. Bu dikkatsizliğin sonucu olarak kaza yapma olasılığı da normalin dışında bir artış gösterir. Çünkü birey 4 saatin altında bir yol hipnozuna maruz kalmadıysa, muhtemelen günlük yaşamında yaşadığı bir probleme odaklanmıştır. Böyle bir durumda reflekslerin azalması, düşünceye odaklanması, etrafını iyi yorumlayamamasına ve bu dikkatsizlik sonucunda belki de bir kişinin hayatına veya kendi hayatına mal olabilecek bazı durumlara yol açabilir. Birey, genel anlamda hayatında yaşadığı problemleri eğer bir şekilde trafikte hâlâ düşünüyorsa, buradaki dikkat eksikliği kazaya sebep olabilir. Hatta öfke problemi varsa, bu gaza veya frene yansıyabilir. Kişi aracı daha süratli kullanabilir veya düşünürken çok yavaş gidebilir. Başka bir aracın ona çarpması veya onun bir başka araca çarpması söz konusu olabilir. Mesele sadece dikkat meselesi değildir; mesele kurallara uymaktır. Bazı yollarda yavaş gitmek, bazılarında süratli gitmek probleme yol açabilir. Bu dengeyi iyi kurabilmek için o anda sağlıklı bir zihin ile hareket etmek gerekir. Araç kullanmak, öyle hemen bir yerlere yetişmek için kullanılacak bir şey değil, aslında tehlikeli bir araçtır. Çünkü sürat yapıyorsunuz ve tamamen metalden oluşan bir materyal içerisindesiniz. Burada reflekslerinizi kontrol etmede zorlanıyorsanız, önünüze aniden çıkabilecek bir hayvanı, bir insanı, bir aracı veya bir başka şeyi çarpmamak için aracı durdurmaya imkânınız kalmaz. Belli anlamda kurallara uymadığınızda, aracınız nasıl olursa olsun artık çok geç kalınmış olabilir.' şeklinde konuştu. (İLKHA)