Kudüs'ün simge mekanlarından Mescid-i Aksa, 21 Ağustos 1969 sabahı tarihinin en ağır saldırılarından biriyle karşı karşıya kaldı.
Avustralya vatandaşı siyonist Denis Michael Rohan, Mescid-i Aksa'nın Kıble Mescidi bölümünde yangın çıkardı. Kundaklama sonucu yapının güney ve güneydoğu bölümleri ağır hasar gördü. Yangında 12. yüzyıldan kalma Selahaddin Eyyubi'nin minberi de tamamen yandı.
Rohan'ın saldırıyı 'dini fanatizm' temelinde gerçekleştirdiği ve Mescid-i Aksa'nın bulunduğu bölgedeki Yahudi mabedinin yeniden inşasına zemin hazırlayacağına inandığı aktarılmıştı. Rohan saldırının ardından yakalandı, yargılandı ve akıl sağlığının yerinde olmadığı bahanesiyle hastaneye gönderildi.
Yangın yalnızca bir yapıyı hedef almadı
Mescid-i Aksa yangını, yalnızca tarihi bir ibadethanenin kundaklanması olarak kalmadı. Olay, 1967'de Kudüs'ün işgal edilmesinin üzerinden henüz iki yıl geçmişken yaşandı ve Müslüman dünyasında büyük tepkiye neden oldu.
Yangında Selahaddin Eyyubi döneminden kalan tarihi minberin yok edilmesi, saldırının sembolik boyutunu daha da artırdı. Minberin yeniden yapılması için yıllar süren çalışmalar yürütüldü ve tarihi eserin aslına uygun yeniden inşası ancak 2007'de tamamlanabildi.
Yangının ardından İslam dünyasında geniş çaplı protestolar düzenlendi. Olay, Kudüs'ün ve Mescid-i Aksa'nın korunması konusunda İslam ülkelerinin ortak hareket etmesi gerektiği yönündeki çağrıları güçlendirdi.
Nitekim 1969'daki yangının ardından İslam ülkelerinin liderleri Rabat'ta bir araya geldi. Bu süreç, daha sonra İslam Konferansı Örgütü'nün, bugünkü adıyla İslam İşbirliği Teşkilatının kuruluşuna giden gelişmelerin önemli unsurlarından biri oldu.
Bir yangından daha fazlası
Mescid-i Aksa yangınının üzerinden 57 yıl geçmesi, Kudüs'teki sorunun yalnızca 1969'da yaşanan bir kundaklama vakasından ibaret olmadığını gösteriyor.
1967'den bu yana Doğu Kudüs'ün işgali altında bulunması, Mescid-i Aksa çevresindeki güvenlik uygulamaları, baskınlar ve ibadet özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, Kudüs'ü bölgesel gerilimlerin merkezlerinden biri haline getirmeyi sürdürüyor.
Bu nedenle 1969 yangını, Filistinliler ve İslam dünyasında yalnızca geçmişte kalmış bir saldırı olarak değil, Kudüs'ün statüsü ve Mescid-i Aksa'nın geleceğine ilişkin daha geniş mücadelenin sembollerinden biri olarak hatırlanıyor.
Yangının izi bugün de sürüyor
Mescid-i Aksa yangını, bir taraftan tarihi ve dini mirasın ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyarken diğer taraftan Kudüs'teki çatışmanın yalnızca siyasi ve askeri bir mesele olmadığını da gözler önüne serdi.
Aradan geçen onlarca yılda Mescid-i Aksa defalarca gerilimin merkezine yerleşti. Baskınlar, giriş kısıtlamaları ve statükoya ilişkin tartışmalar, kutsal mekânın çevresindeki tansiyonu yeniden yükseltti.
Bugün 21 Ağustos, Müslüman dünyasında Mescid-i Aksa'nın yakıldığı gün olarak anılırken, 1969'da başlayan yangının yalnızca taş ve ahşabı değil, Kudüs meselesinin ne kadar derin ve kalıcı olduğunu da ortaya koyduğu görülüyor.
57 yıl önce Mescid-i Aksa'da yükselen alevler söndürülmüş olsa da Kudüs etrafındaki çatışma ve işgal sona ermiş değil. Bu nedenle 21 Ağustos, geçmişte yaşanan bir kundaklamanın yıl dönümünden öte Mescid-i Aksa'nın ve Kudüs'ün karşı karşıya olduğu tehditlerin yeniden hatırlandığı bir gün olmayı sürdürüyor. (İLKHA)




