Araştırmacı-Yazar Selahaddin Güneş, ABD ve işgal rejiminin, İran'a yönelik başlattığı saldırının nedenleri, sonuçları ve etkileri hakkında İLKHA'ya özel değerlendirmelerde bulundu.
Dünyadaki savaş ve gerilimlerin arkasında ABD ve siyonist israilin çıkarlarının olduğunu belirten Güneş Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin, küresel enerji akışını keserek ekonomik çöküşe yol açacağı uyarısında bulundu.
Bu krizin, ülkelerle sınırlı kalmayacağını; doğrudan vatandaşların yaşam maliyetine ve cebindeki paraya vuracağını ifade eden Güneş, bölgedeki kaosun nedenlerinden birinin de ABD’nin askeri üsleri ve işgal rejimi politikaları olduğunu kaydetti.
BM gibi kurumların etkisiz açıklamalar yerine somut adımlar atması gerektiğini söyleyen Güneş, bölge ülkelerinin de yabancı askeri varlıklara karşı güçlü ve ortak bir duruş sergilemek zorunda olduğunu vurguladı.
Güneş'in İLKHA sorularına verdiği yanıtlar şöyle.
Soru: Bugün dünyada yaşanan savaş ve gerilimlerin arkasında sizce hangi güçler ve nedenler var?
Güneş: Savaşı ne bir halk ister ne de aklı başında bir lider. Ancak dünyayı yöneten bazı güç odakları işgalci ABD ve kontrolsüz siyonist israil gibi siyasi figürler, kendi çıkarları uğruna milyonlarca insanın hayatını hiçe saymaya devam ediyor. Bugün gelinen noktada, özellikle ABD ve siyonist israil eksenli politikaların, bölgesel gerilimleri küresel bir felakete dönüştürme riski artık inkâr edilemez bir gerçek haline gelmiştir.
Soru: Hürmüz Boğazı’nda artan gerilim ve enerji politikaları üzerinden dünyayı nasıl bir tablo bekliyor?
Güneş: Hürmüz Boğazı’nda yoğunlaşan gerilim yalnızca bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyecek bir kırılma noktasıdır. Petrol ve enerji akışının sekteye uğraması, küresel ekonomiyi yıllarca toparlanamayacak şekilde sarsacaktır. Üretim yavaşlayacak, tedarik zincirleri çözülecek, insanlar temel ihtiyaçlara bile ulaşmakta zorlanacaktır. Bu yalnızca ekonomik bir kriz değil doğrudan insan hayatını hedef alan bir çöküştür.
Hürmüz Boğazı'ndaki savaş nedeniyle petrol ve enerjiye rahat ulaşım sağlanamayınca en sade vatandaşın bile ekonomisi zorlanacak. Tabiri yerindeyse Hürmüz dünyaya 'Pürmüz' olacak.
ABD Venezuela‘daki petrol ve enerjiyi kendi kontrolüne alıp şartlarını düzelttikten sonra Hürmüz boğazına da göz dikmiştir.
ABD bunu yapmakla dünya küresel ekonominin dengesini bozmaya çalışıyor tüm güçleri kendi kontrolüne almak istiyor.
Amerika’nın geldiğimiz aşamada Hürmüz Boğazı’ndan gelen petrole-Venezuela‘daki petrolden dolayı- bir nevi ihtiyacı kalmamıştır ama siyonist israilin emrinden çıkamıyor, Körfez ülkelerini Orta Doğu’yu ve dünya küresel ekonomi tehdit etmeye devam ediyor.
Soru: Bu gelişmelerin halkın günlük yaşamına etkileri nasıl olacak?
Güneş: Bu tehdit öyle görünüyor ki ülkelerle sınırlı kalmayacak her vatandaşın yaşam koşullarına, cebindeki paraya olumsuz olarak yansıyacaktır.
Uluslarası Enerji Ajansı başkanı; 'Hürmüz Körfezi’nde petrol ve gaz akışının yeniden başlaması altı ayı bulur.' derken Dünya Ticaret Örgütü; 'savaş ticareti tehdit ediyor gıda güvenliği ve tüketici maliyetleri risk altında' uyarısı yapıyor.
Enerjiye ulaşım ve temin etme zorlaştı yani enerji güvenliği kalmadı.
Soru: Savaşların uzun vadede ekonomiler ve toplumlar üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güneş: Soykırımcı Epstein koalisyonu insanların yaşam koşullarını zorlaştırmaya devam ediyorlar.
Savaşın etkileri sadece cephede kalmaz. Yıllar boyunca ülkelerin ekonomilerini kemirir, toplumların refahını yok eder. Bugün Avrupa’da bile fiyat artışları ve enerji krizleri açıkça hissedilmektedir. Bu daha başlangıçtır….
Petrol ve enerjiye erişimin zorlaşmasıyla birlikte, piyasadaki belirsizlik katlanarak artacak ve bu yük en ağır şekilde sıradan insanların omuzlarına binecektir.
Soru: Bölgedeki istikrarsızlığın temel sebepleri ve uluslararası sistemin rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Güneş: Gerçek şu ki, bu kaos tesadüf değildir. İşgalci ABD’nin askeri ve siyasi müdahaleleri ile siyonist israilin agresif politikaları, bölgede istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri haline gelmiştir. Bu müdahaleler, halkların onurlu bir yaşam sürmesini engellemekte ve ülkelerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını gasp etmektedir.
Daha da çarpıcı olan ise şudur; binlerce kilometre öteden gelen bir gücün, Orta Doğu’da askeri ve istihbari üsler kurmasının meşruiyeti nedir? Bu üsler gerçekten barış için mi vardır, yoksa bölgeyi kontrol altında tutmanın bir aracı mı? Eğer bu üsler güvenlik sağlamak için kurulmuşsa, neden bölgedeki gerilimler her geçen gün daha da artmaktadır? Bu sorular artık yüksek sesle sorulmalı ve net cevaplar talep edilmelidir…!
İran’ın bölgedeki eylemleri sürekli sorgulanırken, asıl sorulması gereken daha derin bir sorudur. Bu gerilim ortamını kim inşa etti? Bölge ülkelerinin içine çekildiği bu çatışma sarmalının arkasında kimlerin çıkarları yatıyor? Gerçekleri görmeden yapılan her değerlendirme eksik ve yanıltıcı olacaktır.
Soru: Bu gidişatın durdurulması için bölge ülkeleri ve dünya nasıl bir tutum sergilemeli?
Güneş: Arap ülkeleri başta olmak üzere bölge ülkeleri artık etkin olmak zorundadır. Kendi topraklarında kurulan yabancı askeri varlıkların, onları daha güvenli değil daha kırılgan hale getirdiği açıkça görülmüştür. Bu durum karşısında güçlü ve kararlı bir duruş sergilenmediği sürece, aynı senaryo tekrar tekrar yaşanacaktır.
Uluslararası hukuk ve insan hakları kavramları yıllardır dillendiriliyor, ancak uygulama söz konusu olduğunda büyük bir sessizlik hâkim. Birleşmiş Milletler ve benzeri kurumlar, artık etkisiz açıklamalar yerine somut adımlar atmak zorundadır. Dünya, sadece konuşan değil, gerektiğinde tavır koyabilen Cesur liderlere ihtiyaç duymaktadır.
Korkunun hiçbir topluma faydası yoktur. Liderlerin, açık ve net bir şekilde kırmızı çizgilerini ortaya koymaları ve ortak bir duruş sergilemeleri artık bir tercih değil zorunluluktur. Aksi halde bu sessizlik, daha büyük felaketlerin önünü açacaktır.
Bugün dünya birbirine sıkı sıkıya bağlı bir sistem içinde ilerliyor. Ticaret, üretim, ithalat ve ihracat zincirleri, tek bir kırılmayla küresel bir krize dönüşebilir. Bu nedenle bölgesel görünen her savaş, aslında küresel bir tehdittir.
Mevcut politikalar sadece bir bölgeyi değil, tüm insanlığı tehdit etmektedir. Bu gidişatın durdurulabilmesi için, başta bölge ülkeleri olmak üzere, dünya genelinde etkili aktörlerin ortak bir irade ortaya koyması şarttır. Aksi halde, bugün görmezden gelinen bu yangın, yarın hepimizin kapısına dayanacaktır.
Artık mesele taraf tutmak değil insanlık onurunu savunmaktır. Ve bu, geciktirilecek bir sorumluluk değildir. (İLKHA)