Komünist Çin yönetiminin baskısı altında olan Doğu Türkistan'da ne yaşam özgürlüğü ne de basın özgürlüğünden bahsedilemiyor. Gazeteciler ise şahit oldukları zulümlere rağmen mesleklerini icra etmede güçlük çekiyor.

Hayatın sistematik bir karanlığa mahkûm edildiği Doğu Türkistan'da halk, yalnızca fiziksel baskıya değil, aynı zamanda mutlak bir bilgi ablukasına maruz bırakılıyor. Çin Komünist Partisi yönetimi, Doğu Türkistan'daki tüm medya kuruluşlarını ve basın mensuplarını sıkı denetim altında tutuyor.

Bağımsız gazetecilikten söz edilemeyen bölgede görev yapan basın mensupları, yalnızca Çin'in resmi açıklamalarını yaymakla yükümlü birer nefer haline gelmiş durumda… Gerçekleri yazmak, yaşanan zulmü belgelemek ya da halkın maruz kaldığı baskıları aktarmak ağır hapis cezalarıyla sonuçlanıyor. Bu nedenle Doğu Türkistan'dan dünyaya ulaşan haberlerin büyük bölümü sansürlenmiş, manipüle edilmiş ve propaganda niteliği taşıyor.

Konya'da trafik kazası: 1 ölü, 1 yaralı
Konya'da trafik kazası: 1 ölü, 1 yaralı
İçeriği Görüntüle

Gerçeği yazmanın bedeli: Müebbet hapis

2009 yılında yaşanan Urumçi Katliamı'nı doğru bir şekilde dünyaya duyurmaya çalışan Muhammed Abdulla ve Gülmire Emin başta olmak üzere birçok gazeteci müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bu gazeteciler hala Çin hapishanelerinde insanlık dışı koşullarda tutuluyor; ağır işkence, izolasyon maruz bırakılıyorlar. Bu durum, Doğu Türkistan'da gerçeği yazmanın bedelinin ömür boyu susturulmak olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Konuşmak yasak, tanıklık suç

Çin yönetimi, zulmü yalnızca uygulamakla kalmıyor; konuşulmasını da engelliyor. Zulme uğrayan ya da buna tanık olan kişilerin yaşadıklarını başkalarına anlatması kesin olarak yasak. İnsanlar, kendi aralarında dahi bu konuları konuşmaya cesaret edemiyor. Çünkü en küçük bir konuşma, "devlet güvenliğine tehdit" gerekçesiyle tutuklanma ve hapisle sonuçlanabiliyor.

Bu korku iklimi nedeniyle keyfi tutuklamalar, yargısız infazlar ve işkenceler sessizlik içinde sürdürülüyor. Bu durum, Doğu Türkistan'dan bağımsız ve doğrulanabilir bilgi almanın neredeyse imkânsız hale gelmesine neden oluyor.

Sosyal medyada son çığlık

Yaşanan baskı, zulüm ve hapsedilmelere rağmen şahitliklerini dünyaya duyurmak için bir çıkış yolu arayanlar ise son bir çare olarak seslerini sosyal medya platformları aracılığıyla dünyaya işittirmeye çalışıyorlar. Bu paylaşımlar, çoğu zaman paylaşım yapan kişilerin tutuklanmasıyla sonuçlanıyor. Yurt dışındaki Uygurlar ve insan hakları savunucuları, bölgede yaşananları ancak bu "son çığlıklar" sayesinde öğrenebiliyor.

Asimilasyon, kültürel yok oluş ve soykırım iddiaları

Doğu Türkistan'da yalnızca güvenlik politikası yürütmekle kalmayıp sistematik bir asimilasyon ve kültürel yok etme stratejisi de uygulayan Çin, Uygur halkının kimliğini, dilini, inancını ve kültürünü ortadan kaldırmak, bölgeyi tamamen Çinlileştirmek gibi bir hayal ile uygulamalarını sürdürüyor. İşlediği suçları gizlemek için devasa bir propaganda mekanizmasını devreye koyan Çin, devlet medyası aracılığıyla Doğu Türkistan'da her şeyin yolunda olduğunu, insanların mutlu yaşadığını ve hiçbir baskının olmadığını göstermeye çalışıyor.

Kontrollü gezilerle gerçeklerin üzeri örtülüyor

Zaman zaman yabancı gazetecileri Doğu Türkistan'a davet eden Çin, davet ettiği gazetecilerin ulaşım, konaklama ve tüm masraflarını karşılayarak yapılan ziyaretlerin belli noktalara yapılmasını ve sürekli bir denetim altında ziyaretlerin gerçekleştirilmesi konusunda son derece hassas davranarak bölgede her şeyin yolunda olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu ziyaretlerin ardından yayınlanan haberlerin büyük bölümü, farkında olarak ya da olmayarak Çin'in resmi propagandasına hizmet ediyor.

Toplama kampları gerçeğini önce inkâr ettiler sonra itiraf

2017 yılından itibaren baskıyı daha da artıran Çin, milyonlarca Uygur, Kazak ve Kırgız'ı "mesleki eğitim" adı altında toplama kamplarına kapattı. Doğu Türkistan genelinde yaklaşık bin 200 kamp bulunduğu, her birinde 25 ila 50 bin arasında insanın tutulduğu tespit edildi.

Birleşmiş Milletler'in "Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi", Uygur kökenli yaklaşık 1 milyon kişinin gizli şekilde kamplarda tutulduğuna dair güvenilir raporlar aldığını açıkladı. Komite üyesi Gay McDougall, ayrıca 2 milyona yakın Uygur Müslüman'ın beyin yıkama amaçlı siyasi kamplara gönderildiğini duyurdu. Çin yönetimi önce bu kampların varlığını inkâr etti ama kamplardan çıkan tanıkların (Ömer Bekali, Gülbahar Celilova ) gibi kişilerin yaşadıklarını anlatmasıyla gerçekler ortaya çıktı. Bunun üzerine Çin, kampların varlığını kabul etti ama buraların "eğitim ve meslek edindirme merkezleri" olduğunu iddia etti. (İLKHA)

Kaynak: İLKHA