Mineral kaybının ilerlemesi durumunda diş minesinde geri dönüşü olmayan hasarların meydana geldiğini ifade eden Yurdagüven, bu aşamada kavite oluştuğunu ve restoratif diş tedavilerinin kaçınılmaz hâle geldiğini söyledi.
Dolgular koruyucu etki sağlıyor
Diş dolgularının yalnızca mevcut çürüğü tedavi etmekle sınırlı olmadığını vurgulayan Yurdagüven, "Çürük dokunun temizlenmesiyle bakteriler ortadan kaldırılıyor. Bu da aynı bölgede yeniden çürük oluşma riskini azaltıyor. Bu yönüyle dolgular, tedavi edici olduğu kadar koruyucu bir uygulama olarak da değerlendirilebilir" ifadelerini kullandı.
Geciken tedavi riski artırıyor
Çürük tedavisinin geciktirilmesinin daha ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken Yurdagüven, "Çürük dentin tabakasına ulaştığında daha hızlı ilerler. Bu süreçte sıcak, soğuk ve tatlı gıdalara karşı hassasiyet, ilerleyen aşamalarda ise ağrı görülebilir" dedi. Çürüğün derinleşmesiyle diş dokusunda daha fazla madde kaybı oluştuğunu belirten Yurdagüven, bunun dişi zayıflatarak kırılma riskini artırdığını, ayrıca pulpa dokusunun zarar görmesiyle kanal tedavisi ihtiyacının da ortaya çıkabileceğini aktardı.
Düzenli kontrol önemli
Erken teşhisin büyük diş kayıplarını önleyebileceğini vurgulayan Yurdagüven, "Minimal invaziv tedavi yaklaşımları sayesinde hem sağlıklı diş dokusu korunabiliyor hem de yapılan restorasyonların kullanım süresi uzatılabiliyor. Zamanında yapılan basit bir dolgu, ileride yaşanabilecek ciddi diş kayıplarının önüne geçebilir" değerlendirmesinde bulundu. Yurdagüven, bu nedenle düzenli diş hekimi kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi. (İLKHA)


