Köklü bir tarihe, kültürel kaynaklara ve doğal zenginliklere sahip olan Botan Bölgesi; medrese, cami ve tarihe tanıklık eden yapılara ev sahipliği yapıyor.
Feqiyê Teyran Medresesi, Cizre ile Güçlükonak ilçeleri arasında, Dicle Nehri’nin kıyısındaki Guti ve Asur imparatorluklarının kalıntılarının olduğu Finik Kalesi’nin içerisinde bulunuyor.
İlahi aşkın ve sevginin şairi olarak bilinen Feqiyê Teyran tarafından talebe yetiştirmek üzere kurulduğu belirtilen medrese günümüzde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Medreseyi görmek için gelen vatandaşlar medresesinin korunmasını gerektiğini söylediler.
Medreseyi ziyarete gelen Veysi Çümlek, "Feqiyê Teyran ilahi aşkın sembolüdür. Onun ders verdiği medreseyi görmek için geldik ama medrese yavaş yavaş yok olmaya doğru gidiyor. Burası sahipsiz kalmış. Medresenin taştan duvarları dökülüyor. Böyle önemli bir yerin sahipsiz bırakılmamasını ve restore edilerek inanç turizmine kazandırılmasını istiyoruz. Kültürel miras dediğimiz şey sadece sözde kalıyor. Eğer bir toplum geçmişine sahip çıkmazsa o geçmiş yavaş yavaş silinir. Çünkü bu yapı sadece bir bina değil; Kürt edebiyatının, ilim geleneğinin bir sembolü. Eğer burası yok olursa bir dönemin izleri de silinir. Gelecek nesiller burada ne yaşandığını sadece kitaplardan okuyacak, yerinde göremeyecek." ifadelerini kullanarak yetkililere seslendi.
Feqiyê Teyran kimdir?
Kürt Tasavvufi Halk Edebiyatının ilk temsilcilerindendir. Asıl adı Muhammed (Mîr Mihê) olup Fakī-yi (Fekiyê) Teyrân (kuşların fakısı, medrese talebesi) diye anılır. Feqiyê Teyran, ilahi aşkın ve sevginin şairi olarak da anılmaktadır. Arapça ve Farsça dillerini, edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen tüm yapıtlarını özellikle anadili Kürdçe ile yazmıştır.
İlahi sevgi, aşk ile gerçek sevgiyi, aşkı beraber işlemiştir. Bunun yanı sıra konu yönünden çok zengindir. Allah, din, peygamberler gibi inançla, Kürd şairleriyle, toplumsal ve tarihi olaylarla, aşk, doğa ve tasavvufla ilgili yazmıştır. Çok güçlü olan edebi dili bile sade ve anlaşılırdır. En karmaşık konu bile billurlaşmıştır ellerinde. Dili halkın diline yakındır. Halkın gündelik dilini edebi dile ustaca ve anlaşılır bir biçimde yapıtlarında kullanmıştır. Bu yönüyle de halk tarafından bilinmiş, yapıtları çok kolay olarak halk arasında yaygınlaşmıştır. Dilden dile akarak günümüze kadar gelmiştir. (İLKHA)




