HÜDA PAR Gençlik Politikaları Başkanı ve Mersin Milletvekili Faruk Dinç, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında Gazze'de ateşkes söylemine rağmen devam eden katliamlara dikkat çekerek Filistin Konvoyu'nun çalışmalarına destek verdi.
Mersin'de gerçekleştirdiği ziyaretlerde vatandaşların ilettiği Bozyazı'daki yol ve su sorunları, yerli muz üreticilerinin yaşadığı mağduriyet, Tarsus'taki mısır fiyatı ve yol güvenliği sorunu ile Tekeliören Mahallesi'ndeki caminin durumunu gündeme getiren Dinç, uyuşturucuyla mücadele ve Malatya'daki kayısı üreticilerinin fiyat sorununa da değindi.
Yoğun bakımlarda hasta mahremiyetinin korunması, gençlerin ve aile yapısının dijital mecraların olumsuz etkilerinden korunması gerektiğini belirten Dinç, CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan hakkında başlatılan soruşturmaya ve Bingöl'ün Solhan ilçesindeki maden arama faaliyetleriyle ilgili vatandaşların endişelerine değindi.
Gazze'de ateşkese rağmen katliamın devam ettiğini belirten Dinç, sadece bir gün içerisinde 19 mazlum insanın katledildiğini hatırlattı.
Gazze'deki mazlumlara ses vermek, Filistin'i gündemde tutmak için Filistin Konvoyu'nun Bosna'dan yola çıktığını ve Türkiye'den geçtiklerini aktaran Dinç, konvoyun Habur Sınır Kapısı'ndan geçtikten sonra günlerdir yüksek sıcaklıklarda bekletildiğine dikkat çekti.
Dinç, 'Amaçları oradan Ürdün'e, Ürdün'den de Batı Şeria'ya geçmek ve en önemli amacı Gazze'deki ablukayı kırmak ve oradaki mazlumların çığlığını dünyaya duyurmak, siyonistlerin soykırımını durdurmaktı. Bir yönüyle vicdanının sesine kulak veren ve bu konuda yola çıkan bu aktivistlerin tek derdi insanlıktı, merhametti. Bundan dolayı Filistin Konvoyu'nda yer alan her bir aktivist kardeşime de teşekkür ediyorum, yürekten onları selamlıyorum ve bu konuda Gazze'deki bu soykırıma karşı sesini yükselten her bir insana da selamlarımı, hürmetlerimi iletiyorum.' dedi.

'Bozyazı merkezinden geçen bu ana yola yönelik bir düzenleme mutlaka olmalıdır'
Bu hafta seçim bölgesi olan Mersin ilinde bir dizi ziyaretler yaptığını belirten Dinç, şunlar aktardı:
'Mersin ilimizin özellikle Bozyazı, Anamur, Aydıncık, Tarsus ilçelerinde ziyaretler gerçekleştirdik. Tabii vatandaşın bize aktardığı problemler vardı, o problemleri de olduğu gibi burada da aktarmak istiyorum. Bozyazı ilçemizde yaptığımız ziyarette özellikle yol tehlikesi ile ilgili bir yerde bir ziyaret gerçekleştirdik. Bizzat yerinde gördüğümüz Bozyazı ilçe merkezinin yerleşim alanının içinden geçen D-400 şehirlerarası ana yola bağlanan tali yolların kontrolsüz geçiş düzenlemesi ile ilgili durumların olmaması can ve mal güvenliğini tehdit ediyor. Sık sık orada kazalar yaşanıyor. Gerçekten araçlar çok yüksek hızla oradan geçiyor. Bundan önceki ziyaretimizde bir araya geldiğimiz Hasan adındaki bir vatandaşımız da bu yol tehlikesinden dolayı hayatını kaybetti. Ve bu yola yönelik bir düzenlemenin olması lazım. Ya orta bir refüj yapılacak ya da yol kenarında bariyerler yapılacak ve en önemlisi bir üst geçidin yapılması lazım. Bu tehlikenin bertaraf olması açısından çok önemlidir.'
'Çiftçi çökerse memleket çöker'
Mersin çiftçisinin bir diğer sorunun ithal muza karşı yerli muza azalan rağbetin olduğunu aktaran Dinç, 'Bu sebeple üretici malını değerinden satamıyor, zarar ediyor. Bu konuda çiftçinin ciddi bir şekilde şikayetleri var. Ve bizim kendi çiftçilerimizi korumamız gerekiyor, çiftçi çökerse memleket çöker.' diye belirtti.
Dinç, 'Yine Bozyazı ilçemizde vatandaşlarımızın bize aktardığı su sorunu var. Çiftçi, tarlasını sulayamadığından dolayı tarımcılığı bir yönüyle bırakma ile karşı karşıya. Yörede bulunan çoğu çiftçi maalesef su sorunu yaşıyor. Oradaki çiftçilerimizin talebi, özellikle DSİ'nin bu konuda bir çalışma yapması, bir barajı yapmasını talep ediyorlar; yer, ortam, mekan konusuna da tavsiyeleri tabii ki vardı.' ifadelerine yer verdi.
'Mısır fiyatı ile ilgili net bir rakamın olması gerekiyor'
Tarsus ilçesine de ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirten Dinç, 'Orada vatandaşlarımızla da bir araya geldik, basın mensuplarımızla bir araya geldik. Tarsus'ta da yine çiftçilerin bize bir şikayeti vardı; mısır fiyatı ile ilgili halen bir durumun olmaması, net bir fiyat belirlenmesinin olmaması ciddi manada çiftçileri mağdur ediyor. Aslında bir yönüyle bu mısır fiyatı belirlenmiyor, geç belirleniyor ve çoğu çiftçinin borçları var, harçları var. Yakıt ücretidir, mazot ücretidir, gübre ücretidir, ilaç ücretidir; bunları bir an önce ödemek istiyorlar. Mallarını satmak istiyorlar ama borçları olduğundan dolayı bu ürününü satarken değerinde satamıyor. Bu konuda bu mısır fiyatı ile ilgili net bir rakamın olması gerekiyor ve çiftçinin zarar edemeyeceği bir rakam olması lazım. Diğer bir konuda Tarsus'ta bulunan Çukurova Havalimanı, Adana yol bağlantısında en çok kullanılan yolda alt geçit yapılmamış ve bu tehlikelere neden oluyor.' şeklinde konuştu.
'Tekeliören köy camisi ile ilgili muallaklığın bir an önce giderilmesi'
Tarsus'un Tekeliören Mahallesi'nde deprem sonrası hasar gördüğü gerekçesiyle ibadete kapatılan caminin durumunun bir an önce netleştirilmesi gerektiğini ifade eden Dinç, 'Cami ile ilgili muallaklığın bir an önce giderilmesi, oradaki vatandaşlarımızın sağlıklı bir şekilde ibadetlerini ifa etmesi için bu sorunun çözülmesini istiyorlar.' diye konuştu.
'Mersin'de de uyuşturucu problemi maalesef devam ediyor'
Mersin'de de uyuşturucu probleminin devam ettiğini söyleyen Dinç, Oradaki masum çocuklarımız, gençlerimiz uyuşturucu baronlarının, zehir tacirlerinin pençesine düşüyorlar. Ve akbabalar gibi Mersin'in etrafında, mahallelerin etrafında kimsesiz çocukların arkasında, maalesef doğruyla yanlışı tam ayırt edemeyecek, muhakeme yeteneği gelişmemiş gençleri hedef almışlar ve bu gençlerimizi zehirliyorlar. Bu konuda gerçekten artık ciddi bir şekilde caydırıcı somut adımların atılması lazım. Ve öyle adımlar atılacak ki biz hemen etkisini göreceğiz ve bu uyuşturucu zehir tacirlerinden kurtulmuş olacağız.' dedi.

Malatya'da kayısı stoğu iddiaları
Malatyalı kayısı üreticisiyle yaptığı görüşmeyi de aktaran Dinç, 'Kayısı fiyatlarının bir önceki yıla göre daha da düşük olduğuna dair iddialar var ve çiftçiler ısrarla bizi arıyor, bu konuda şikayetçidirler. Onların şikayeti aslında şu yönde, diyorlar ki biz ciddi masraflar yapıyoruz ve bu kayısıyı toplamada, işçiliğinde, bakımında ciddi şekilde masraflarımız gidiyor ancak öyle bir durum söz konusu ki şu an fiyatlar birileri tarafından stoklanıyor ve ucuza alınıyor. Ancak piyasaya şu an sürülmüyor, ondan sonra yılın sonunda fiyatları katlanarak piyasaya sürülüyor ve bu konuda aslında çiftçi değil, belki o arada stokçuluk artık yapan kimse, çiftçilerin iddia ettiğine göre, gerçekten bu ciddi bir problemdir. Ve çiftçilerin kayısılarını değerinde satacak bir yol, bir yöntem, bir düzenleme olmalıdır. Bu işe el atılmalıdır. Asla ama asla çiftçinin zarar etmeyeceği ve ürününü değerinde satabileceği şartlar oluşturulmalıdır.' ifadelerini kullandı.
'Yoğun bakım ünitelerinde mahremiyeti güçlendirecek düzenlemeler yapılmalı'
Gündemdeki konulardan yoğum bakım ünitelerindeki mahremiyete işaret eden HÜDA PAR Milletvekili Faruk Dinç, 'Yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören hastaların mahremiyetinin ve insan haysiyetinin korunması, sağlık hizmetlerinin temel sorumluluklarından biridir. Maalesef bugün büyüklerimiz bu konuda mahremiyet hassasiyeti olan sadece bir kesim değil aslında toplum fıtratının çoğu bu yöndedir. Sırf bu yoğun bakımlarında mahremiyet kaygısından dolayı kendi evlatlarına, çocuklarına vasiyetler eden anne-babalar var. 'Bizi yoğun bakıma götürmeyin; biz kendi evimizde bu emaneti teslim etmek istiyoruz.' diyorlar. Orada bir mahremiyet kaygıları var. Bu konuda kadınla erkeğin karışık olması ve bununla birlikte hemcinsleri olmayan personeller tarafından yapılan bakımlarının yapılması onları rahatsız ediyor.' şeklinde konuştu.
İnsan fıtratının gerçekliği göz önünde bulundurularak bir tedavi yönteminin geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Dinç, 'Daha önce de biz bu konuda kadınlara has, hatta sadece kadın doktorların ve kadın personellerin olduğu hastanelerin de oluşmasını söylemiştik. Hareket kabiliyeti sınırlı, çoğu zaman başkasının bakımına muhtaç durumda bulunan hastaların kendilerini güvende ve huzurlu hissedebilecekleri bir ortamın oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yoğun bakım ünitelerinde mahremiyeti güçlendirecek düzenlemeler yapılmalı, imkânlar ölçüsünde kadın ve erkek hastaların bulunduğu bölümler ayrılmalıdır. Hastaların muayene, bakım ve kişisel ihtiyaçlarında hemcins sağlık personelinden hizmet alabilmesine yönelik imkânlar da artırılmalıdır. Özellikle mahremiyet ihlallerine ve hastaların istismar edilmesine yol açabilecek risklerin önüne geçilmesi için etkili denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. İnsan haysiyetini merkeze alan bu yaklaşım, yalnızca bir sağlık politikası değil, hastaların en temel haklarının korunması açısından insani bir sorumluluktur. Burada insanların düşüncelerine, insanların fikirlerine inancına saygı duyulmalıdır ve tedavi buna göre geliştirilmelidir. Bu konuda da ciddi manada gerçekten vatandaşlarımızdan da talep var.' değerlendirmesinde bulundu.
'Gençlerimiz maalesef dijital silahlarla karşı karşıya'
'Aile yapısını ve gençleri dijital mecraların olumsuz etkilerinden koruyacak tedbirler alınmalıdır' diyen Dinç, şunları dile getirdi:
'Gençlerimiz maalesef dijital silahlarla karşı karşıya. Bugün masum çocuklarımız yavrularımız biz zannediyoruz ki bir ekrana gidip normal bir oyun oynuyor, normal bir dizi izliyor, normal bir çizgi film izliyor ya da sadece öylesine bir ekrana bakıyor ancak bu ekranlarda hangi silahlara, zehirlere maruz kaldığını bilmiyoruz. Hem bugünün hem yarının teminatı olan gençlerimizi ve toplumun temel taşı olan aile yapımızı korumak, devletin ve siyasetin öncelikli görevlerindendir.
Son dönemde dijital platformlar üzerinden yürütülen, toplumun ahlaki ve kültürel değerlerini hedef alan içerikler önemli bir gündem başlığı haline gelmiştir. Bu kapsamda, gençleri müstehcen içeriklere maruz bırakabilecek yayın ve etkinliklerin, kamu yararı ile çocukların üstün yararı ilkeleri çerçevesinde denetlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Siyonist odaklar tarafından fonlanan müzik gruplarının ve gençlere yönelik zararlı dijital içeriklerin sıkı bir şekilde denetlenmesi şarttır. Bu amaçla yerli ve güçlü dijital etik kurulları oluşturularak aile kurumunu ve gençliği tehdit eden yayınların önüne geçilmelidir. Bu dijital platformlarda rastgele öylesine alelade şeyler paylaşılmıyor; tam aksine bilinçli, planlı bir şekilde gençlerimiz hedef alınıyor, ailelerimiz hedef alınıyor. Onları değerlerinden, inancından koparmak için gerçekten çok kirli bir şekilde burada algılar oluşturuluyor. Bizim de gençlerimizi korumak gibi bir sorumluluğumuz, bir mesuliyetimiz vardır.'

'CHP'de gerçek bir arınmanın gerçekleşebilmesi için zihinsel ve ahlaki bir değişim şarttır'
CHP bir kez daha kadınlara taciz iddiası ile kamuoyunda gündeme geldiğini hatırlatan Dinç, 'Bu konuda ağızlarından kadın hakları sözcükleri düşmez ancak hayatlarında da kadın tacizleri soruşturmaları da bitmez. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan hakkında cinsel taciz suçlamasıyla soruşturma başlattı. Sosyal medya aracılığıyla kamuoyuna da yansıyan taciz olayında, CHP Milletvekili Yazgan'ın sarhoş bir şekilde bir kadını taciz ettikten sonra darp edildiği görüntüler hiç kimseyi şaşırtmadı. Şaşırtmadı; çünkü bu zihniyetin kadınları bir cinsel obje olarak gördüğü, kadın özgürlüğü savunuculuğunun hiç de iyi niyetle yapılmadığı, CHP zihniyetini tanıyan herkes tarafından bilinmektedir. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun bir süredir kullandığı 'arınma' kelimesi, zaten bir kirlilik olduğunun itirafıdır. Daha önce de helalleşme demişti. Niye helalleşme demiş, çünkü gırtlağına kadar harama batmışlar. Arınma isteği elbette kıymetlidir. Belediyelerde genç kızları 'işe alma' görüntüsü altında metrese dönüştüren, sevgilisini oğluyla evlendirerek sapkınlığını bu şekilde örtmeye çalışan, boğazına kadar rüşvet ve yolsuzluğa batan bu zihniyetin arınabilmesi için hiç değilse asgari ahlak seviyesine ulaşması gerekmektedir. CHP yönetiminin ilgili milletvekilini 'kesin ihraç talebiyle disipline sevk etme kararı' tabi ki önemlidir ve memnuniyet vericidir. Ancak CHP'de gerçek bir arınmanın gerçekleşebilmesi için zihinsel ve ahlaki bir değişim şarttır. Yoksa çoğu kişi disipline sevk edildi ama bu sorun çözülmedi halen devam ediyor çünkü bunların genel yapısı bu yöndedir. Kendi değerlerinden, maneviyatından, köklerinden kopan; alkol içenden her şey beklenir. Hırsızlık da olur, yolsuzluk da olur, arsızlık da olur ve somut örnekleri de önümüzde duruyor.' şeklinde konuştu.
'Gerekli incelemeler tamamlanıncaya kadar çalışmalar durdurulmalı'
Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Arslanbeyli köyünün merkezi yerleşim alanının Kalehan 1 Barajı nedeniyle sular altında kaldığını aktaran Dinç, 'Bugün ise köyün kalan tarım alanları, meraları, ormanları ve su kaynakları maden arama faaliyetleri nedeniyle yeni bir tehditle karşı karşıyadır. Köy halkının aktardığına göre özel bir şirket geniş bir alanda haritalandırma ve maden arama çalışmalarına başlamıştır. Ancak köylüler ve muhtarlık yeterince bilgilendirilmemiş, çalışmaların tapulu arazileri, meraları ve orman alanlarını kapsadığı belirtilmiştir. İlgili kurumlara soruyoruz; gerekli ruhsatlar, orman izinleri ve diğer idari izinler alınmış mıdır? Çalışma sahasına kesin sınırlar nedir? ÇED süreci başlatılmış mıdır? Su kaynakları, tarım arazileri, ekosistem ve yaban hayatı üzerindeki muhtemel etkiler bilimsel olarak bu konuda bir inceleme yapılmış mıdır? Bu bölge Murat Nehri havzasını besleyen önemli bir su toplama alanıdır. Oluşabilecek çevresel zararlar yalnızca Arslanbeyli'yi değil daha geniş bir bölgeyi de etkileyecektir. Gerekli incelemeler tamamlanıncaya kadar çalışmalar durdurulmalı, süreç şeffaf bir şekilde yürütülmeli. Uzmanlar ve köy halkı sürece mutlaka dahil edilmeli. Bölge halkı yatırıma asla karşı değildir; ancak insanı, doğayı ve kamu yararını göz ardı eden hiçbir faaliyeti de kabul etmemektedir. Bu konuda yapılan her işte her çalışmada mutlaka köylüler de dahil edilmeli, istişare ile bu kararlar alınmalıdır.' diye konuştu. (İLKHA)


