Mustazaflar Cemiyeti, şehadetlerinin 101. yıl dönümünde Şeyh Said Hazretleri ve 46 dava arkadaşını rahmet ve minnetle anan yazılı bir mesaj yayımladı.
'Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.' (İbrahim, 42) ayetiyle başlayan yazılı mesajda, şu ifadelere yer verildi:
'Yüce dinimiz İslam'ın izzetini, mukaddesatını ve ümmetin hukukunu her şeyin üstünde tutarak canlarını bu uğurda feda eden Şeyh Said Efendi ve 46 dava arkadaşının şehadet şerbetini içmelerinin üzerinden tam 101 yıl geçti. Bugün, acımız ilk günkü gibi taze, fakat inancımız ve hakka olan bağlılığımız o nisbette kavidir. Peygamber varisi bir alimin ve mücahit yârenlerinin aziz hatırasını yad etmek, sadece bir anma değil; batıla karşı hakkın, zulme karşı adaletin safında durma iradesini tazelemektir.
Tarih boyunca hak ile batılın mücadelesi hiç eksilmemiş; her devirde İslam'ın kutsallarına, şiarına ve mazlum müminlere yönelik taarruzlar vuku bulmuştur. Şeyh Said Kıyamı, işte bu taarruzlar karşısında imanın gereği olarak ortaya konmuş sarsılmaz bir reflekstir. Şeyh Said Efendi; hilafetin ilgasıyla ümmetin bağrına saplanan hançere, İslami değerlerin tasfiye edilmesine ve mümin bir halkın inancından koparılmak istenmesine rıza göstermemiştir.
O, dünyevi makamları, aşiretinin nüfuzunu ve maddi imkânlarını elinin tersiyle iterek, 'Allah ve dini için ise bu benim için şereftir' demiş ve darağacına yürürken Hüseyni bir duruş sergilemiştir. 'Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız' (Bakara, 154) ayet-i kerimesinin sırrına mazhar olan bu aziz şehitler, fani dünyada kaybetmiş gibi görünseler de Allah katında ve müminlerin gönlünde ebedi bir zafer kazanmışlardır.
Şeyh Said Hazretleri'nin kıyamı ve şehadeti, bugünün İslam dünyasına ve özellikle bu toprakların insanına çok mühim bir ders bırakmıştır: İttihad, yani Müslümanların birliği.
İslam düşmanlarının en büyük silahı, müminlerin arasına fitne sokarak onları parçalamaktır. Türk'üyle, Kürt'üyle bu coğrafyanın dindar halkı, ne zaman vahdet sancağı altında birleştiyse aziz olmuş; ne zaman tefrikaya düştüyse zayıflamıştır. Şeyh Said'in mirası, bizi ırkçılık ve asabiyet cahiliyesinden arınmaya, inanç ekseninde bir ve beraber olmaya davet etmektedir. Bizler, haksızlığa karşı tek bir ümmet bilinciyle dik durduğumuz müddetçe, asrın firavunları ve nemrutları asla emellerine ulaşamayacaklardır.
İslam hukuku ve evrensel insani değerler; bir müminin cenaze namazının kılınmasını, hürmet gösterilmesini ve bilinen bir kabrinin bulunmasını zaruri kılar. Aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen, Şeyh Said Efendi'nin ve dava arkadaşlarının ile aynı dönemin büyük alimi Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin kabir yerlerinin Müslüman milletimizden gizlenmesi, haksızlığın ve sınırsız bir öfkenin devam ettirilmesinden başka bir şey değildir.
Kabirlerin gizlenmesi, sadece vefat eden zatların aziz hatırasına değil, onların izinden giden milyonlarca müminin vicdanına yapılmış bir zulümdür. Ülkeyi idare eden yetkililere şer'i, hukuki ve tarihi mesuliyetlerini hatırlatıyoruz: Şeyh Said Hazretleri'nin, yârenlerinin ve Bediüzzaman Said-i Nursi'nin kabir yerleri behemehâl açıklanmalı, bu toprakların evlatlarının kendi değerleriyle kucaklaşmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Şehadet, adalet sancağını yere düşürmemenin bedelidir. Şeyh Said Efendi, yaktığı kıyam meşalesini kendisinden sonraki dava erlerine devretmiştir. Bizler, onun ilmi vakarını, zulme boyun eğmeyen izzetini ve İslam davasına olan sadakatini rehber edinmeye devam edeceğiz.
Şehadetlerinin 101. yıl dönümünde rehberimiz Şeyh Said Hazretleri'ni ve 46 dava arkadaşını rahmet, minnet ve yüksek bir tazimle anıyoruz. Ruhları şad, makamları cennet-i âlâ, Efendimiz'e (sallallahu aleyhi vesellem) komşu olsunlar.' (İLKHA)





