HÜDA PAR Eğitim İşleri Başkanlığı tarafından Şırnak'ta "Zimanê Xwe Dibijêrim / Ana Dilimi Seçiyorum" başlıklı panel düzenlendi.
Şırnak Ticaret ve Sanayi Odası konferans salonunda gerçekleştirilen programda konuşan panelistler, Kürtçe dilinin önemini eğitimdeki rolünü, dilin inkarının getirdiği sorunlara ve kuşaklar arasındaki iletişime dikkat çekti.
Moderatörlüğünü Nurettin Tatar'ın yaptığı panelde HÜDA PAR Milletvekili Şahzade Demir "Ana Dilde Eğitimin Bütünleştirici Rolü", Prof. Dr. Nurullah Agitoğlu "Kuşaklar Arası Yabancılaşmada Dil Faktörü", Yahya Külter "Kimlik İnşasında Dilin Rolü" konularında sunumlar gerçekleştirdi.
Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programın açılış konuşmasını HÜDA PAR Merkez İstişare Kurulu üyesi Nasuh Sevinik yaptı.
"Eğer ana dil olmazsa toplumun fonksiyonu bozulur, ailenin fonksiyonu bozulur"
Kuşaklar arası iletişimin en önemli aracının dil olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nurullah Agitoğlu, bu yüzden ana dilin çok önemli olduğunu söyledi.
Agitoğlu, "Eğer ana dil olmazsa toplumun fonksiyonu bozulur, ailenin fonksiyonu bozulur. Aile her şeyin temelidir. İyilik de kötülük de genelde ailede başlar. Bugün toplumumuza baktığımızda maalesef sınıfta kalmış durumdayız. Sıkıntımız büyüktür. Birçok ihtiyarımız artık torunlarıyla iletişim kuramıyor. Nine Kürtçe konuşuyor, torunu ya anlamıyor ya da çok az anlıyor. Bu büyük bir sorundur. Önümüzdeki 10–20 yıl içinde büyük bir asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız. Dil unutulursa örf unutulur, tarih unutulur, kültür unutulur, toplumun adetleri unutulur. En önemlisi, dil unutulursa din de unutulur." şeklinde konuştu.

"Ana dilimizi konuşalım, toplumda konuşulmasını teşvik edelim"
"Dil, kültürün hizmetkârıdır, bir medeniyetin harcıdır; toplumun birleştirici yapısıdır ve aile içindeki iletişimi güçlendirir." diyen Agitoğlu, şöyle devam etti:
"Bediüzzaman Said Nursî’nin Medresetü’z-Zehra projesi vardı. Arapça, Türkçe ve Kürtçe dillerinin birlikte okutulduğu bir medrese hayal ediyordu. 'Arapça vaciptir; çünkü dinimizin dilidir. Türkçe lazımdır; çünkü bölgenin ortak dili olarak görüyordu. Kürtçe ise caizdir' diyordu. Üçü de Allah’ın dilidir. Bugün birimiz bir haftalığına Afrika’ya gitsek, orada birkaç kelime de olsa o insanların dilini öğrenmeye çalışırız. 'Her lisan bir insandır' denilmiştir. Ne kadar çok dil bilirsek o kadar çok insana ulaşırız. Allah bizi Kürt olarak yaratmıştır. Dileseydi İngiliz ya da Hintli olarak yaratabilirdi. Irk ve dil ne övünme ne de utanma sebebidir. Ana dili Kürtçe olan bizler buna sahip çıkmalıyız."

"Aile içinde, sokakta, toplumda Kürtçe konuşmalıyız"
Okullardaki Kürtçe gibi seçmeli derslerin önemine işaret eden Agitoğlu, "Madem seçmeli ders olarak imkân verilmiş, neden bundan istifade etmeyelim? Bu da yetmez; aile içinde, sokakta, toplumda Kürtçe konuşmalıyız. Çocuklarımızla Kürtçe konuşmalıyız ki dillerini unutmasınlar. Çocuklarımız telefonla, televizyonla büyüyor; sürekli Türkçe duyuyorlar. Türkçeye karşı değiliz ama pedagojik olarak çocukların küçük yaşta ana dillerini öğrenmeleri gerekir. Zaten Türkçeyi her şekilde öğrenecekler. Biz bu konuda çok ihmal içindeyiz. Sonuçta ne Türkçeyi ne Kürtçeyi tam öğrenemiyorlar. Müslüman ilme aç olmalıdır. Peygamber Efendimiz, 'İki günü bir olan ziyandadır' buyuruyor. Ana dilimizi iyi öğrenmeliyiz. Aksi hâlde 20 yıl sonra kuşaklar arası iletişim tamamen kopacaktır. Gelin ana dilimizi konuşalım, toplumda konuşulmasını teşvik edelim." diye konuştu.
"Bir millet ile dili asla birbirinden ayıramazsın"
"Toplum kimliğinin oluşmasında dilin önemi” üzerine bir konuşma gerçekleştiren Yahya Külter, "kültür" ve "tarih" kavramlarına dikkat çekerek, "Tarih ve kültür, bir milletin kimliği olur. Toplumda farklı kimlikler vardır. Mesela bireysel kimlik, kültürel kimlik, toplumsal kimlik. Bizler sadece tek bir yemeği yediğimiz vakit sağlık sorunları ortaya çıkar. Bundan dolayı farklı yiyecek ve içecekler tüketmeliyiz ki sağlığımız yerinde olsun. Allah ayetinde şöyle buyuruyor: 'Allah isteseydi sizi tek bir ümmet kılardı.' İşte bu, bizim fıtratımızda kabul gören bir şey değildir. Sosyolojide dil ve toplum birbirinden ayrılamaz. Yani bir millet ile dili asla birbirinden ayıramazsın. Mesela bir insan kendiliğinden bir dil üretemez. Bir dili üretebilmesi için bir topluma ihtiyacı vardır. İnsan tek başına bir medeniyet inşa edemez. Önce başka insanlarla bir araya gelmesi, konuşması ve yaşaması gerekir. Bazı meseleler üzerinde ittifak etmeleri gerekir ki yeni bir şey üretebilsinler. İşte bu da o insanın kimliği olur." diye konuştu.

Yeryüzünde yaklaşık 7 bin dilin olduğunu, her 15 günde bir dil yok olduğunu ve bir daha o dili konuşan kimsenin kalmadığını aktaran Külter, "Yeryüzünde yaklaşık 2.500 dil hâlâ insanlar tarafından konuşuluyor. Bir dilin yok olmaması, devam etmesi için hayatın içinde kullanılması ve konuşulması gerekir. Yani insan evde, okulda, iş yerinde, dışarıda o dili konuşmalıdır. Kültür, kimlik, örf ve adet dile bağlıdır." dedi ve şöyle örnekler verdi:
"İslam tarihinde Hz. Ömer, 10 yıl gibi kısa bir sürede birçok bölgeyi fethetti. Cengiz Han da 16 yıl içinde çok geniş toprakları ele geçirdi. Ama Cengiz Han’ın tohumu bu topraklarda kalmadı. Çünkü Cengiz Han’ın çocukları gittikleri yerlerde kendi dilleriyle konuşmadılar, o bölgenin diliyle konuştular ve bu süreçte asimile olup kayboldular.
İslam tarihinde Endülüs dönemine baktığımızda, Avrupa’da binlerce kitabın bulunduğu kütüphaneler kurulduğunu görüyoruz. Büyük bir medeniyet bıraktılar. Ama bugüne baktığımızda orada Müslümanlara ait neredeyse hiçbir şey kalmamıştır. Bunun elbette siyasi sebepleri vardır ama konumuzla ilgili olan sebep şudur: Birkaç nesil sonra kendi dilleriyle konuşan kimse kalmamıştır. İlk nesiller Arapça konuştu, ancak sonraki nesiller İspanyolca konuşmaya başladı ve onlara ait bir şey kalmadı.
İşte bundan dolayı mecburuz ki ana dilimizi her yerde kullanalım. Senin dünyan, ana dilini bildiğin kadardır. Eğer ana dilinde 2000 kelimen varsa, 2000 fikir üretebilirsin. Yani bizim ana dilimiz bizim tarihimizdir, kültürümüzdür ve kimliğimizdir." (İLKHA)





