Batman İl Müftülüğü tarafından düzenlenen "Etkili Liderlik ve Dini Görev Sorumluluğu" konulu konferansta konuşan Dicle Üniversitesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Tanrıverdi, rehberlik görevinde ilim-amel bütünlüğü, ihlâs ve güven unsurunun temel olduğunu vurguladı.
Necat Nasıroğlu Külliyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programda Tanrıverdi, liderliğin iki boyutu bulunduğunu belirterek, önce kişinin kendisini yetiştirmesi, ardından sahip olduğu bilgiyi doğru usul ve yöntemle topluma aktarması gerektiğini ifade etti.
Konferansa İl Müftüsü Ahmet Durmuş ile çok sayıda din görevlisi katıldı. Programda, özellikle din hizmeti sunan kişilerin toplum nezdindeki sorumluluğuna dikkat çekilirken, güven inşa etmenin ve örnek bir şahsiyet ortaya koymanın rehberlik görevindeki belirleyici rolü üzerinde duruldu.
Tanrıverdi, konuşmasında hem Kur'an-ı Kerim'den hem de siyer örneklerinden hareketle etkili liderliğin temel ilkelerini katılımcılarla paylaştı.

Prof. Dr. Hasan Tanrıverdi
"Önce kendi şahsiyetimizi inşa etmeliyiz"
Konuşmasında konuyu iki ana başlık altında ele alan Tanrıverdi, liderlik ve rehberliğin öncelikle kişinin kendisini yetiştirmesiyle başladığını ifade etti.
Tanrıverdi, "Konuyu iki yönden ele almak gerekir. Birincisi, kendimiz nasıl olmalıyız? İyi bir rehber, iyi bir öncü hangi özelliklere sahip olmalıdır? Önce kendi şahsiyetimizi inşa etmeli, hangi vasıfları taşımamız gerektiğini belirlemeliyiz. İkinci olarak da sahip olduğumuz bilgi ve birikimi topluma nasıl aktaracağımız üzerinde durmalıyız. Etkili ve güzel konuşma nedir? Tebliğ ve davet hangi usul ve yöntemle yapılmalıdır? Ancak tüm bunlardan önce, kendimizi iyi yetiştirmemiz gerekir." dedi.

"Toplumun güvenini kazanmadan etkili olunmaz"
Topluma rehberlik edecek kişilerin öncelikle güvenilir olması gerektiğini belirten Tanrıverdi, bu ilkenin yalnızca din görevlileri için değil, topluma yön vermek isteyen herkes için geçerli olduğunu söyledi.
Tanrıverdi, "Bir topluma faydalı olmak isteyen herkes için geçerli olan bazı temel ilkeler vardır. Bu özellikler yalnızca din görevlilerine mahsus değildir; topluma yön vermek isteyen herkes için gereklidir. Bir topluma bir şey vermek istiyorsanız, önce o toplumun güvenini kazanmalısınız. Güven olmadan verilen mesaj eksik kalır, yanlış anlaşılır veya etkisini kaybeder." ifadelerini kullandı.

"İlim amelle desteklenmelidir"
Konuşmasında ilim-amel bütünlüğüne dikkat çeken Tanrıverdi, dini rehberlikte söz ile davranışın uyumlu olması gerektiğini vurgulayarak konuşmasına şöyle devam etti:
"İslam'ın temel ilkelerine göre ilim ve amel birlikte olmalıdır. Söylediklerimiz önce kendi hayatımızda karşılık bulmalıdır. Vaaz ve hutbelerde dile getirdiğimiz hakikatleri yaşamıyorsak, toplum bize güvenmez. Amel edilmeyen ilim, hem dünyada etkisiz kalır hem de ahirette sorumluluk doğurur. Nitekim Peygamber Efendimiz, bazı kusurların sıradan insanlar için affedilebileceğini; ancak ilim sahipleri için bunun daha ağır bir sorumluluk olduğunu bildirmiştir. Çünkü onlar toplumun rehberleridir. Kur’an-ı Kerim’de de ‘Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?’ buyurularak bu ilke açıkça ortaya konur. İlmin amele dönüşmesi güvenin temel şartıdır."

"Davet ve tebliğde samimiyet esastır"
Tebliğ faaliyetlerinde ihlâsın önemine değinen Tanrıverdi, "Davet ve tebliğde samimiyet esastır. Anlatılan hakikatler karşılığında maddi ya da manevi bir menfaat beklentisi hissedildiğinde, sözün etkisi azalır. Kur’an’da peygamberlerin ortak mesajlarından biri şudur: ‘Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.’ Çünkü menfaat algısı oluştuğunda muhatap, söylenenlere karşı mesafe koyar. Abese Suresi’nde anlatılan Abdullah İbn Ümmü Mektûm hadisesi de bu konuda önemli bir derstir. Peygamber Efendimiz İslam’a kazanmak istediği ileri gelenlerle meşgulken âmâ sahabeye karşı yüzünü ekşitmiş; bunun üzerine ilahî ikaz gelmiştir. Buradaki uyarı, âmâ sahabeden ziyade verilen mesajın oluşturabileceği algı ile ilgilidir. Rehber konumundaki kişinin en küçük tavrı bile toplumsal etki doğurur. Bu nedenle ihlâsı zedeleyecek her davranıştan kaçınmak gerekir." diye konuştu.

"Rehberin en büyük sermayesi ilmidir"
Bir rehberin en önemli sermayesinin ilim olduğunu belirten Tanrıverdi, "Bir rehberin en önemli sermayesi ilmidir. Bilgi ne kadar geniş ve sağlam olursa, toplumun güveni de o kadar artar. Eğitim seviyesi yüksek toplumların diğerlerine göre daha güçlü olması tesadüf değildir. Aynı şekilde, ilim sahibi kişi de bulunduğu toplumda değer görür. Kur’an’da Hazreti Musa ile ‘kendisine ilim verilmiş kul’ arasındaki kıssa, ilmin değerini gösterir. Ulü’l-azm bir peygamber olan Hazreti Musa, daha bilgili olduğunu bildiği kişiye talebe olmayı kabul etmiştir. Bu olay, ilmin makamdan ve statüden üstün olduğunu ortaya koyar. Gerçek ilim insana genişlik kazandırır; olayları kuşatıcı ve dengeli değerlendirme yeteneği verir." ifadelerini kullandı.

"Üslup ve hazırlık, etkinin anahtarıdır"
Konuşmasında bilginin sunuluş biçiminin önemine de değinen Tanrıverdi, "Bu nedenle rehberlik görevini üstlenen kişi, sürekli kendini geliştirmeli; eksik bilgiyle konuşmaktan sakınmalıdır. Yanlış bilgi güveni zedeler ve telafisi zor sonuçlar doğurur. Bilgi kadar, bilginin sunuluş biçimi de önemlidir. Aynı içeriği iki farklı kişi farklı üslupla aktarabilir; biri itici, diğeri etkileyici olabilir. Bir hastanede ya da mağazada aynı hizmeti alırsınız; ancak sunum, ilgi ve nezaket farklıysa tercih sebebiniz değişir. Tebliğ de böyledir. Sert, kırıcı ve düzensiz bir anlatım muhatabı uzaklaştırır; nazik, planlı ve hikmetli bir üslup ise etkili olur." şeklinde konuştu.
"Tebliğde kırıcı değil yapıcı olmak esastır"
Tanrıverdi sözlerini şöyle tamamladı: "Konuşma yapmadan önce hazırlık şarttır. Konu zihinde düzenlenmeli; hangi bilginin ne zaman ve nasıl aktarılacağı planlanmalıdır. Düzensiz anlatım, yanlış anlamalara yol açabilir. Hutbe ve vaazlarda metin hazır olsa bile, içeriği zenginleştirmek ve özümsemek gerekir. Yüzlere bakarak, canlı ve içten bir iletişim kurulmalıdır. Tebliğde kırıcı değil yapıcı olmak esastır. Amaç, karşı tarafı kazanmak ve doğruya yönlendirmektir. Güzel söz, doğru zamanda ve uygun şekilde söylendiğinde etkisini artırır. Kur'an'ın 'hikmetle ve güzel öğütle davet' emri bu noktada temel ölçüdür." (İLKHA)





