Süveyş Krizi, İngiltere ve Fransa'nın Ortadoğu'daki imparatorluklarının sonu oldu. Cemal Abdünnasır, kanalı millileştirerek Washington'a 'sömürgecilik çağının' bittiğini ve 'bağımsızlık çağının' başladığını gösterdi.
Eğer Süveyş, bir Arap ülkesinin bir su yolunun 'mülkiyetini' değiştirebileceğini gösterdiyse, Hürmüz bir ülkenin dünyanın en hayati noktasındaki 'geçiş kurallarını' yeniden yazabileceğini gösteriyor.
İranlı Öğrenci Haber Ajansı'nın (ISNA) analizine göre ABD ve işgalci rejimin İran'a yönelik saldırılarının başlamasından beş hafta sonra, Hürmüz Boğazı savaşın stratejik ağırlık merkezi haline geldi. Batılı medyanın propagandasının aksine, Tahran zayıflamak bir yana, bu su yolunu küresel bir baskı aracına dönüştürerek inisiyatifi ele geçirmiş durumda.
Dünyayı sarsan istatistikler
Denizcilik analiz şirketi Kepler'in verileri, Hürmüz'deki gemi geçişlerinin yüzde 95 oranında azaldığını gösteriyor. 1 Mart'tan bu yana boğazdan sadece 221 gemi geçiş yaptı; o da çoğunlukla İran'ın onayı ve koordinasyonuyla.
Kilit nokta şu ki, bu gemilerin yüzde 60'ı ya İran'a ait ya da İran'a gitmekte. Bu, İran ekonomisinin hem ambargoları hem de savaşı tecrübe ederken hala aktif olduğu, buna karşın Batı ve bölgesel müttefiklerinin şiddetli yakıt kıtlığı ve benzeri görülmemiş enflasyonla boğuştuğu anlamına geliyor. ABD, kitle imha silahlarının geliştirilmesini önleme iddiasıyla İran'a bir kitle imha silahı değil, bir 'kitle aksatma silahı' verdi. İran'ın boğaz üzerindeki hakimiyetiyle küresel enerji piyasalarını yönlendirme yeteneği, nükleer bir silahtan bile çok daha güçlü.
Hiçbir savaş filosu Hürmüz'deki kilidi neden kıramaz?
Başlangıçta boğazı hızla açma sözü veren Batılı yetkililer şimdi gerçeği kabul etmiş durumda. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron açıkça 'Boğazı askeri yollarla açmak gerçekçi değil' dedi. Hatta İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, tek çözümün diplomatik baskı ve yaptırımlar olduğunu, askeri harekat olmadığını kabul etti.
Düşük Maliyetli İHA'lar, Yüksek Maliyetli Caydırıcılık: Askeri uzmanlar, tanker trafiğini durdurmak için sadece 'bir veya iki İHA'nın' yeterli olduğunu vurguluyor. İran'ın karadan veya adalardan herhangi bir gemiyi kolayca hedef alabilecek binlerce İHA'sı var.
Coğrafya İran'ın yanında: 33 km genişliğindeki boğaz ve 3 km'lik seyrüsefer hatları, gemileri kolay hedefler haline getiriyor.
Hürmüz Adası: Basra Körfezi'nin en büyük adası olan Hürmüz, tuz mağaraları ve karmaşık topografyasıyla sürat tekneleri ve gemisavar füzelerin güvenle konuşlandırıldığı bir üs haline geldi.
Eski CIA Direktörü Bill Burns endişeyle şu itirafta bulunuyor: 'ABD İran'ın güney kıyılarını ele geçirse bile, Tahran kendi topraklarının 100 km derinliğinden boğazı kilitleyebilir. Bunun için tek bir füze fırlatmak veya geçide bir mayın bırakmak yeterli.'
Gelecek, savaştan sonra bile İran'ın
Tahran'ın uzun vadeli bir yol haritası var. Bill Burns analizinde şunları ifşa ediyor: 'İran, boğazdaki trafiği aksatarak elde ettiği kaldıracı sürdürmenin peşinde. Tahran bu kaldıracı, herhangi bir barış anlaşmasında uzun vadeli caydırıcılık ve güvenlik garantileri elde etmek için kullanacak.'
Batılı uzmanlara göre olası senaryo
Savaş sonrası dönem: İran, Hürmüz'deki geçiş kontrolünü seçici olarak sürdürecek.
Yeniden yapılanma için gelir: İran, ticari gemilerden geçiş ücreti alarak altyapısını yeniden inşa maliyetini karşılayabilir.
Süveyş Krizi dünyaya imparatorlukların yıkılabileceğini gösterdi. Hürmüz Krizi ise dünyaya büyük güçlerin bile kararlı bir ulus ve akıllı bir coğrafya karşısında çaresiz kalabileceğini gösteriyor.
Washington ve müttefikleri bugün askeri çözümü olmayan bir denklemle karşı karşıya. İran, 21. yüzyılda atom bombasına sahip olmanın, 'enerji kaldıracına' sahip olmaktan daha az değerli olduğunu açıkça kanıtlamıştır. Süveyş'te Nasır için mümkün olmayan şey -yani topyekün savaş olmadan güç dengesini değiştirmek- Hürmüz'de İran için mümkün hale gelmiştir.
Dünya yeni gerçekliğe hazırlanmalı: 'Tahran'ın küresel denizciliği veto etme çağı' başlamıştır. (İLKHA)



