Ramazan ayı geldiğinde evlerde tatlı bir telaş, kalplerde dinginlik başlar. Yetişkinler için ibadet ve tefekkür ayı olan bu dönem, çocuklar için iftar, teravih ve sahur heyecanının yaşandığı bir zaman dilimine dönüşür.
Ramazanın yalnızca ibadet değil aynı zamanda bir eğitim süreci olduğuna dikkat çeken Cizre Müftülüğü imamı ve manevi danışman Abdurrezzak Yaldız, çocuklara Peygamber Efendimizin ve sahabenin hayatından kesitler, anlaşılır kıssalar anlatılmasının manevi gelişimlerini destekleyeceğini belirtti.
Yaldız, Ramazan ayının, çocuklar için adeta bir “manevi eğitim kampanyası” niteliği taşıdığını kaydetti.
Ramazan ayında çocuklu ailelere tavsiyelerde bulunan Yaldız, "Çocuklukta yaşanan Ramazan sevinci, ilerleyen yıllarda ibadet şuuruna dönüşür" dedi.
"Aileler, yapacakları ibadetlere çocuklarını da ortak etmeli"
Ailelerin bu ayda çocukları ile yapacağı iftar ve dini sohbetlerin önemli olduğunu aktaran Yaldız, "Çocuklarıyla beraber namazını geçirecek olan aileler için bizim vereceğimiz tavsiye, yapacakları ibadetlere çocuklarını da ortak etmeleridir. Yani sahura kalkacakları zaman çocuklarıyla beraber sahura kalkmaları gerekir. O çocuklar, gecenin yarısında bütün İslam âleminin o saatte kalkabildiğini, onları kaldırabilecek gücün sadece Allah’a ait olduğunu ve İslamiyet’in inançları doğrultusunda gecenin bir vakti kalkıp yemek yenilebildiğini öğrenmelidirler. Aynı zamanda aileler, iftar hazırlığını da çocuklarla beraber yapmalıdır. Dini eğitim açısından çocuklar için Ramazan, tam bir kampanyadır. Çünkü neredeyse bütün ibadetleri aynı anda yaptığımız bir aydır ve çocuklara dini güzel bir şekilde öğretmenin en büyük avantajlarından biridir. Önce şunu unutmamalıyız ki bu, Allah’ın bir emridir. Bedenimizi 11 ay boyunca antrenmanda olan bir beden olarak düşünelim. On bir ay boyunca antrenmanda olan bir bedene, bir ay mola verdirmiş oluyoruz. Hem ibadet olarak hem de sağlık açısından vücut dinlenmiş olur. Allah’ın emri olmasıyla beraber vücuda sağlıklı olan bir ibadettir. Bu ayda Kur’an-ı Kerim indirilmiştir ve Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ayda Allah bize oruç tutmamızı emretmektedir." ifadelerini kullandı.
Çocuklara, Peygamber Efendimizin ya da sahabe-i kiramın hayatlarından kesitler anlatılabilir"
Çocukları oruç tutma konusunda zorlanmaması gerektiğini vurgulayan Yaldız, "Evde neler yapmalıyız? Başta da dediğimiz gibi çocuklarımızla beraber ibadetlerimizi yerine getirmemiz gerekir. Eğer mümkünse bir köşe hazırlanabilir; ışıklandırmalar, balonlar vesaire ile Ramazan’ı karşılama açısından bir heyecan uyandırılabilir. Bu heyecan çocukta bir iz bırakır. Gelecekte o çocuğun Ramazan’ı beklerken aynı heyecanı tekrar yaşamasına vesile olur. Ailelerin iftarı çocuklarla beraber yapmaları önerilir. Hatta iftar sofrasını dahi çocuklarıyla birlikte kursunlar. Anne ya da baba, iftarını özellikle çocuğun getirdiği bir yiyecekle açarsa ve “Bak, senin getirdiğin şeyle iftarımı açıyorum.” derse, bu durum çocuğu mutlu eder. Çocuğa her şeyi somut olarak anlatmaya gerek yoktur; bazı şeyler soyut olarak da algılanabilir. Yani çocukla beraber sofranın başında oturup yemek yiyebiliyorken yememek, içebiliyorken içmemek ve bunun için Allah’ın emrini beklemek çocuğa çok şey kazandırır. Aynı zamanda orada boş beklemek yerine, Peygamberimizin iftarı beklerken yaptığı dualar okunabilir. Peygamber Efendimizin ya da sahabe-i kiramın hayatlarından kıssalar anlatılabilir. Ancak bu kıssalar çok uzun olmamalı; çocuğun anlayabileceği dilde ve seviyede anlatılmalıdır. Çocukları oruç tutma konusunda zorlamamak gerekir. Onlara dikte etmemek, bu konuda sıkmamak gerekir. Nihayetinde onlar çocuktur. Ergenlik çağına gelmeden oruç tutmak onlara farz değildir." şeklinde konuştu.
"Çocuklara oruç tutma konusunda yardımcı olmak gerekir"
Ailelere tekne orucunu hatırlatan Yaldız, "Çocuklara oruç tutma konusunda yardımcı olmak için eski âlimlerimiz ve büyüklerimiz güzel adetler geliştirmiştir. Buna “tekne orucu” adını vermişlerdir. Tekne orucu denmesinin sebebi, evde ekmek teknesinin bulunduğu bir köşenin olmasıdır. Çocuklar aileleriyle beraber sahura kalkar; fakat acıktıklarında herkesin içinde değil de o ekmek teknesinin arkasına geçer, kimse görmeden orada yemeğini yer, sonra tekrar gelip oruçlu gibi davranırdı. Bu şekilde çocuk, herkesin içinde yememesi gerektiğini öğrenir. insanların ortasında yemeyerek ve kendisini oruçlu olarak göstererek ibadet bilinci kazanırdı. Bizim zamanımızda ise iki gün öğlene kadar oruç tutup ikisini birleştirerek tek oruç sayardık. Anne babamızla beraber gecenin bir vakti sahura kalkar, yemek yerdik; fakat gündüz acıkırdık. Acıktığımızda anne babamız bize öğlene kadar sabretmemizi söylerdi. Ertesi gün de öğlene kadar tutar, iki günü birleştirip tek oruç olarak kabul ederdik. Bu şekilde oruç tutardık. Biraz daha büyüdüğümüzde ve oruç tutabilecek kabiliyete geldiğimizde babamız, “Bugün seni sırtımda taşıyayım.” gibi vaatlerde bulunurdu. Oruç tutabildiğimiz zamanlarda evde çok güzel bir mutluluk olurdu. Sanki çok büyük bir şey başarmışız gibi takdir edilirdik. Bugün oruç tutabiliyor olmamızın bize kazandırdığı güç; aslında çocukluktan beri ailemizden aldığımız İslam kültürü, inanç ve anne babamızın bize olan güveninin bir sonucudur." dedi. (İLKHA)




