Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun son toplantısında hazırlanan rapora “evet” oyu veren HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, rapora ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Komisyonun hazırladığı raporda yöntem ve içerik açısından eksiklikler, yanlış metodolojik yaklaşımlar ve çözüm vizyonunda isabetsizlikler bulunduğunu belirten Yapıcıoğlu, bu nedenlerle rapora şerh düşme zarureti doğduğunu ifade etti. Yapıcıoğlu, akan kanın durması ve toplumsal barışın sağlanması adına ortaya konan her iyi niyetli çabayı desteklediklerini vurgulayarak, raporun detaylarına ilişkin önerilerini komisyon üyeleriyle paylaştı.
"Kardeşliğin temeli ve dayanağı aziz İslam dinidir"
Raporun tarihsel arka planı ele alırken kullandığı dile dikkat çeken Yapıcıoğlu, "ortak inanç" kavramının içinin doldurulması gerektiğini belirtti.
Yapıcıoğlu, "Raporda, Kürt-Türk ilişkilerinin tarihsel arka planı ele alınırken bin yıllık kader birliğinin esaslarından biri olarak 'ortak inanç' ibaresine yer verilmiştir. Ancak bu ibarenin içi doldurulmamış, 'ortak inanç'tan kastın, bu coğrafyanın mayası ve milletin yüzde doksanından fazlasının inandığı İslam olduğu açıkça vurgulanmamıştır. Kürtlerin ve Türklerin tarih boyunca sergiledikleri o muazzam dayanışmanın ve Malazgirt’ten bugüne gelen kardeşliğin temeli ve dayanağı, aziz İslam dinidir. Bu hakikatin adıyla anılmaması ve 'ortak inanç' gibi bir kavramın kullanılmasıyla yetinilmesi, meselenin ruhunu ıskalamak demektir."
"Kürt meselesi ile şiddet olgusu birbirinden ayrılmalıdır"
“Raporda önceki çözüm çabalarına da değinilmiştir. Önceki süreçlerde yapılan yanlışların kısmen de olsa tekrarlanması üzücüdür.” ifadelerini kullanan Yapıcıoğlu, Yapılan en bariz yanlışlardan birinin asırlık Kürt meselesinin son 40 yıllık şiddet sarmalına indirgenmesi olduğunu vurguladı.
"Somut ve köklü çözüm önerilerine yer verilmemiştir"
Yapıcıoğlu konuşmasının devamında, "Her ne kadar raporda Kürt meselesinin kök nedenlerinin ortadan kaldırılması gerektiğine dair bir vurgu yapılmışsa da, anayasal düzeyde inkâr, anadili üzerindeki engeller gibi kök nedenlere yönelik somut ve köklü çözüm önerilerine yer verilmemiştir. Sorunun adı eksik konmuş, reçetesi de eksik kalmıştır. Bu durum, meselenin yine bir 'asayiş ve güvenlik' parantezine mahkûm edilmesi riskini taşımaktadır." ifadelerini kullandı.
"Temel hak ve hürriyetler şarta bağlanamaz"
Raporda hak ve hürriyetlerin genişletilmesinin, silahlı örgütün tasfiyesi şartına bağlanmasının yanlış olduğuna vurgu yapan Yapıcıoğlu, "Raporda yer alan 'Silahlı terör örgütünün varlığının sona erdirilmesinin güvenilir biçimde tespiti ile birlikte eş zamanlı olarak kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve adalet duygusunun tahkimi gibi başlıca konular öncelikle ele alınacaktır. (Sayfa 22)' şeklindeki ifade bu isabetsiz yaklaşımın eseridir. Temel haklar, pazarlık konusu yapılamaz ve hiçbir silahlı yapının varlığına veya yokluğuna rehin bırakılamaz. Adalet, her şart altında tesis edilmelidir; aksi bir yaklaşım hakların 'şarta bağlı ihsan' olduğu algısını pekiştirir ki bu, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz." dedi.
"Geçmişte yaşanan acılar ve hukuksuzluklar yok sayılamaz"
Devletin geçmişte yürüttüğü güvenlikçi politikaların raporda "mecburiyet" olarak sunulmasına itiraz eden Yapıcıoğlu, faili meçhul cinayetler, köy yakmalar ve işkenceler gibi hukuksuzlukların hiçbir şekilde meşru görülemeyeceğini belirtti. Yapıcıoğlu, "Raporda 'Uzun yıllar boyunca süren bu büyük problem, siyaseti ve devleti güvenlikçi reflekslerle hareket etmeye mecbur bırakmıştır.” (Sayfa 23)' şeklindeki bir ifade tarzı yerine, yapılan yanlışların net bir dille mahkûm edilmesi ve bu pratiklerin bir daha asla tekerrür etmeyeceğine dair hukuki ve siyasi güvencelerin verilmesi gerektiğine vurgu yapılması daha doğru, daha adil ve daha yapıcı bir yaklaşım olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
“Şiddet eylemlerini tamamen terk etmiş örgüt ve yapıları da içine alacak kapsayıcı bir hukuki çerçeve oluşturulmalı”
Sürecin sadece tek bir örgüte veya kişiye endekslenmesinin stratejik bir hata olacağını ifade eden Yapıcıoğlu, hukuki düzenlemelerin kapsamına dair şu uyarılarda bulundu:
"Hali hazırda silah kullanan ve bırakması teşvik edilmesi gereken ya da geçmişte silah kullanmış olup hâlihazırda şiddet eylemlerini tamamen terk etmiş örgüt ve yapıları da içine alacak genel ve kapsayıcı bir hukuki çerçevenin oluşturulması şarttır. Yapılacak bir hukuki düzenleme, kişilerin veya örgütlerin ismine değil, şiddeti terk etme iradesine endekslenmelidir.”
“Düzenlemelerin 'geçici bir süreliğine' uygulanması doğru değil”
“Öngörülen kanuni düzenlemelerin yapılması için 'örgütün tasfiyesinin tamamlanması' gibi belirsiz bir tarihin beklenmesi yanlıştır.” diyen Yapıcıoğlu, “Güvenin tesisi ve sürecin ciddiyeti açısından, düzenlemelerin şimdiden yapılması ve kime nasıl bir hükmün uygulanacağının netleşmesi gerekir. Ayrıca, bu düzenlemelerin 'geçici bir süreliğine' uygulanması da doğru değildir. Tayin edilen kısa sürede amaç hâsıl olmaz ise yeni bir düzenlemeyle süre uzatmak, Komisyonun görev süresini uzatmaya benzemez. Kişiye veya somut bir örgütsel yapıya özel kanun yapmak, hukukun evrenselliği ilkesine de aykırıdır. Yapılacak iyileştirmeler kişiye veya döneme özel değil, hukuki güvenliği sağlayan kalıcı ve genel nitelikte olmalıdır.” şeklinde konuştu.
“Bu hedef için daha fazla çaba, samimi bir yaklaşım ve cesur adımlar gerekir”
Şiddetin tamamen sona erdiği ve “Kardeşlik Hukukunun” tesis edildiği bir Türkiye'nin mümkün olduğunu belirten Yapıcıoğlu, “Bu hedef için daha fazla çaba, samimi bir yaklaşım ve cesur adımlar gerekir. En yakın zamanda gerçekleşmesi dileğiyle hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.” diyerek konuşmasını noktaladı. (İLKHA)




