Tarihi boyunca Filistin halkının direnişinin en önemli sembollerinden biri ve manevi babası olarak kabul edilen kurucu lider Şeyh Ahmed Yasin, şehadetinin 22'nci yıldönümünde rahmet ve minnetle yâd ediliyor.
Şeyh Yasin’in adı 22 Mart 2004’ün erken saatlerinde siyonist işgal kuvvetlerin tarafından suikasta uğramasına kadar 1960’lı yıllardan itibaren direniş ve direnişi teşvik etme fikriyle özdeşleşti.
Tüm tutumları ve düşüncelerinde bu çizgiyi benimseyerek, işgale karşı direniş fikrinin "manevi lideri" haline geldi. Bu durum, örgütünün 1980'li yılların başlarında sahada fiilen direniş göstermesinden bile önce geçerliydi.
Felçli olmasına rağmen Filistin davasının yükünü omuzlayan ve işgalci siyonistlerin korkulu rüyası olan Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin (HAMAS) kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin'in şehid edilmesinin üzerinden 22 yıl geçti.
Filistin'in Askalan şehrinin el-Cevra köyünde 1937 yılında dünyaya gelen Şeyh Yasin, 3 yaşındayken babasını kaybetti. Babasının vefatından sonra annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyüdü.
1948 yılında siyonistlerin Filistin'in büyük bir bölümünü işgal etmesi üzerine ailesi Gazze şehrine göç eden Şeyh Yasin, 1952 yılında Gazze'de İmam Şafii Okulu'nda ilköğrenimini tamamladı. 1952 yazında bir yüzme etkinliği esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden vücudu felç oldu.
Er-Rihal Ortaokulu'nda ortaöğrenimini, 1958 yılında Filistin Lisesinde ise lise eğitimini tamamlayan Ahmed Yasin, liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Bunun yanı sıra kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirdi. Bir dönem El Ezher'de de eğitim gördü. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanındı. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı.
Filistin'in tamamının 1967'de siyonistler tarafından işgal edilmesinin ardından Şeyh Ahmed Yasin'in, halkı bilinçlendirmede önemli rolü oldu. Gazze'de İslâm Merkezi'ni kurmasından sonra iyice tanındı ve Filistin'in her tarafında adı duyulmaya başlandı. Bu durum, işgal rejimini son derece rahatsız etti. Bu yüzden onu defalarca sözde polis merkezine çağırdılar.
Zindan ve direniş
Şeyh Ahmed Yasin ve beraberindeki birçok kişi, 1984 yılında haklarında yürütülen soruşturmalar kapsamında "israil devletini yıkmak yerine İslam devleti kurmak" gerekçesiyle siyonist mahkemelerince 13 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle işgalciler arasında yapılan esir değişiminde serbest bırakıldı.
Ahmed Yasin 1987 yılında Filistin'de İslami sahada çalışan ve Mısır'da eğitim aldığı sırada Müslüman Kardeşler Cemaati'nin düşüncelerini benimseyen Abdulaziz Rantisi ve birkaç liderle birlikte, Filistin'i kurtarmak ve işgalcilerle savaşmak amacıyla Gazze'de İslami bir direniş hareketinin kurulmasına karar verdi. Kurdukları bu oluşuma HAMAS, yani "Hareket'ul Mukavemet'il İslamiyye/İslami Direniş Hareketi" ismini verdiler.
Siyonist işgal rejimi, 18 Mayıs 1989 tarihinde Ahmed Yasin'i yeniden zindana attı. Onunla birlikte HAMAS mensubu pek çok kimseyi de alıkoydu. Bu girişim, 1987'de başlayıp dünya çapında adını duyuran Filistin İntifadası'nı durdurmayı amaçlıyordu. Ancak işgal rejimi, umduğunu bulamadı ve bu durum, olayları daha da şiddetlendirdi.
Uzun oyalamalardan sonra 3 Ocak 1990 tarihinde sözde mahkeme önüne çıkarıldı. Mahkemeye çıkarılan Şeyh Yasin, 15 ayrı suçlamadan yargılandı. Şeyh Yasin, mahkeme heyetine, "Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanundışıdır." diyerek onurlu bir duruş sergiledi.
16 Eylül 1991 tarihinde askeri mahkemelerden biri onu 15 yıl hapse ek olarak müebbet hapse mahkûm etti. Kendisine yapılan suçlamalar arasında, siyonist askerleri kaçırma ve öldürmeye teşvik ve tahrik, HAMAS ile bu hareketin güvenlik ve askeri kanatlarını oluşturma da vardı.
HAMAS'ın askeri kanadı İzzeddin el Kassam Tugayları, Ahmet Yasin ile diğer tutukluları serbest bıraktırma girişiminde bulundu. Bunun için 13 Aralık 1992 tarihinde Kudüs yakınlarında bir siyonist asker kaçırıldı. Bu askerin serbest kalması karşılığında işgal zindanlarında esir olanların serbest bırakılmasını talep ettiler. Siyonist rejim bu teklifi reddetti ve askerin tutuklu bulunduğu yere baskın düzenledi. Baskın sırasında kaçırılan askerle saldırıyı yapan işgal ordusu birliğinin komutanı öldü.
"İşgal rejimini muhatap kabul etmiyorum"
Siyonist hakimler tarafından Şeyh Yasin'e müebbet hapis cezası verildi. Daha sonra işgalciler, Ahmet Yasin'i serbest bırakılmasına karşılık özerklik anlaşmalarını kabullenmesini şart koştu. Bunun üzerine Şeyh Yasin "Bana dışarı çıktığımda karpuz yemememi şart koşsanız bile yine kabul etmem. Çünkü ben işgal rejimini muhatap kabul etmiyorum ki onun şartını kabul edeyim." cevabını verdi.
Şeyh Ahmed Yasin, 8 yıl süren zindan hayatı boyunca kararlılığından hiçbir taviz vermedi ve siyonist rejimi muhatap kabul etmeme konusundaki tutumunu değiştirmedi.
Direniş düşüncesi
Şeyh Yasin, 1960'lı yıllardan itibaren direniş kültürünü sözlü ve fiili olarak yaymada büyük bir rol oynadı ve sürekli olarak ona teşvik etti. Engelli olmasına rağmen gençleri işgale karşı direnişe teşvik etmek için sürekli çağrılarda bulundu, onları hem maddi hem de manevi olarak destekledi.
Şehit Şeyh Yasin, 40 yılı aşkın süre boyunca İslami hareketin liderliğini yürütmesinin yanı sıra, direniş düşüncesini ve kültürünü örgütsel bir yapıdan önce halk arasında yaymaya çalıştı. Kendi örgütü dışında da Filistinli silahlı grupları para ve silahla destekledi, onları güçlendirmeye özen göstererek işgalcinin onlardan korkmasını sağladı.
Ayrıca, geçirdiği sayısız esaret, takip ve suikast girişimlerine rağmen; hastalıkları, zayıf bedeni ve tam felçli olması Ahmed Yasin’i Filistin, Arap dünyası ve İslam dünyasında ilham verici bir sembol haline getirdi. Onun mücadelesi, Filistinli gençler üzerinde derin bir etki bıraktı.
HAMAS’ın, birinci ve ikinci intifadalar sırasında silahlı direnişte ön plana çıkması ve direniş yöntemlerini sürekli geliştirmesi, işgalci rejimi büyük ölçüde tehdit etti. Bu nedenle işgal, hareketi ortadan kaldırmak için öncelikle kurucusu Şeyh Ahmed Yasin’i hedef aldı.
Şeyh Ahmed Yasin'e suikast girişimleri
Siyonist rejim 15 Aralık 2001'de başlattığı geniş çaplı bir saldırı hareketiyle, özellikle HAMAS üzerinde etkili olmaya çalışırken, bu saldırı esnasında Şeyh Ahmet Yasin'in içinde bulunduğu cami, işgal ordusunun füzelerine hedef oldu fakat Ahmed Yasin bu saldırıdan da yara almadan kurtuldu.
2003 Eylül'ünde HAMAS liderlerinin toplantı yaptığı bir yeri işgalciler bombaladı ve Şeyh Yasin, bu bombardımandan elinden hafif bir yara alarak kurtuldu.
İşgalciler bir defasında, bir tanıdığının ziyaretinde bulunduğu sırada gittiği evi tespit ederek F-16 tipi uçaklardan füzeler fırlattı. O saldırıda yardımcısı İsmail Heniyye'yle birlikte ziyaret ettiği apartman katı yıkılmasına rağmen Şeyh Yasin ve Heniyye mucizevî bir şekilde kurtuldu.
Suikast kararı
İşgal yönetimi, Şeyh Yasin’i birçok silahlı saldırının planlayıcısı olduğu ve fedai eylemcileri gönderdiği iddiasıyla öldürme kararı aldı. İşgalin propaganda mekanizması, bu suikastı haklı göstermek için yoğun bir çaba harcadı. Nihayetinde, dönemin siyonist Başbakanı Ariel Şaron’un yönetiminde bu suikast gerçekleşti.
Şeyh Yasin’in katledildiği dönemde, Şaron Gazze’deki yerleşim birimlerini tahliye etmeyi ve bölgeden çekilmeyi planlıyordu. Ancak, işgalin direniş nedeniyle geri çekildiği algısını yıkmak için bu suikastı düzenleyerek, işgali bir “zafer” gibi göstermeye çalıştı.
Siyonist askeri yetkililer, Şeyh Yasin’in suikastını bir “kahramanlık” eylemi gibi sundular. İşgal ordusunun "herhangi bir Filistinliye ulaşabilecek güce sahip olduğu" algısını içeren askeri açıklamalar, suikastı “dramatik bir oylama, kaçırılmış bir fırsat, gergin bir bekleyiş” gibi sinematik ifadelerle tanımladı.
Ancak gerçek şu ki, hedef alınan kişi ne bir sığınakta saklanan bir direnişçi ne de bir savaşçıydı. O, neredeyse tamamen kör, üçte ikilik işitme kaybı olan, birçok hastalıkla mücadele eden, hareket kabiliyeti yalnızca tekerlekli sandalyesiyle evinden camiye gitmekle sınırlı olan yaşlı bir adamdı.
"Allah yolunda şehitlik en yüce arzumuzdur"
Şeyh Ahmed Yasin, Müslüman Kardeşler'in terbiyesiyle yetişmiş bir önderdi. Bu cemaatin eğitim sisteminde tüm müntesiplere ezberletilen ve özümsetilen temel ilkelerden biri de "Allah yolunda şehit olmak en yüce arzumuzdur" ilkesidir.
Şeyh Ahmed Yasin, herkesin bildiği gibi tekerlekli sandalyeye mahkûm, felçli bir insandı. Ama işgalci siyonistler onun bu haline rağmen iman gücü ve kararlılığı ile direnişçileri sürekli cesaretlendirdiğini görüyor, bu yüzden varlığına tahammül edemiyorlardı. Dolayısıyla onu tasfiye etmek için birçok kez plan yaptılar. Bazılarında başarılı olamadılar, bazılarında da doğacak sonuçtan korktukları için çekingen davrandılar.
Ahmed Yasin, 22 Mart 2004 tarihinde tekerlekli sandalyesiyle sabah namazını kıldığı camiden çıkarken siyonist rejim hava kuvvetlerine bağlı apaçi helikopterler tarafından atılan füzelerle şehit oldu.
Şeyh, şehit edilerek cihad ve direnişle dolu hayatını noktaladı. Böylece, Filistin halkının mücadelesini canlandıran bir yol çizdi ve "Hayat direniştir" ilkesini kökleştirdi.
Güçlü bir öngörü: "israil 2027'de yıkılacak"
Şeyh Yasin, geride yalnızca bir mücadele mirası değil, aynı zamanda yıllar sonrasını işaret eden güçlü bir öngörü de bıraktı. 1999 yılında El Cezire'ye verdiği röportajda, işgalci rejimi israilin varlığının sonuna dair dikkat çeken bir takvim paylaşmıştı: 2027.
Şeyh Yasin’in bu öngörüsü, günümüzde artan direniş ve bölgedeki jeopolitik sarsıntılarla birlikte her geçen gün daha fazla tartışılır hale geliyor.
Peki, bu sözlerin dayandığı temel nedir ve Şeyh Yasin bu kesin ifadeyi nereden almaktadır?
Şeyh Ahmed Yasin, israilin yıkılacağı 2027 tarihini tesadüfi bir tarih olarak değil, Kur’an’daki “kırk yıl” kavramına dayandırarak açıklamıştır. Bu perspektife göre, her 40 yılda bir nesiller değişmekte ve tarihte önemli dönüm noktaları yaşanmaktadır. Şeyh Yasin bu döngüyü şu şekilde özetlemiştir:
Birinci 40 Yıl: Filistin halkının topraklarından sürüldüğü ve “Nakba” (Büyük Felaket) olarak bilinen trajedinin yaşandığı dönemdir.
İkinci 40 Yıl: 1987’de başlayan ve taş atan çocukların sembolleştiği Birinci İntifada ile başlayan, çatışma, direniş ve intifadaların damga vurduğu dönemdir . Şeyh Yasin, bu dönemi direnişin olgunlaştığı ve işgalcilere karşı savaşın arttığı bir evre olarak tanımlamıştır.
Üçüncü 40 Yıl (2027-…): İşte Şeyh Yasin’e göre bu dönem, işgalin varlığının sona ereceği ve “özgürleştirici nesil” in zaferine sahne olacak dönemdir.
"Zulüm üzerine kurulan hiçbir devlet bekâ etmez"
Şeyh Yasin’in bu öngörüsünün temelinde sadece kronolojik bir takvim değil, aynı zamanda güçlü bir adalet inancı yatmaktadır. israilin kuruluş felsefesini "zulüm ve gasp" üzerine oturtan Şeyh Yasin, bu temelin kendi kendini yok etmeye mahkûm olduğunu sürekli vurgulamıştır.
Bugün, 2026 yılında, Şeyh Ahmed Yasin’in işaret ettiği 2027 yılına yaklaşırken, Filistin toprakları yine ateş çemberinin ortasında. 7 Ekim 2023’te başlayan “Aksa Tufanı” operasyonu, birçok yorumcu tarafından Şeyh Yasin’in bahsettiği “zulüm üzerine kurulu gücün” kırılganlığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Şeyh Yasin, bedeni şehadetle aramızdan ayrılsa da, geride bıraktığı bu güçlü vizyon, bugün hâlâ direnişin yolunu aydınlatan bir ışık olmaya devam ediyor. (İLKHA)





