Yapay zeka destekli sistemler, dünya genelinde göç yönetimi, sınır güvenliği, vize değerlendirmeleri ve biyometrik kimlik doğrulama gibi birçok alanda yaygın olarak kullanılıyor.
Ancak bu sistemlerin yeterli denetimden geçmeden uygulanması, ayrımcılık ve veri ihlali risklerini artırıyor. Dr. Öğr. Üyesi Kaya, yapay zekânın bugün göç yönetiminin neredeyse tüm aşamalarında yer aldığını belirtti. Türkiye’de GöçNet sisteminin yaklaşık 5,5 milyon yabancının kaydını tuttuğunu ve 20’den fazla kamu kurumuyla entegre çalıştığını aktaran Kaya, YİMER 157 çağrı merkezinde de yapay zekâ destekli konuşma tanıma sistemlerinin yedi dilde hizmet verdiğini söyledi.
Türkiye’nin biyometrik kapasitesine de değinen Kaya, Milli Biyometrik Parmak İzi Sistemi ile Türkiye’nin kendi biyometrik algoritmasını geliştiren dünyadaki yedinci ülke konumunda bulunduğunu ifade etti. Uluslararası uygulamalara da dikkat çeken Kaya, Avrupa Birliği’nin Frontex ajansının drone’larla göç hareketlerini izlediğini, ABD’nin ise otonom gözetim kuleleri ve plaka tanıma sistemleri kullandığını hatırlattı.
"Algoritmalar tarafsız değil"
Yapay zeka sistemlerinin en büyük risklerinden birinin algoritmik ayrımcılık olduğuna işaret eden Kaya, yüz tanıma sistemlerinde koyu tenli bireylerin açık tenlilere kıyasla çok daha yüksek hata oranlarıyla karşılaştığını söyledi. Bazı ülkelerde posta kodu, ülke bilgisi veya lehçe gibi görünürde tarafsız değişkenlerin dolaylı ayrımcılığa yol açtığını vurgulayan Kaya, algoritmaların toplumsal önyargıları yeniden üretebildiğini dile getirdi.
"Biyometrik sistemler ilk beyanı doğrulayamaz"
Biyometrik sistemlerin teknik sınırlılıklarına dikkat çeken Kaya, bu sistemlerin yalnızca aynı kişinin tekrar başvuruda bulunup bulunmadığını doğrulayabildiğini, ilk kayıt sırasında beyan edilen bilgilerin doğruluğunu teyit edemediğini ifade etti. Türkiye’de Milli Biyometrik Sistem için açıklanan yüksek doğruluk oranlarına rağmen, bu verilerin bağımsız denetim sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmadığını belirten Kaya, şeffaflığın bu alanda temel bir gereklilik olduğunu vurguladı.
"Biyometrik veriler geri döndürülemez riskler taşıyor"
Göç yönetiminde tutulan biyometrik verilerin siber güvenlik açısından son derece hassas olduğunu dile getiren Kaya, parmak izi ve yüz geometrisi gibi verilerin sızdırılması hâlinde bunun kalıcı riskler doğurduğunu söyledi. ABD ve diğer ülkelerde yaşanan veri sızıntılarına dikkat çeken Kaya, bu tür ihlallerin yalnızca sığınmacıları değil, geldikleri ülkelerde yaşayan ailelerini de tehlikeye atabildiğini ifade etti. Merkezi veri depolama yapıları ve denetimsiz taşeron firmaların, bu riskleri daha da artırdığını kaydetti.
"Uluslararası hukukla ciddi bir gerilim söz konusu"
Yapay zeka destekli göç sistemlerinin uluslararası hukuk ve insan hakları normlarıyla tam uyumlu olmadığını belirten Kaya, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’nda göç ve iltica uygulamalarının “yüksek riskli” alanlar arasında yer almasına rağmen, bazı uygulamalara hâlâ izin verildiğini hatırlattı. Kaya, vatandaşlar üzerinde uygulanması yasaklanacak ya da sıkı denetime tabi tutulacak sistemlerin, sığınmacılar üzerinde daha gevşek kurallarla kullanılmasının ciddi bir çelişki oluşturduğunu ifade etti.
"Asıl soru hukuk mekanizmalarının bu hıza nasıl yetişeceği"
Gelecek dönemde yapay zekâ destekli sahte belge üretimi, büyük dil modellerinin iltica değerlendirmelerinde kullanılması ve devasa biyometrik veri tabanlarının birbirine bağlanmasının öne çıkacağını belirten Kaya, denetim ve hukuk mekanizmalarının bu gelişmelere ayak uydurmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Yapay zeka göç yönetiminde verimlilik sağlıyor. Ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir. Asıl mesele teknolojinin hızı değil, hukuk ve denetim mekanizmalarının bu hıza nasıl yetişeceğidir.” (İLKHA)



