Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtuluşunun 106'ncı yıl dönümünde konuşan eğitimci yazar Adil Saraç, kentin kurtuluş mücadelesinin yalnızca bir şehir savunması değil, aynı zamanda hürriyet, irade ve vatan sevgisinin en büyük örneklerinden biri olduğunu söyledi.

Kurtuluş mücadelesinin bazı çevrelerce 'isot tarlası' söylemine indirgenmeye çalışıldığını belirten Saraç, bunun gerçekle ilgisinin bulunmadığını ifade ederek Urfa'nın hürriyet, vatan sevgisi ve fedakarlıkla kurtarıldığını söyledi.

Eğitimci yazar Adil Saraç, Urfa'nın kurtuluş mücadelesinde yalnızca cephede savaşanların değil, kadınların, gençlerin, aşiretlerin ve bütün şehir halkının rol oynadığını belirterek 'Bu mücadelede kimisi ekmek verdi, kimisi mermi verdi, kimisi canını verdi.' ifadelerini kullandı.

Eğitimci yazar Saraç, günümüzde gençlerin tarih ve vatan sevgisinden uzaklaştığını belirterek, Şanlıurfa'nın kurtuluş ruhunun yeni nesillere mutlaka anlatılması gerektiğini söyledi. Saraç 'Biz gençlerimize memleketi bırakacağız. O yüzden kurtuluşun ruhunu anlatmak zorundayız.' dedi.

'İnsanlar ne için ölür?'

İnsanın vatanı, namusu, toprağı ve çıkarları gasp edildiği için öleceğini dile getiren Saraç 'Yıllardan bir yıl 2026, aylardan bir ay nisan, günlerden bir gün 11 Nisan. Urfa'nın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü, 106 yıl oluyor. Tabii şimdiki gençlik için bunlar bir şey ifade etmiyor. Bir isot tarlası varmış, Fransızlar isot tarlasına girmiş, Urfalılar 'İsot elden gidiyor.' diyerek ayaklanmış, arkasından da Urfa'yı kurtarmışlar. İsot aşkı uğruna bir kurtuluş veyahut da 'Kurtulmuş da ne olmuş?' gibi bakanlar var. Kurtuluş öyle bir şeydir ki insanlar ne için ölür? Uğruna kendilerini feda edecekleri şeyler için ölür. Vatanı için, namusu için, toprağı için, çıkarları gasp edildiği için. Bizler hürriyetimiz için ölmeye karar verip o şekilde ayağa kalktık. Kalkmazsak ne olurdu? Fransız burada kalırdı, İngiliz burada kalırdı. Bizler onların sömürgesi olurduk. Bizler bir koloni olarak Urfa'da, Fransız tebasında Türk, Kürt ve Arap olarak kalacaktık. Düşünün ki vatanına sahip çıkmayan, esir olanlar kendisini esir edenin her sözüne, her emrine uymak zorunda. Düşünün ki Fransa'ya ilk ağızda 425 tane Fransız askeri geldi. Başlarında Sajo diye bir komutan var. Enteresan olan şey, gelen askerlerin içerisinde Senegalli askerler var ve bunlar Müslüman askerler. Bize kurşun sıkıyorlar, kurşun sıkmaya mecbur bırakılıyorlar. Müslüman Müslümana kurşun sıkıyor. Niye? Çünkü iradeleri kendi ellerinde değil. Urfa, iradesini kendi elinde tutmak, vatanında özgür ve mutlu yaşamak adına veya başka bir deyişle kendisinden sonra gelen torunların rahatı uğruna kendilerini feda ettiler. 250'den fazla şehit verdiler. Baktığımız zaman doğrudan doğruya Urfa mücadelesi için Urfalılar Fransızlara pusu kurdular, ettiler. 'Urfalılar kalleştir.' diye bir yaklaşım da var. Baktığımız zaman bunlar kel akılların, kıt akıllı ve küçük kafalıların hezeyanları ve saçmalamalarıdır. Çünkü baktığımız zaman Urfa'da kurtuluşun meyvesini ortaya çıkarma noktasında bir irade ortaya koyuyor. Bu koyduğu irade ile 'Ben bu eziyete gelemem, boyunduruk altında kalamam.' diyor ve bugünkü çocuklarımıza ders veriyor ama alan kim?' şeklinde konuştu.

'Sen burayı işgal etmek için geldin'

Şanlıurfa'yı işgal etmeye gelen İngiliz komutan Urfa valisine 'Beni karşılamaya niye gelmedin?' diye sorunca 'Sen buraya misafir olarak gelmedin.' diye cevap verdiğini söyleyen Saraç 'Urfa gerçekten büyük bir şehir. Hazreti Nuh'un tufanından sonra kurulan 5 büyük şehirden biri. Son bulgularla beraber Göbeklitepe, Karahantepe gibi yerlerle geçmişi 13 bin yıla kadar gidiyor. Fakat burada yaşayan insanlar çok bereketli topraklar üzerinde olduğu için, bir de geçit noktasında olduğu için her millet buraya sulandı. Yahudi'si de sulandı, Hristiyanı da sulandı. Kusura bakmayın kaba tabirle konuşuyorum, ağzının suyu akmış diyelim. Daha öncesinde Bizans, Ermeni, Süryani, daha öncesinde Sümer medeniyeti gibi medeniyetler bulundu. Urfa bir geçiş noktasıdır. Urfa'yı ele geçiren Kudüs'ü ele geçirmiş. Aslan Yürekli Rişar, İkinci Haçlı Seferi galiba önce Urfa'yı almış, sonra gidip Kudüs'ü alabilmiş Müslümanların elinden. Savaş bu şartlar altında meydana geldi. Urfa'ya gelen İngiliz komutan valiye gelip, 'Beni niye karşılamadın?' diye soruyor. Urfa valisi, 'Sen misafir olarak gelseydin ben seni daha uzaktayken karşılardım ama sen burayı işgale geldin.' diyor. Şimdi bu valinin dirayetini Urfa'da gösterebilecek gençler var mı, yok mu? Belki vardır ama sayısı ne kadar ve sözü ne kadar geçiyor, onu bilmek lazım. Bunun yanında bir de 12'ler diye bir olay var. 12 tane insan sıra gecesinde bir araya gelmiş ve Urfa'nın kurtuluşuna karar vermiş. Bu belki 12 değil, belki 15, belki 20 kişi fakat nedense 12'ler olarak öne sürülmüş. Halbuki Urfa'nın kurtuluşunda her mahallede 12'ler var. Urfa'nın kurtuluşu bu şekilde meydana geldi. Niye? Çünkü vatanı korumanın önemi büyük. Vatanı korumasan ne olur? Düşmanınla beraber savaşırsın. Fakat bugün öyle şartlar oluştu ki Gazze Savaşı sırasında Urfa'daki birkaç tane zibidi genç gidip siyonistlerin safına katıldı ve uzun namlulu silahlarla poz verdiler ve utanmadan bunları paylaştılar. Allah bu memleketi onların eline bırakmasın. O çocuklarının eline kalırsak memleketin hali çok zor. Tevfik Fikret'in gençlere hitaben yazdığı 'Ferda' adında bir şiiri var. Ferda kelimesinin anlamı yarın. Bir de orada 'Bedia' kelimesi geçiyor. Bedia kelimesinin manası da emanet. 'Ferda senindir.' dedim, beni alkışladın. Hayır, bir şey senin değil, sana ferda bediadır. Biz gençlerimize memleketi bırakacağız. O yüzden kurtuluşun ruhunu anlatmak için bunları söylüyorum.' ifadelerini kullandı.

'Urfa kendi başına kurtuldu'

Urfa'nın kan dökerek alındığını belirten Saraç 'Burası gökten bize Allah tarafından indirilen bir toprak değil. Biz burayı kanımızla almışız. Müslümanlar 639 senesinde Urfa'yı almışlar. Ondan sonra Urfa 4 sefer İslamiyet dışı varlıkların toprağı olmuş ve her dördünde de yeniden kurtulmuş. Sonra en son Osmanlı döneminde kurtuldu. Tabii o zamanlar epey kan dökülmüş. Tarih çok zalimdir. 1453 senesinin Nisan ayında başlayan İstanbul'un fethinde 53 gün kuşatma sürdü. Şahi topları atıldı, karadan gemiler yürütüldü. Peki kaç tane insan öldüğünü tarih yazıyor mu? Peki ölmeden önce o son gecesini geçiren o şehidin haletiruhiyesi neydi? Kimleri geride bıraktı, kimi kime bırakıp, kimi kime emanet etti, kızını kime emanet etti, oğlunu kime emanet etti, hanımını kime emanet etti? Bunları bilen yok. Tarih çok acımaz. Gorbaçov diyor ki, o Rus devlet adamı 'Tarih denen cilveli kadının kime güleceği belli olmaz.' Tarih kazananı sever. O yüzden kazanmak zorundayız. Kazanamayınca son olarak İran olayı bir örnek. İran'dan kimse kaçmadı. Tam aksine İran'da olmayanlar İran'a geri döndü. Vatan tutkusu işte bu. Bu nükleer tesisleri bombalayacaklardı. Etrafında binlerce insan halka kurdu. Düşünün, havadan gelen bir bombayla ölümü bekliyor. Vatan sevgisi bu. Ben bu tür şeylerin bilinmesi için lise çağındaki öğrenciler için bir arkadaşımıza roman yazdırdım. 'Dalyan Mustafa' diye, bulanlar okusunlar. Güzel bir romandır. Vatan sevgisinin ne olduğunu orada anlatır. Dalyan Mustafa, Kut'ül Amare Savaşı'ndan gelir, Kurtuluş Savaşı'na katılır. Bir de Şule Vural diye bir kız kardeşimiz var. Ona da Urfa Kurtuluş Destanı'nı yazdırdım. Tabii ki daha güzelleri yazılabilir. Bunlar örnek olsun diye söylüyorum. Dolayısıyla kurtuluş ve tarihini bilmek bizim için önemli. Urfa diğer şehirlerden farklı olarak Maraş teslim olmak üzereydi fakat Urfa'da Fransız ordusu sıkışınca Maraş'taki Fransız kuvvetleri Urfa'ya doğru geldiler. Bundan dolayı Maraş kurtuldu. Antep aşağı yukarı 20 aydan fazla muhasara altında kaldı fakat Urfa kendi başına kurtuldu. İsot meselesi, Urfa'yı sevmeyenlerin, Urfa'ya rakip olanların, Urfa'da yaşadığı halde Urfa'nın ekmeğini yediği halde yediği kaba pisleyenlerin ifadesi. Mantık çerçevesinde düşündüğümüz zaman isot Urfa'da ne zaman çıkar? Ağustos'ta başlar, Eylül sonu gibi biter. Şimdi ilaçlar olduğu için, hormonlardan dolayı biraz daha dayanıyor. Şimdi İngilizler 30 Ekim'de Urfa'ya geliyor fakat 30 Ekim'de Urfa'da isot yok. 5 Ocak'ta da Fransızlar geliyor, o zaman da isot yok. Peki bu isot tarlası muhabbeti nedir? Tamamen uydurma.' diye konuştu.

'Urfa hiçbir zaman boş durmadı her gün şehit verdi'

Saraç 'Bir de pusu meselesi var. Pusu meselesine gelince tabii Urfalılar onları sıkıştırıyorlar. Ben daha önce şöyle bir şey zannediyordum: Olayı, Fransızlar geldi, bizleri takip etmeye çalıştılar, tabii başaramadılar, Urfalılar pasiftir, enişte bulundu, namuslarını ve canlarını korudular, bazen ufak tefek saldırılar yaptılar ve sonunda Fransızlar aç kalıp gittiler. Ben böyle biliyordum. Doktor Fişher diye bir adam var, Urfa'daki anılarını yazmış. Urfa hiçbir zaman boş durmamış. Her gün şehit vermiş, her gün saldırmış. Bu kolay bir şey değil. Adam diyor ki 'Düşman bize tat vermedi.' Düşman dediği kişi de Urfalı. 'Burnumuzu bile dışarıya çıkartamıyorduk. Bir duvar vardı, duvarın dibinde sürüne sürüne gidiyorduk. Duvarda boyumuz göründüğü gibi kurşunu yiyorduk.' Dolayısıyla zor bir mücadele oldu. Tabii sonradan anlamışlar fakat Fransızlar neyi bekliyorlar? Takviye kuvvet bekliyorlar. Takviye kuvvet de bir türlü gelmeyince yiyecek, içecek malzemeleri kalmıyor. Malzemeleri kalmayınca atlarını kesip yiyorlar. En son bakıyorlar ki olacak gibi değil, ümitlerini kesiyorlar ve diyorlar ki 'Biz gidelim, kuvvetleri alıp geri dönelim.' Ali Saip Köprüsü, bugünkü Bediüzzaman'ın yanındaki kapılı köprünün içinde bir anlaşma yapılıyor. Fransızlar silahlarını bırakıp gidecekler. Olayın o kısmını tam olarak bilmiyorum, silahlarını bıraktılar mı, yanlarında mı götürdüler? Urfalılar orada dedi ki 'Bu adamlar boş durmayacak.' Çünkü o sırada Maraş dışında 11 Nisan'a kadar kurtulan yer yok. Bir daha geleceğini düşündüler. Dediler ki 'Bunları hiç göndermeyelim.' Şebeke'de pusu kurdular. Pusuyu fark eden Fransız askerinin açtığı ateşten hemen sonra hepsini yaylım ateşi açarak öldürdüler ve o şekilde olayı bertaraf ettiler. Ama Urfalılar haklı çıktı. 25 Mayıs'ta Fransızlar bir daha denediler, 800 askerle ama Urfalılar haber alınca Urfalılar onları püskürttüler. Onun için bu bir pusu değil, bir savaş taktiği. Peygamber Efendimiz, 'Harp bir hiledir, taktiktir.' buyurmuş. Yaparsan savaşı kazanırsın. Kurtuluş hakkında bunları söyleyebiliriz.' sözlerine yerverdi.

'12'leri söylersek 112'lerin hakkını yemiş oluruz'

15 ile 75 yaş arası herkesin bu işe bel verdiğini, emek verdiğini dile getiren Saraç 'Aşiretlerin olaya katılması sonradan oldu. 5 Ocak ile 11 Nisan arasında aşiretlerden bazıları Fransızlara yardım ettiler. Hangi aşiret olduğunu söylemeyelim. Akçakale yolunda bir aşiret var, onlar da Fransızlara yardım etti. Ama bunun yanında Urfa aşiretler, Siverek'ten, Hilvan'dan, az miktarda Viranşehir'den, Bozova'dan aşiret reislerinin Urfa'ya asker göndermesiyle ortaya çıktı. Suruç'taki bazı aşiretler de askerlerin bu tarafa gelmesini engellediler. Birkaç defa Fransız yardım konvoyu gelmeye çalıştı fakat olmadı. Dolayısıyla kanaat önderi dediğimiz insanlar bugün adı söylenen 12 tane insandan ibaret değil. Elbette ki onlar da işin içerisinde. Bu harekette 14-15 yaşından tutun da kadın ile erkeği ile bu mücadelenin içinde yer aldı. Düşünün ki 20-25 yaşında bir adam, daha yeni evli, hanımı 2 aylık hamile, evini bırakıp savaşa gidiyor, ölmeye gidiyor ve şehit oluyor. Şimdi bu kadının bu haritaya rolü yok mu? Elbette ki var. Eşini gönderirken o cesareti, o vatan sevgisini gösteriyor. Hem de ondan sonra 35-40 sene dul yaşıyor. Büyük cesaret ve fedakarlıklar meselesi bu. Yani ben Urfa'da falan adam öndeydi, falan adam arkadaydı, şu şunu yaptı, bu böyle yaptı diye düşünmüyorum. Diyorum ki Urfa'da 15 ile 75 yaş arası herkes bu işe bel verdi, dirsek verdi ve dayanak verdi. Kimisi ekmek verdi, kimisi aşk verdi, kimisi mermisini verdi, kimisi tabancasını verdi. Fransızlar Urfa'da huzur yüzü bulamadılar. Karabey'de, Güllülerin Evi'nde toplanan kimler var bilemiyoruz. Bunların arasında bir de resmi askerler var, şu an ismini hatırlamıyorum. Dolayısıyla ben insanların üzerinde durmuyorum, ben olayların üzerinde duruyorum. Bu olayla Urfa tarihe adını altın harflerle yazdırdı mı, yazdırmadı mı? Bizim için önemli olan bu. Bunu Ahmet yapmış, Mehmet yapmış, hiçbir önemi yok. Örnek verelim, İstanbul'un fethinde Ulubatlı Hasan önde görünüyor. Kaç tane Ulubatlı Hasan var? Dolayısıyla isim önemli değil. Herkesin bu işte payı var. Kendi adıma çok hoş olmasa da bir şey söylemek istiyorum. Ben Urfa'da birçok etkinliğe katılıyorum fakat benim fotoğrafımı çekmeyin diyorum. Niye? Diyorum ki benim fotoğrafımı Allah çeksin. Önemli olan benim yaptığım, benim kulluğum, benim Allah'a karşı ve vatanıma karşı, çocuklarıma, torunlarıma karşı olan görevimdir. Bunun için eğer 12'leri söylersek 112'lerin hakkını yemiş oluruz.' dedi.

'Bu şartlar altında harp yürütmek kolay değildir'

Şanlıurfa İl Müftü Yardımcısı Bilik'ten Mescid-i Aksa çağrısı: Somut adımların atılması gerekiyor
Şanlıurfa İl Müftü Yardımcısı Bilik'ten Mescid-i Aksa çağrısı: Somut adımların atılması gerekiyor
İçeriği Görüntüle

Urfada bu kadar farklı unsur varken savaşmanın zor olduğunu söyleyen Saraç 'Genelkurmay Harp Dairesindeki arşivde Urfa ile ilgili yazışmalar var. Ben onlara ulaşmış değilim. Sevgili arkadaşım Müslüm Akalın bu konuda epey belge yayınladı. Belgelerle anlatılanlar arasında fazla fark olduğunu sanmıyorum. Gerek halk arasında söylenen gerek Genelkurmay Başkanlığındaki belgelerin anlatımlarıyla kendi kendini kurtarmış bir şehir, kendi kendine yetecek bir şehir Urfa. Urfa öyle enteresan bir yer ki Meşarkiye Mahallesi ile Kendirci Mahallesi'nde Yahudiler oturuyor. Bunun yanında Büyük Yol ve aşağısı, Çarkçı Mahallesi'nin üst tarafında Ermeniler oturuyor. 58 Meydanı dediğimiz tarafta Süryaniler oturuyor. Bu şartlar altında bir harp yürütmek kolay değil ve bunlardan sadece Ermeniler bizleri arkadan vurmaya çalışıyorlar. Ermeniler de savaştan sonra kalacak yüz bulamadıkları için terki diyar ediyorlar. Bu kadar unsur içinde savaşa karar vermek ve canını vererek savaşmak büyük cesaret ister. Yoksa hepsi Müslüman, hepsi Türk, Kürt, Arap değil. Bu bakımdan Urfa kurtuluşu çok önemli. Bütün olumsuz şartlara rağmen Urfa o zaman vilayet değil, cephanesi yok. Urfa'nın çok lazım olduğu zaman, örneğin 1915 isyanında Diyarbakır ve Siverek'ten top ve tüfek geldi Ermenilere karşı. Dolayısıyla maddi sıkıntı, silah sıkıntısı, ocak, hane sıkıntısı, yiyecek içecek sıkıntısı bir de Süryani, Ermeni ve Yahudi halkının baskısı var. Üstelik savaş esnasında onlara zarar vermemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Mesela hiçbir Yahudi'nin canına zarar gelmiyor, hiçbir Süryani'nin, hiçbir Ermeni'nin canına zarar gelmiyor. Bu kadar ince bir siyaset, ince bir politika. Urfa'da kadınların iki özelliği vardır. Bir, çok beddua ederler, bir de çok mani söylerler. Urfa'da maniye düzme derler. Kadınların bir düzmesi var, diyor ki 'Kişe tavuğum kişe, başiya bitler düşe, Fransız köyü eşmiş, inşallah kendi düşe.' ifadelerini kullandı.

'Şimdiki gençlere bunların öğretilmesi lazım'

Savaşın manevi boyutuna değinen Saraç 'Bu işin manevi boyutu küfre karşı savaş, yani cihat. Bir de senden sonra gelecek insanların ekmeğini düşünüyorsun, hürriyetini, özgürlüğünü ve mutluluğunu düşünüyorsun. 'Ümmet mutlu olsun, çocukların mutlu olsun.' diyorsun. Fedakarlık yapıyorsun, hak adına savaşıyorsun, sabrediyorsun ve doğrudan doğruya herkes elinden geleni yapıyor. Evinde bir tas bulguru savaşan askerlere veren kadınlar var. Günlerce, aylarca et yemiyorlar. Bugünkü çocuklara bakalım, yapabiliyorlar mı bunu? İşte şimdiki gençlere bunların öğretilmesi lazım. Öğrenilmesi için de 11 Nisanların unutulmaması lazım. Şimdi enteresan bir olay vardır: Kut'ül Amare Savaşı. Biz 13 bin tane İngiliz askerini esir almışız ve en kötü zamanımızda, 1910'lu yıllarda, bu savaşı kazanmışız. O zamanki devlette bu zaferin bayram olarak kutlanması için karar almış. Bunun adı da Kut Bayramı. 1916'dan 1929'a kadar Kut Bayramı kutlanıyor. 1929'da yukarıdan gelen bir emirle Kut Bayramı şenlikleri iptal ediliyor. İngiltere'nin bu bayramdan canı sıkılıyormuş. İşte zihniyet bu, fark bu.' diye konuştu.

'Hakkım varsa helal etmiyorum'

Bizler çocuklarımıza ve gençlerimize gerekli sevgiyi aşılayamadık diyen Saraç 'O tarihleri hatırlayan insanlar, yaşayan insanlar iki üç kişi dışında hatıra filan yazmamış. O dönemin duygularını anlatacak, o dönemin halkının efkarı Umumiyesini anlatacak hiçbir yazı yok. İşte ben de onlar için uğraşıyorum. Onların ortaya çıkarılması lazım. Bizim zamanımızda, 1960-1970 yılları arası lisede okuyan gençlerin sınıfına girip desek ki 'Gençler, Urfa'yı sevmeyen var mı?' Bir tane parmak kalkmaz. Birisi şakadan bile olsa kaldırsa arkadaşları tarafından dayak yer. Fakat bunun yanında biz üniversitede okurken, yaz tatili, Urfa'da aşırı sıcak, şu an tatile nereye gidiyorlar? Deniz kenarına, İstanbul, İzmir, Karadeniz. Biz Urfa'ya tapulu olduğumuz için Urfa'ya dönerdik. Sıcağa rağmen, her şeye rağmen Urfa'ya dönerdik ve özleyerek dönerdik. Akabe Boğazı'ndan girerken oradan Urfa görünüyor, yüreğimiz küt küt atmaya başlardı. Şimdiki gençlerde bu sevgi yok. Peki bunun sebebi kim? Biziz. Çünkü biz onlara gereken sevgiyi aşılayamadık, kısmen. Ama maalesef biz cılız kaldık. Siyaset bu işi mahvetti ve siyaseti yapanlar da ya asker sahibi ya para sahibi ya da silah sahibi. Bizim elimizde para da yok, silah da yok, asker de yok. O yüzden bizler cılız kaldık. Urfalıların bir tabiri var, çok hoşuma gider. Der ki 'Sebep olan kebap ola.' Bizi yolumuzdan eden, bizim genç çocuklarımızı elimizden alan insanları ben affetmeyeceğim, hakkım varsa helal etmiyorum. Ben kurtuluştan ziyade kurtuluşun ruhunu anlatmaya çalıştım. Evet, olaylar var. Olaylar her savaşta var ama önemli olan o savaşa girme psikolojisidir. Biz hangi durumdaydık, o savaşa niye girdik? Yeniçeri olayından sonra ordu Anadolu'dan asker toplamaya başladı. Kimler çocuklarını askere gönderip de gelmesinden ümidini kesti? Hepsi kesti. Urfa'da bir Eşek Meydanı vardır. Eşek Meydanı, şimdiki Hilton Oteli'nin yeri. Orada eskiden bir otogar vardı. Orası niye Eşek Meydanı diye araştırdıktan sonra öğrendik ki orası Eşek Meydanı değil, Eşk Meydanı. Eşk nedir? Göz, yani gözyaşı meydanı. Peki niye Gözyaşı Meydanı? Savaş zamanı askere, ölmeye giden gençleri oradan uğurluyorlar, gözyaşları içerisinde. Yani asker uğurlama meydanı. Bu memleket bu fedakarlıkları yaptı. Bizler ne yapıyoruz? Kıymalı ekmek, kebap, isot medeniyeti.' dedi. (İLKHA)

Kaynak: İLKHA