Kabine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantı yaklaşık 2,5 saat sürdü.
Toplantıda Terörsüz Türkiye süreci, İran ve Suriye'deki gelişmeler, Gazze Barış Planı ile iç politika ve ekonomideki gelişmeler ele alındı.
Toplantının ardından kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
Biz her zaman eserlerimizle konuşuyoruz. Bugün başkentimiz Ankara'ya yeni Türkiye'yi simgeleyen bir yatırımı kazandırmanın gururunu yaşadık. Hizmete açtığımız Esenboğa Havalimanı 3. pistinin ve kulesinin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Türkiye'nin başşehrini vatandaşlarımızı haftalarca susuzluğa mahkum edenlerin zihniyetin insafına bırakamayız. Kendileri dışındaki herkesi suçlamaya, basın mensuplarını tehdit edenler bizim hizmet şevkimizi kıramazlar. Bu ülkede kutuplaştırma deyince, kriz fırsatçılığı deyince, felaket tellallığı, iş bilmezlik deyince kimin akla geldiği herkesin malumudur. Kimin hizmet karnesinin pekiyilerle dolu, kimin sicilinin zayıf ve kara lekelerle dolu olduğu gayet bellidir.
Türkiye'nin bu fırtınalı dönemi kazasız, belasız atlatması için ilave tedbirleri görüştük. Mevcut sorunlar büyürken bunlara her gün yenileri ekleniyor. Kural temelli uluslararası sistem hem çok ağır yara aldı hem de ciddi itibar kaybına uğradı. Hukukun gücü yerine güçlünün hukukunun egemen olduğu adaletsiz ve çarpık küresel düzene doğru hızla sürükleniyoruz.
Rusya-Ukrayna savaşında her iki tarafta yüzbinlerce insan öldü. Pek çok kişi doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Barış umutlarını artıracak yol haritası maalesef henüz oluşmadı. Komşumuz İran, İsrail saldırılarından sonra şimdi de toplumsal huzurunu ve istikrarını hedef alan yeni sınamayla karşı karşıya. Diyaloğu ve diplomasiyi önceleyen ince bir siyasetle İranlı kardeşlerimiz tuzaklarla dolu bu dönemi inşallah geride bırakacaklarına inanıyoruz. Barışı ve istikrarı merkeze alan dış politikamızla bölgemizi belirsizliğe sürükleme riski olan her türlü girişimin karşısında olacağız. Bize göre her türlü sorunun çözüm adresi karşılıklı güven ilişkisine dayalı müzakere masasıdır. İlgili tüm tarafları aklı selime, diyaloğa ve diplomasiye davet ediyor, tansiyonu düşürme noktasında bize düşen ne varsa yapmaya hazır olduğumuzu bilinmesini istiyorum.
Ortak tarih ve kültürü, medeniyeti paylaştığımız Suriye'deki her gelişmeyle çok yakında ilgileniyoruz. Suriye'nin 8 Aralık devrimiyle kavuştuğu özgürlük ortamını kalıcı huzura, barışa tahvil edilmesi için yoğun çaba harcıyoruz. Bir ve beraber Suriye'nin vazgeçilmez olduğu inancındayız. Suriye Suriyelilerindir. Suriye Arap, Türkmen, Kürt, Nusayri, Sunni, Dürzi demeden herkesindir. Tüm kesimleriyle kardeş Suriye halkınındır. Yüzbinlerce insanın hayatına malolan zulmün ardından Suriye tarihi bir fırsat yakalamıştır. Suriyeli kardeşlerimizin önü de ufku da bahtı da açıktır. Suriye halkının kardeşi, komşusu, kara gün dostu ülke olarak bunu sabote edecek hiçbir teşebbüse müsaade etmeyiz. Tek devlet, tek ordu ilkesi bir ülkede istikrarın olmazsa olmaz şartıdır. Bunu tahkim edecek her türlü adıma Türkiye'nin desteği tamdır.
Halep'in bazı mahallelerin işgalden kurtarılması adına başlatılan harekat dün ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasıyla sonuçlandı. Suriye ordusunun bu hassas operasyonu dikkatle yönetmesi operasyon sürecinde sivillerin zarar görmemesi için cerrah titizliğinde hareket etmesi her türlü takdire şayandır. Suriye'nin kuzeyini işgal altında tutan silahlı unsurların provokasyonlarına rağmen Suriye ordusu başarılı sınav vermiş. Haklı iken haksız duruma düşecek eylemlerden kaçınmıştır. Suriye hükümeti en az hasarla çözüme kavuşturmuştur. Tüm bunların çok kıymetli kazanımlar olduğuna inanıyoruz. Dün akşam Cumhurbaşkanı Ahmet Şara kardeşimle telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Kendisini anlaşma ve operasyondan ötürü tebrik ettim. DEAŞ başta olmak üzere teröre karşı mücadelelerinde Türkiye'nin daima yanında olduğunu bir kez daha ifade ettim. Suriye halkını dün olduğu gibi inşallah yarın da yalnız bırakmayacağız. Devlet içinde devlet kurma peşinde koşan bir avuç taşeron dışında Suriye halkının dünkü anlaşmadan büyük sevinç duyduğu anlaşılıyor. Halep, Rakka, Deyr Zor ve diğer şehirlerin sokaklarından yansıyan fotoğraflar barış özlemini gösteriyor. 13,5 yıl boyunca büyük acılar çeken halk umudu yeniden kuşanmakta, hayata yeniden sarılmakta, artık savaş istemediğini açıkça beyan etmektedir. Kimsenin bunu görmezden gelme hele hele bu umut iklimini dinamitleme hakkı yoktur. Suriye'nin bereketli toprakları acıya, kana, gözyaşına doymuştur.
İpe un sermenin, ayak diremenin çeşitli bahanelerin arkasına saklanarak zamana oynamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemizde terörün devri tamamen kapanmıştır. Ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasının gerekleri süratle yerine getirilmelidir. Biz çıkar hesabıyla değil insani hassasiyetlerle yol yürüyen bir iktidarız. Bugüne kadar attığımız her adımda değerlerimizi kuşandık, ilkelerimizi göz ettik. Tüm halklara kollarımızı ve kalbimizin kapılarını ardına kadar açtık. Irkçılık ve kavmiyetçilik bizim kadim kültürümüzün, bizim medeniyetimizin, inanç değerlerimizin reddettiği hastalıktır.
Bunların hiçbiri bizim kitabımızda yoktur. Kurduğumuz devletlerin tamamı ırkçılığın reddi üzerine bina edilmiştir. Selçuklu, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti bu tasavvur ve tahayyül etrafında şekil kazanmıştır. Biz de Türk, Kürt, Arap derken bu anlayışla hareket ediyoruz. Türkiye hiçbir mezhebin, etnik kimliğin karşısında değildir. Çatışmalar üzerinden güç ve rant devşirmek gibi ucuz ve vicdansız hesabın içinde değildir. Biz artık kardeşlik zemininde aklı selimle çözülmesini savunan ülkeyiz.
Aralarında kimi siyasetçilerin kimi yazarların kimi milletvekillerinin de olduğu çevrelerin ırkçılık virüsünü kaptıklarını üzülerek görüyoruz. Hangi vicdan sahibi zorla ailelerinden kopartılan, dağa kaçırılan çocuklarının ölüme gönderilmesini savunabilir. Şehirleri işgal edip, sivil halka eziyet etmeyi kim makul görülebilir. Halep'in şen olması, bütün mahalleleri ile güvenli hale gelmesi kimi niçin rahatsız eder? Ellerine boylarından büyük silah tutuşturulan o çocuklar, intihar yelekleri giydirilen o çocuklar hem Kürt kardeşlerimizin hem Suriye'nin geleceği değil mi? Terörle, şiddetle hiçbir yere varılamayacağının anlaşılması için daha kaç çocuğun ölmesi lazım? Arabın kanı Kürde, Kürdün kanı Türk'e, Türkmen'e haram değil mi? Kürt, Arap bizim kardeşimiz. Türkmen, Sunni, Şii, Alevi bizim canımız, ciğerimiz, can kardeşimiz değil mi? Meselelerimizi çözmek varken bu nefret, öfke, hırs, hınç ve ihtiras niye. Türkiye Cumhuriyeti burada iken bu devlet Allah'a hamdolsun dimdik ayakta iken neden başka hamiler, dostlar, yoldaşlar, ortaklar aranıyor, niçin elinde Müslüman kanı olanlardan medet umuluyor? Bu topraklarda kesret içinde vahdet olmak dururken niçin ayrışıyoruz?
Olaylara vicdan penceresi yerine ırkçılık ve kavmiyetçilik gözlüğünden bakanları bu hatadan dönmeye çağırıyorum. Biz bu coğrafyanın bin yıllık sakin ve sahipleriyiz. Bizim Türk, Kürt, Arap olarak birbirimizden başka dostumuz, yoldaşımız, dar günümüzde kapısını çalacağımız sığınağımız yok. Bu bölgede ne zaman birbirimize kardeşçe, dostça muamele ettiysek o zaman büyüdük, güçlendik, aşılmaz kale olduk. Ne zamanki Türk, Kürt, Arap, Şi, Sunni birbirimize düştük o zaman zayıfladık, kaybettik. Acı çektik.
Biz Suriye başta olmak üzere coğrafyamızın hiçbir köşesinde artık savaş, çatışma, gerilim görmek istemiyoruz. Yeraltı ve yer üstü zenginliklerimizin savaş baronlarının ceplerine akmasını istemiyoruz. Kardeşlerimiz açlık, kıtlık, yoksullukla boğuşurken bir damla petrolü oluk oluk akan insan kanından değerli gören materyalist zihniyetin palazlanmasını istemiyoruz. Hep birlikte kazanalım istiyoruz. Barışın ve istikrarın egemen olduğu bölgede hep beraber yanyana, huzur içinde yaşayalım istiyoruz. (İLKHA)




