Filistinli esir Samar Subeyh'in katıldığı 'Şimdi Ribat Sırası Sende Van' programı duygu dolu anlara sahne oldu. Katılımcılara seslenen Subeyh, 'Aksa Tufanı'nda iki kardeşim şehit oldu. Bunlar sadece kutsalımız Mescid-i Aksa için.' dedi.
Aksa Kadınları Derneği öncülüğünde Van'da düzenlenen 'Şimdi Ribat Sırası Sende Van' programında Gazze'de yaşanan zulmü birebir yaşamış ve o anlara şahitlik eden kadın esir Samar Subeyh'in gözyaşları içerisinde anlattığı anıları siyonist rejimin zalimliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Merkez İmam Hatip Anadolu Lisesi Konferans Salonu'nda düzenlenen programa, Aksa Kadınları Derneği Genel Başkanı Müyesser Yağız, Gazzeli esir Samar Subeyh, Beytülmakdis Öncüleri Derneği üyesi ve Filistin araştırmacısı Dr. Muhammed Bioud, Sumud Filosu aktivisti Emrah Atiş ve vatandaşlar katıldı.
Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programın açılış konuşmasını Aksa Kadınları Derneği Başkanı Müyesser Yağız yaptı. Yağız, 'Bizim coğrafyamız sıkıntılı bir coğrafya. Hepinizin malumu. Yani bu coğrafyada Kürt meselesi üzerinden, İslamcılık üzerinden, bu coğrafyanın, bu şehrin insanları her türlü kaderi yaşadılar ne yazık ki! Ama bu şehrin insanları bu sıkıntıları yaşarken hep bir yerlerinde, yüreklerinde, vicdanlarında Filistin'in 60-70 yıldır yaşadığı o işkencenin, o acının da sızısını yaşadılar. Hiçbir zaman bana ne Filistin'den, bana ne Kudüs'teki zulümden demediler. İşte bu şehirde yaşayanlar, bu şehrin STK'ları, bu şehrin Müslümanları benim yüreğime Filistin sevdasını düşüren insanlardır.' dedi.
'Mescid-i Aksa tüm Müslümanlara ait bir yer'
Beytülmakdis Öncüleri Derneği üyesi ve Filistin araştırmacısı Dr. Muhammed Bioud da Mescid-i Aksa'da yaşananlar ve işgal rejiminin amacını anlattı. Bioud, 'Öncelikli olarak Mescid-i Aksa'nın bizim için ne ifade ettiğini anlamamız lazım. Mescid-i Aksa ve Kudüs sadece oranın değil, tüm Müslümanlara ait bir yer. Tüm Müslümanların meselesi olan bir yer. Mescid-i Aksa Peygamber Efendimiz için ve bütün enbiyalar için çok kutsal bir yerdir. Mescid-i Aksa şu an bir tehdit ile karşı karşıya. Şu anda ihtilal güçleri, Mescid-i Aksa'nın altında bulunan heykele, onların düşündüğü eski mabede ulaşmak için çalışmalar yapmakta. Mescid-i Aksa'nın içinde ve dışında her yerde oraya hakim olma, oranın kontrolünü ele geçirmeye çalışma çabalarındalar. Mescid-i Aksa'yı tam 40 gün boyunca kapalı tuttular. O süreçte hiçbir Müslüman'ın namaz kılmasına, Ramazan boyunca orada hiçbir itikafın yapılmasına müsaade etmediler. Ve bu süreçte onlar oraya hakim olmaya çalıştılar. Ve 40 günün sonrasında biz hiçbir şey yapmadık. Onlar karar verdiler ve kendi kararları doğrultusunda açtılar. Ve bunu yaparak aslında anlatmak istedikleri şey, biz oranın sahibiyiz demek.' ifadelerini kullandı.
'Mescid-i Aksa'ın imamının bile girmesini yasaklıyorlar'
İşgal rejiminin Mescid-i Aksa'da istediği gibi davranabildiğini belirten Bioud, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Şu anda Mescid-i Aksa'nın içine girecek, namaz kılacak insanların sayısını belirlemeye çalışıyor ve belirliyor da. Oraya 10 bin kişi, 10 kişi girecek dediğinde onların söyledikleri oluyor ve oraya o kadar sayıda insan girebiliyor. Aynı zamanda yaş sınırı da koyuyorlar. Mesela 50'den yukarıda insanlar giremiyorlar. 15 yaşın altındaki kişiler giremiyorlar. Bu şekilde aslında sanki oranın sahibiymiş gibi davranıyor. Ve hatta Mescid-i Aksa'nın imamının bile girmesini yasaklıyor. O halde biz şu an israilin yapmaya çalıştığı bu siyaseti çok iyi bir şekilde anlamalıyız. Onların projesi zaman ve yer ayrımıdır. Bu politikayı zaman olarak şu şekilde yapıyor; Müslümanlar sabah namazına gidiyorlar bundan sonra öğle namazını da gidiyorlar. O arada Müslümanlar girmiyorlar ve diyor ki israil güçleri: 'Sabah namazı siz girin. Sabah namazı ile öğle namazı arasında biz girelim ve biz ibadetimizi yapalım.' Çünkü onlar Mescid-i Aksa'nın altında o heykelin ve ibadethanelerinin olduğunu düşünüyorlar. Aynı şekilde yer ayrımını da yapıyorlar. Diyorlar ki Mescid-i Aksa'nın içinde siz ibadet edebilirsiniz ama dışında biz ibadet edeceğiz.'
'Fatura ödediğimiz gibi her ay Mescid-i Aksa için de ödemeler yapmalıyız'
Müslümanların yapması gereken noktalara değinen Bioud, 'İlk olarak Mescid-i Aksa'yı yaşamalıyız. Mescid-i Aksa hayatımızın bir parçası olmalı. İkincisi, bizler Mescid-i Aksa'dan hiçbir zaman gafil olmamalıyız. Her zaman açıkgözlerle ve en yakın şekilde orada olanları takip etmeliyiz. O öyle şekilde olmalı ki sanki günlük yediğimiz ekmek gibi Mescid-i Aksa'yı her zaman bilmeli, farkında olmalıyız. Ve üçüncü önemli hedefimiz, biz çocuklarımızı Mescid-i Aksa meselesini oradaki dava öğreterek büyütmeliyiz. Onlara öğretmeliyiz. Onlara bizim düşmanımızı ve onların da gelecekte düşmanları olacak o israillileri öğretmeliyiz. Onlara evlerimizde Mescid-i Aksa'nın fotoğraflarını göstererek bu şekilde büyütmeliyiz. Dördüncü olarak, Mescid-i Aksa'yı öyle bir hayatımıza sokmalıyız ki her ay yemek için telefon için internet için fatura ödediğimiz gibi her ay Mescid-i Aksa için de ödemeler yapmalıyız. Ona bağışlarda bulunmalıyız. Sonuncu olarak ve en önemli nokta olarak, bizler Mescid-i Aksa'nın hürriyetine kavuşana kadar Mescid-i Aksa için çalışıyor olmamız lazım ve bu konuda ümidimizi kaybetmememiz lazım. Öyle ki o çalışmalar için sanki parmak izimizi basıyormuş gibi çalışmalarda bulunmamız lazım.' diye konuştu.
'İçlerinizden çıkacak kuvvete inanıyorum'
Şehitlerin toprakları olan mübarek topraklardan, Gazze'den geldiğini söyleyen Samar Subeyh, 'Öyle ki o topraklar ki ihtilal güçleri tarafından kadın, çocuk ve birçok gencin öldürüldüğü topraklardan. Ve oradaki o toprak sakinlerinin evlerini yıkanlar. Şu an Gazze'de 50 binden fazla yetim var. Aralarında tabii ki bazıları annesini, bazılarını babasını kaybetti. Ve bazıları da ne yazık ki ikisini birden kaybetti. Ve bunların arasında tüm ailesini kaybedenler de var. Çocuğuna kavuşmayı, sarılmayı unutan toprağın altında olanlar da var. Değerli kardeşlerim, bugün burada size sadece bir Gazzeli olarak konuşmuyorum. israilin orada yaptığı zulmün bir şahidi olarak da konuşuyorum. Şu an burada Gazze'nin zayıflığından yakınmıyoruz. Zayıf olduğum için şu an önünüzde ağlamıyorum. İçlerimizden ve içlerinizden çıkacak kuvvete inanıyorum. Filistin konusundaki iman güçlerinize, gönüllerinizden ve dillerinizden dökülen kelimelere, burada toplandığımız gibi iradelerimize…' dedi.
'Ne yazık ki Filistinli esirlerin idam kararını aldılar'
İşgal rejiminin amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya devam ettiğini vurgulayan Subeyh, 'Bugün israil rüyasını gördüğü ama aslında öyle olmayan bir şey için tüm çabasını, tüm askeri gücünü harcıyor. Hedefine ulaşmak için hiçbir şeyden sakınmıyor ve tüm aletleriyle bunun için çabalıyor. Ancak Aksa Tufanı'ndan sonra ne kadar saklayıp gizleseler de Filistin davası tüm dünyaya gösterecek kendini ve insanlar anlayacak inşallah. Mescid-i Aksa kapandığında veyahut da kapalı olduğu müddette israil ne yaptı? Ahlaktan insanlıktan yoksun o zalim oradaki vezirlerden, oradaki bakanlardan Ben Gvir ne yazık ki Filistinli esirlerin idam kararını aldılar. Ve kendi hükümetlerinde idam kararını verdiler. Orada kendi bardaklarına, kadehlerine içkiyi doldurdular ve diğer arkadaşlarını bu idam kararını kutlamak, yine içki doldurmak için çağırıyordu ve biz bunları gördüğümüzde gözyaşlarımızı tutamadık. Ve bu karar doğrultusunda 11 bin esir şu an sadece hapsedilmekle kalmıyorlar. Onlar orada açlar, hastalar ve yavaş yavaş idam kararının uygulanmasını bekliyorlar.' şeklinde konuştu.
'Kadınların iffeti ayaklar altında'
Kadın esirlerin gururlarının her gün incitildiğine dikkati çeken Subeyh, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Bu esirler arasında 440 tane çocuk yaklaşık 16 aydır esir. Oradaki kadınlara geldiğimizde ne yazık ki aralarında 53 Filistinli kadın orada hapiste eziyet görüyorlar. Şu anda siyonist güçler hapishanede bulunan kadınları her gün en az 5 defa en ayrıntılı şekilde vücutlarını sürekli teftiş ediyorlar. Orada ne yazık ki Filistinli kadın esirler utanç verici bir şekilde en ayrıntılı şekilde sürekli teftiş ediliyorlar. Ve bu yapılırken şu an her yerde, dünyanın her yerinde ne yazık ki bütün insanlar sessiz kalıyor. israil güçleri bu şekilde, onların utançlarını zedeleyecek şekilde, gururlarını yere düşürecek şekilde yapıyorlar ama onlar sabrediyorlar.'
'Aksa Tufanı'nda iki kardeşim şehit oldu'
Mescid-i Aksa için canlarından vazgeçtiklerinin altını çizen Subeyh, 'Ben burada israilin suçlarına şahit olmuş bir insan olarak konuşuyorum. Beni esir olarak aldıklarında 3 aylık evliydim ve bir aylık hamileydim. İlk çocuğum, ilk mutluluğumdu. Ne yazık ki, israil bu çalışmalarıyla Filistinlilerin hayallerini, Filistinlilerin mutluluğunu ve gençlerin umutlarını öldürmeye, söndürmeye çalışıyor. Beni günün en erken saatlerinde çok soğuk bir havada tutukladılar. İlk başta üzerime köpekleri saldılar. Ve beni yere yatırdılar. Sonrasında ellerimi ve ayaklarımı kelepçelediler ve gözlerimi bağladılar. Aynı daha önce bahsettiğim gibi Filistinli kadınların o yaşadığı arama gibi beni de aradılar. Aileme veda etmeden, nereye gittiğimi bilmeden ve ne yaptığımı bilmeden. Sadece Filistinli olduğum için gurur duyuyorum. Filistin halkı bir şey yapmadı. Onlar sadece Filistinliler ve Filistinli oldukları için topraklarını savunuyorlar. Onlar orada kendi kutsalları olduğu gibi bizim de kutsallarımız olanlar için direniş gösteriyorlar. Burada hocamız güzel Kur'an-ı Kerim ayetlerini tilavet ederken, bu ayetler Filistin halkına uygulandı, tatbik edildi. Aksa Tufanı'nda iki kardeşim şehit oldu. Annem ve babam, 'Biz şüphesiz Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz.' dedi. Ve bunlar sadece kutsalımız Mescid-i Aksa için.' diye konuştu.
'Arkamda kadınlardan, çocuklardan oluşan 11 bin esiri bıraktım'
İşgal hapishanelerinde zulüm gördüğünü ama zihninin her zaman özgür olduğunu söyleyen Subeyh, sözlerini şöyle sonlandırdı:
'Evet, ben şu an sizin önünüzde hür ve özgür olarak bulunuyorum lakin şu an sadece vücudum sizinle birlikte. Arkamda kadınlardan, çocuklardan oluşan 11 bin esiri bıraktım. Beni hapsettiler, bana zulüm gösterdiler ama benim kalbimdeki ve zihnimdeki hayallerimi ve düşüncelerimi ihtilal edemediler. israilin yaptığı zulmü, oradaki birçok şiddeti gördüm ama bunların hiçbirisi beni durdurmadı. Ve inşallah benim bulunduğum Endonezya, Malezya, Cezayir ve Türkiye'deki birçok ilde biz dik duruşumuzu göstereceğiz. Bugün sizin gözyaşlarınıza ihtiyacımız yok. O kadar yaraya rağmen ağlamanıza ihtiyacımız yok aslında. Aslında bugün ihtiyacımız olan ciddi, hakkaniyetli, dürüst bir duruş. Ve susmayan bir ses. Ve gençlerimiz ateş gibi yanmalılar. Onlar o şekilde yanmalı ki zulüm eden İsrail güçlerini kendi şehirleri sandıkları yerde onları oradan kovsun ve öldürsünler. Mescid-i Aksa'nın özgürlüğüne kavuşması için burada bulunan gençlerimiz, liselerde bulunan tüm gençler, öğretmenler ve tüm insanlar bilmeli ki biz burada Filistin davası için toplanıyoruz.'
'Gelemediğimiz için af dilesem, bilmem kabul eder misin?'
Gazze'de yaşananların yanında kendi yaşadıklarının çok hafif kaldığını vurgulayan Sumud Filosu'nda yer alan Vanlı Emrah Atiş, 'Aslında gelmeyi çok istedim size, çocuklara biz yetişemedik sen bize geldin buraya. Döndükten sonra aslında çok anlatma taraftarı değildim. Öyle de bir paylaşım yapmıştım. Nedenlerden birisi buydu. Yani bizim yaşadığımız birkaç günlük bir meselenin o kadar çok konuşulmaması gerektiğini düşündüğüm için durmuştum. Şu an aslında o sırada ne hissettiğimi daha iyi anlayabiliyorum. Sizi dinleyince burada bir kez daha bu kalbimin ortasında bir taş gibi oturdu. Rabbim nasip etmedi bunu yetişemedik dediğim gibi ulaşamadık. Keşke şu an bütün ümmet adına avucunun içini öpsem, ayaklarını öpsem gelemediğimiz için af dilesem, bilmem kabul eder misin?' diyerek duygularını dile getirdi.
Program yapılan dua ile sona erdi. (İLKHA)





